İran’ın günümüz edebiyatının tartışmasız ustalarından, yazınsal eleştiriyi başlatan, Farsça yeni şiir akımının babası, Pen Kanada dönemsel başkanı, İran ve Toronto üniversiteleri eski hocası, edebiyat teorisyeni, romancı, şair, insan hakları savunucusu Rıza Beraheni ve hakkında tek bir sözcük bile söylemeye gerek olmayan Yaşar Kemal yan yana!
Ay: Ocak 2015
aaah Furuğ! bak bir tanen Kami ne halde!
Furuğ Ferruhzad’ın oğlu: Kamyar. Furuğ’un deyişiyle Kami! Furuğ, eşi Perviz Şapur’dan ayrıldıktan sonra ömrünün sonuna kadar bir daha Kami’yi görmedi ve onun hasretiyle tutuşup yandı. Bu yasağı koyan ve sürdüren eşi yazar Perviz’di. Furuğ, Ev Karadır filminin çekimi sırasında Tebriz Cüzamhanesinden Hüseyin Mansuri’yi evlatlık edindi. Hüseyin şu anda Almanya’da yaşamakta ve çevirmenlikle uğraşmakta. Kami’nin dediğine göre, Furuğ’un Hüseyin’i seçmesindeki en önemli neden onun Kami’ye benzeyişiydi. Furuğ’un oğlu Kami ise, İngiltere’deki yaşamı sonrasında Tahran’a döndü. Ve şimdilerde 63 yaşlarında ve Tahran sokaklarında, parklarında dolaşarak gitar çalıp üç kuruş, beş kuruş topluyor…
Behey saki!
Behey saki dolandır kaseyi ver badeyi ver
kolay sandık bu sevdayı fakat çıktı bu müşküller
Saba bir nâfe amberle açarsa türre kâkülden
kara saçlarının her dalgasından kan içer diller
Canım canan evinde emin eğlence yok dem dem
Çığırır seslenir çanlar ki kalkın bağlayın yükler
Eğer pirin söylüyorsa, seccadeni sen meyle rengin kıl
ki salikler bilir bu hangi yoldur hangi menziller
Gece kör dalgalar korkunç bu denli de derin burgaç
halimizden anlamaz sahildeki dingin bu yüksüzler
Başı buyrukluğumla bednama çıktı ah adım sonda
gizil kalmaz o gizler ki ondan kurarlar çoklu meclisler
Eğer dinginlik istersen, kayıp olma ondan ey Hafız
ufuklar onların oldu, bu dünyanı atan kimler
(Şirazlı Hafız’dan bir gazel, h.h.)
الا یا ایها الساقی ادر کاسا و ناولها
که عشق آسان نمود اول ولی افتاد مشکلها
به بوی نافهای کاخر صبا زان طره بگشاید
ز تاب جعد مشکینش چه خون افتاد در دلها
مرا در منزل جانان چه امن عیش چون هر دم
جرس فریاد میدارد که بربندید محملها
به می سجاده رنگین کن گرت پیر مغان گوید
که سالک بیخبر نبود ز راه و رسم منزلها
شب تاریک و بیم موج و گردابی چنین هایل
کجا دانند حال ما سبکباران ساحلها
همه کارم ز خود کامی به بدنامی کشید آخر
نهان کی ماند آن رازی کز او سازند محفلها
حضوری گر همیخواهی از او غایب مشو حافظ
متی ما تلق من تهوی دع الدنیا و اهملها
canım acıyor!
“Canım acıyor!” diyorsun annem
Senin canın acırsa gözyaşlarım dinmez…
Ölen bir çocuk ağlamaz sanma annem
Sokaklara bak, evlere bak!
Yüz binlerce göz var senin acınla ağlayan
Kısılan sesine ses verip bağıran.
Olsun bırak böyle yazılsın ferman
Ve affedilsin zulada beni kıstırıp kanımı dökenler
Bak bu şiir falan değil
Tan yeri gecenin en karanlığında söker
Tam da benim düştüğüm yerden
Yattığım topraktan!
(h.h.)
biz sarhoşlarız yolda kalmışız!
Biz gamsız sarhoşlarız kalbi yitirmişiz
kadehle nefes alırız aşkla sırdaşız
Bize çokça sitem yayları germişler
çetin düğümleri cananın kaşıyla açmışız
Cana dün gece sabuhi yangısı çekmişsin
bizse o gelinciğiz ki dağ ile doğmuşuz
Muğan piri bizim tövbemizle üzgündür
söyle badeyi süz özr için ayakta durmuşuz
Her şey seninledir nazar eyle ey yol sebebim
insaf edip hak veririz biz yollarda kalmışız
Lale gibi mey görme kadeh meyanında
bu yangıyı gör ki kanlı kalbe vurmuşuz
Dedin ki Hafız nedir bunca renk bu hayal
yanlış nakış görme biz o sade levhalarız
(Şirazlı Hafız’dan bir gazel, Farsçadan çeviri: h.h.)

sakın haaa!
o genç ölü!
“Kerim, izmariti ayağının altında ezdi bir sigara daha yakarken kararını verdi; canını buradan, bu deliler evinden kurtarmalıydı. Huriye’yi ne pahasına olursa olsun bulmalıydı. Hapishanede çektirilen acıları, sevgilisinin bedeninden ve ruhundan çekip çıkarmalıydı; ansızın böğrüne saplanan kahpe bir bıçağı, etine, tırnağına giren tırmığı, dikeni çıkarır gibi. Kan, parmaklarının arasından akacak; ama bitmiştir artık, diyecek. Sonra onu alıp Tebriz’in kavaklarının, rüzgârın elinde titreyip çın çın ettiği evine götürecek, rahat ettirecek. Ama nasıl? Önce mutfakta yatan genç kadının cenaze işlerini bitirmeliyim, diye düşündü. Ruhsara da Suğra da kendisi de çoğalmalıydı. Her biri beş kişi, on kişi olmalıydı ki genç gövdeyi toprağa verirken garip kalmasın. Ama nasıl?
Çıktı!
Lo!
Aaay dostum benim, amaaan dostum benim
Ay boy atmış boylu çınarım
Ay rüzgarlı dağlara oturmuş
Derin bir hasretle yılını ayını geçirmiş dostum
Bil ki ben seni seviyorum hala
Gerçi senden uzağım ve ellerim boştur
Canım feda olsun sana, kurbanların olurum…
Katliamlar kimin değirmenine su taşır?
Şayet cinayetler dine, dile, deri rengine ya da cinsiyete göre ayrılıp ayıklanıp ona göre tavır alınıyorsa büyük bir çürümüşlük söz konusu demektir!
Paris’te ülkenin seçkin aydınlarına karşı yapılan kanlı baskın insanlıktan az da olsa nasibi alan herkesi üzdü… Ancak aynı süre diliminde Nijerya’da sivil halka karşı uygulanan yok ediliş baskını binlerle sayılan ölü bıraktı… yakılan çocuklar, insanlar, hayvanlar, evler ve yok edilen bir coğrafya!