İran Roman Anlatısında Modernite

  1. Arap Mansur -İkinci Abbasi halifesi- bir emir verir, Sofyan bin Muaviye o emri yerine getirir. İranlı düşünür, yazar ve çevirmen Ruzbeh Purdadviye’nin (Abdullah bin Mukaffa) daha otuz dokuz yaşındayken vücudu parçalanarak tandıra atılıp yakılır. Yıl MS 759.

Ruzbeh’in Farsçadan Arapçaya çevirdiği onlarca eser arasında Kelile ve Dimne ve Farsça özgün adı Hézar Efsan (Bin Söylence) olan Binbir Gece Masalları, o güne kadar görülmemiş bir anlatı türüyle sadece İran edebiyatında değil dünya edebiyatındaki anlatı sanatına derin etkileri olmuştur. Kelile ve Dimne, dünya fabl anlatısına öncülük ederken özellikle Binbir Gece Masalları iç içe geçmiş çoklu anlatının tek bir anlatı içinde yer almasıyla bu eseri eşsiz kılmıştır. O günden bugüne binlerce anlatı eseri barındıran görkemli İran edebiyatında “anlatı” ya manzum ya da düzyazı biçiminde olmuştur.

Şayet edebiyatçıysan… Korkma!

Bayanlar ve baylar,

Bu ödülün bana bir insan olarak değil, yapıtlarıma –insan ruhunun acısı ve teri içinde, şan şöhret ve hele ki kazanç için değil, insan ruhunun özünden daha önce var olmayan bir şey yaratmak için harcanan bir ömürlük emeğe– verildiğini hissediyorum. Bu yüzden bu ödül bana sadece emanettir. Parasal kısmını, kaynağının amacına ve önemine layık bir yere adamak zor olmayacaktır. Ancak bu anı, zaten aynı acı ve çabaya gönül vermiş olan ve aralarından birinin günün birinde benim durduğum bu yerde duracağı genç erkek ve kadınlar tarafından sesimin duyulabileceği bir zirve olarak kullanarak, kazanılan bu takdir için de aynısını yapmak isterim.

Bugünkü trajedimiz, artık dayanabileceğimiz kadar uzun süredir devam eden genel ve evrensel bir fiziksel korkudur. Artık ruhun sorunları kalmadı. Sadece şu soru var: Ne zaman havaya uçurulacağım? Bu yüzden, bugün yazan genç erkek veya kadın, insan kalbinin kendisiyle olan çatışmasını unuttu; oysa iyi bir yazıyı var edebilecek tek şey budur, çünkü yazmaya, bu acıya ve tere değecek tek şey odur.

Bunları yeniden öğrenmelidir. Kendine, her şeyin en aşağılığının korkmak olduğunu öğretmeli; ve bunu kendine öğretirken, kalbin o eski sarsılmaz gerçeklerinden ve hakikatlerinden –ki bunlar olmadan her hikaye gelip geçicidir ve yok olmaya mahkumdur– yani aşk, onur, acıma, gurur, şefkat ve fedakarlıktan başka hiçbir şeye yazıhanesinde yer bırakmayarak korkuyu sonsuza dek unutmalıdır. Bunu yapana kadar, bir lanet altında çalışır. Aşktan değil şehvetten, kimsenin değerli bir şey kaybetmediği yenilgilerden, umutsuz ve en kötüsü de acıma ya da şefkatten yoksun zaferlerden yazar. Onun kederleri hiçbir evrensel kemik üzerinde yas tutmaz, arkasında hiçbir iz bırakmaz. Kalpten değil, salgı bezlerinden yazar.

Bu şeyleri yeniden öğrenene kadar, sanki insanların arasında durmuş insanlığın sonunu izliyormuş gibi yazacaktır. Ben insanın sonunu kabul etmeyi reddediyorum. İnsanın sadece katlandığı (dayandığı) için ölümsüz olduğunu söylemek yeterince kolaydır: Kıyametin son çanı, o son kızıl ve ölen akşamda gelgitsiz asılı duran o son değersiz kayadan yankılanıp sustuğunda bile, orada hala bir ses daha olacaktır: Onun o cılız, tükenmez, hala konuşan sesi.

Bunu kabul etmeyi reddediyorum. İnsanın sadece dayanmakla kalmayacağına, galip geleceğine inanıyorum. O, yaratıklar arasında sadece tükenmez bir sese sahip olduğu için değil; şefkat, fedakarlık ve dayanma gücüne sahip bir ruha sahip olduğu için ölümsüzdür. Şairin, yazarın görevi bu şeyler hakkında yazmaktır. İnsanın kalbini yücelterek, ona geçmişinin görkemi olan cesareti, onuru, umudu, gururu, şefkati, acımayı ve fedakarlığı hatırlatarak dayanmasına yardımcı olmak onun ayrıcalığıdır. Şairin sesi sadece insanın durumun betimleyici anlatıcısı olmak zorunda değildir; onun dayanmasına ve galip gelmesine yardımcı olan dayanaklardan, sütunlardan biri olabilir.

O my steed!

I’m packing my bags, catching that midnight train, my steed
Yeah, I’m leaving this town, my noble steed…
Children should be jumping, dancing in this open field
But there’s nothing left but corpses under this iron shield
My eyes are so heavy, so tired of the vultures’ greed


I’m cutting out tonight… come hit the road with me, my steed
Listen to my whisper, I’m speaking the language we need
My sweet baby’s singing somewhere, but I lost her tune
They say a green valley’s waiting right past that lonely moon
But I’m staring at the dark, don’t know what’s across that bridge


Your eyes are so beautiful, my faithful steed
Got that smoky sorrow, that opium-heavy gaze
Your silent words bleed through this window-pane haze
And the rain… oh, the rain just won’t stop crying on the street


I hold the mirror sideways, catching your lonely face
The wind blows through your mane, losing its steady pace
I rest my heavy head right down upon your neck
We talk in a silent language, standing on a burning deck


Some fool calls it crazy, some jive-talker laughs at the view…
Oh, my silent warhorse, they stole the words from you
I was standing unarmed, no weapon in my hand
But they dragged me down, yeah they dragged me…
Straight into this killer’s band.