1- Güçlü ve sürekli nasyonalizm[1]– Faşist devletler, hemasi söylemleri, sloganları, simgeleri, şarkıları ve araç gereçleri sürekli bir şekilde kullanır. Her yerde bayrak-sancak olur. Faşistler, üzerinde simgeleri olan giysileriyle[2] açıkta dolaşırlar.
Faşizmin uluslararsı en tanınmış simgesi (güç simgesi!)
2- İnsan haklarını aşağılar ve yok sayar– Düşman korkusundan dolayı sürekli emniyete ve güvenceye gereksinim duyar. Faşist rejimlerdeki halk, başka “ihtiyaçlar” nedeniyle insan haklarından vazgeçebilir söylemiyle kandırılır. Halk başka yöne bakar, hatta işkenceyi, infazları, terörleri, uzun tecrit ve hapisleri bile onaylar…
3- Düşman yaratmak ve birleştirici faktör olarak onu günah keçisi haline getirmek– Irksal, etnik ya da dini azınlıklar, özgürlükçüler, komünistler, sosyalistler, teröristler gibi hissedilen hayali düşmanı defetmek için halk birleştirici hamasi çılgın mitinglere sürüklenir.
4- Kolluk kuvvetlerin egemenliği– Halkın yaygın güncel sorunları olsa dahi, bütçenin orantısız bir bölümü kolluk kuvvetlerine verilir ve halkın ivedi gündemi yok sayılır, unutturulur. Kolluk kuvvetleri cazip hale getirilir.
5- Sınır tanımayan sexsizm– Faşist devletler hemen hemen her zaman erkek egemendir. Faşist rejimlerde, geleneksel cinsel roller daha katı hale dönüştürülür. Eşcinsel düşmanlığı ve anti-gey yasama ve ulusal politikada olduğu gibi kürtaj karşıtlığı artar, yükselir.
6- Medya rejimin kontrolündedir– Bazen medya direk hükümet tarafından kontrol edilir, ancak diğer durumlarda, dolaylı olarak yasamayla, sempatik medya sözcüleriyle ya da medya yöneticileriyle bu kontrol devam eder. Sansür, özellikle savaş dönemlerinde yaygınlaşır.
7- Ulusal Emniyet konusunda takıntı– Ulusal emniyetin tehlikede olduğu korkusu, halkın üzerinde motivasyonel bir araç olarak hükümet tarafından kullanılır.
8- Din ve Devlet iç içe girer- Faşist rejimlerde hükümetler, halk arasındaki en yaygın dini, halkın görüşlerini manipüle etmek için kullanır. Dini retorikler ve deyimler, dinin genel öğretileri hükümetin politikalarına ve uygulamalarına karşı olsa bile, hükümet liderlerinin dilinde pelesenk olur.
Sakın rehavete kapılma! Sakın düşünme ki senin başına gelmeyecek! Halk düşmanları yeminliler! Bütün bölgeyi kan gölüne çevirecekler… Allah Allah bağırarak Müslüman kanı dökecekler. Dökecekler ki Emperyalizm ve Siyonizm bütün bölgeye egemen olsun! Bu vahşetin son halkalarından sadece bir tanesidir! Bu vahşetin önünde sadece halkın gücü, bütün halkın, birleşen ve birleşmiş halkın gücü dayanabilir ancak! Ayrışmalara karşı dayanmak gerek! Bizi her ne bahaneyle olurse olsun birbirimize düşman kesen ayrıştıranlara karşı birlik olmalıyız!
Son aylarda başı kesilen insanları görüp de bilerek susanlar aynı cinayetin safında yer aldıklarını biliyorlar ya sen? Bu kadının haykırışı, Siyonizmin ve Emperyalizmin çıkardığı ve halen Gazze’den Bağdat’a kadar bir coğrafyada cereyan eden din savaşlarında ve nifak savaşlarında can çekişmekte olan insanlığın haykırışıdır! Dinle ve bu haykırışı unutma sakın!
Sayın Başkan! Şengal Dağları’ndaki Yazidiler… Sayın Başkan! Biz La ilahe illa Allah sancağı altında kılıçtan geçirildik! Sayın Başkan… Şu ana kadar 500 Yazidi erkek ve oğlan çocuğu doğranmıştır! (Mecliste ‘Yazdiler La ilahe illa Allah sancağı altında kılıçtan geçirildiler’ sözüne karşı homurdananlar oldu) Rica ediyorum… Rica ediyorum kardeşlerim. Şu anda biz konuşuyorken, Yazidiler aleyhine bir soykırım gerçekleşmekte. Lütfen kesmeyin Sayın Başkan… Rica ediyorum Sayın Başkan! Bitirmeme izin verin. Şu anda benim ailemi kesiyorlar! Diğer katledilen Iraklılar gibi öldürüyorlar. Şiiler, Sünniler, Hristiyanlar, Türkmenler ve Kürtler gibi. Ve bugün Yazidiler! Kardeşlerim, bütün siyasi farklılıklarımızı bir kenara bırakmanızı istiyoruz ve insan olarak birlikte ayağa kalkmanızı istiyoruz. Ben burada insanlık adına konuşuyorum. Lütfen koruyun bizi! Koruyun bizi! 48 saattir, 30,000 aile Şengal Dağları arasında sıkışıp kalmışlar; susuz, yemeksiz… Onlar ölüyorlar. 70 çocuk susuzlukta can vermiştir! 50 yaşlı adam ağır koşullardan dolayı hayatından olmuş! Kadınlarımız cariye olarak kullanılıyorlar, pazarda satılıyorlar! Sayın Başkan! Biz meclisi bir an evvel bu soykırımı durdurmaya çağırıyoruz. Yezidileri yok etmek için 72 saldırı gerçekleşmiş ve şu anda 21. YY’da bir kez daha tekrarlanmakta. Biz katledildik. Biz kesilip doğrandık. Bütün din yeryüzünden silindi. Kardeşlerim, insanlık adına size sesleniyorum, bizi kurtarın! Sayın Başkan istiyorum…
(teşekkürler… Teşekkürler sayın konuşmacı!) (Ne yazık ki bazı milletvekilleri sözüm ona Sünni Devrimi adına bu cinayetleri yapanların sözcüsü olmuşlar)
Bir kuyu ve kuyu yanında bir karakol. Bir sedir konmuş kuyunun yanına. Bir urgan halka edilmiş çividen sarkmakta. Yatağın yanında bir su kovası, biraz taş ve kuyu kapağı, bir avuç da tahta ve çalı çırpı. Kuyunun dibinden bir adamın iniltisi sürekli yükselmekte. Bekçi adam sedirde oturmuş, yemek tasını kapatmakta, eşyalarını toplamakta. Adam ağzındaki lokmayı usulca çiğniyor. Kuyudan yükselen inilti aniden kesiliyor. Adam çiğnemeyi kesiyor, dönüp kuyuya bakıyor. Aniden kuyunun dibinden bir haykırış yükseliyor. Adam yavaş yavaş çiğniyor ve dinliyor. Haykırış şiddetleniyor. Adam lokmasını yutuyor. Kuyunun dibindeki ses daha da kulak tırmalayıcı oluyor.
Sermaye daha da saldırgan kurt olmaya devam ederken emekçi boyun eğen koyun olmaktan sıyrılamıyor!
Tahran’ın varoşlarında teneke “evlerde” yaşayan halk, Tahran belediye binasına yürüdü, halkın taş ve sopasına karşın Şah’ın polisi gerçek mermilerle halkı taradı ve onlarca insan öldü! Bu bir kıvılcımdı!
Hiç bir kitlesel hareket kadınların katılımı olmadan başarıya ulaşamaz!
Gazze’de, Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de ve dünya sermayesi tarafından cehenneme dönüştürülmüş birçok ülkede bomablar sivil insanların başına yağarken, insanlar kılıçtan geçirilirken, masum çocuklar alevler içinde can verirken, biliyorum benim bu cılız sesim, iki satırım asla o yangını söndürmeyecek, ama hiç olmazsa safım belli olur. Bunu bana bir karınca öğretti! (h.h…)
Hikayedir. Rivayet edilir: Kral Nemrud, ona karşı ayaklanan İbrahim peygamberin ateşte yakılmasını emretmiş! Herkesi odun taşımaya çağırmış. Nemrud’dan yana olanlar odun taşımaya koyulmuşlar!
Ateş yakılmış ve alazları bulutlara yükselmiş. İbrahim ateşe atılmak için mancınığa konmuş. Odun taşıyan bir adam bir karınca görmüş, bir damla suyu yüklenmiş telaşla gidiyormuş. Sormuş karıncaya, bu su niçin, bu ne telaş diye. Karınca, “Nemrud’un ateşi içindir!” demiş. Adam alayla gülmüş demiş ki “Senin bir damla suyun mu söndürecek bu cehennem ateşini?” Karınca da sakince yanıtlamış “ Ben de bilirim bir damla su Nemrud’un ateşini söndürmeyecek ama olsun yine de benim safımı belli eder, hangi tarafta olduğum anlaşılır!”
Azade Ahklaki: Bir Tanığın Rivayetiyle adlı kişisel sergisinde
“Bir Tanığın Rivayetiyle” bir fotoğraf serisinin adıdır. Yakın dönem İran tarihindeki 17 trajik ölümü canlandıran 17 fotoğraftan oluşan bir seri. Bu düşüncenin sahibi ve fotoğrafları canlandırma düşüncesini hayata geçiren sanatçı Azade Ahlaki’dir. Azade der ki: “Bugünlerde idealizm birçoğunun alay konusu olmuştur. İnsanlar, büyük ve ulaşılması zor hedefleri olan kimselerle alay ediyorlar. Ancak benim için, savaşan ve ideaları uğuruna canlarından olanlar çok saygın kişilerdir. Hedefim takdir ettiğim bu insanların anılarını canlandırmaktı.” “Bir Tanığın Rivayetiyle” son dönem İran fotoğrafçılık alanındaki en muhteşem projelerden sayılır. Bu projenin hayata geçmesi –ki geniş araştırmaları da içermekte- 3 sene sürmüştür. Azade Ahlaki’ye bu projede birçok insan yardımcı olmuştur, bu arada ve özellikle Sasan Tavakkoli Farsani (Fotoğrafçı ve sahne müdürü) ve Jila Mehrcui’den (kostüm) söz etmek gerek.
Sapanla taş atan mı terörist yoksa masum halkın üzerine bombalar yağdıran mı? Yıllardır katledilen bir halkın çaresiz çocuklarının taş atması mı terörizm yoksa çocuklarına bombalar üzerine “İsrail’den sevgilerle” yazdıran sapık kafalar mı? Lanet olsun! Sizin sonunuzu devrimci, musevi kardeşlerim getirecek!