Türk ulusunun Egemenlik Bayramı olan 23 Nisan’ın ertesi günü 24 Nisan 1972 tarihli TBMM oturumunda tarihi bir karar oylamaya sunuldu. O dönemde, 12 Mart 1971 muhtırası verilmiş, askeri cunta devletin başında ve hükümet sözde “partiler üstü” kurulan teknokratlar hükümeti işbaşındaydı! Başbakanlığını Nihat Erim’in yaptığı, AP, CHP, MHP ve CHP’den ayrılan Turan Feyizoğlu’nun başında bulunduğu Cumhuriyetçi Güven Partisi’nden (CGP) teknokratların yer aldığı I. ve II. Nihat Erim Hükümetleri (33. ve 34. Hükümet) işbaşındaydı.
Oyalamaya sunulan soru şuydu: Deniz Gezmiş (25), Hüseyin İnan (24) ve Yusuf Aslan (25) idam edilsinler mi?
Meclis çoğunluğu Adalet Partisi ve diğer sağcı partilerin elindeydi. Toplam 450 üyeli Meclis’te 9 açık üyelik vardı. Toplamda 323 milletvekili oylamaya katıldı, 118 milletvekili ise oylamaya katılmadı!
Sonuç şaşırtıcı değildi: O tarihi soruya 273 Milletvekili “Evet!” dedi. Evetlerden 38 oy CHP’ne aittir. Sadece 48 kişi “Hayır!” dedi ve 2 kişi çekimser kaldı. Derler ki oylama sırasında en ön sırada oturan Demirel iki elini birden heyecanla kaldırarak ve Menderes’in idamına atıfta bulunarak “Üçe üç!” demiş ve “Evet!” için elini kaldırmıştır.[1]

Gazeteci Altan Öymen, idamların oylandığı günkü meclisi şöyle anlatmıştı:
“Süleyman Demirel, Mobilya Yolsuzluğundan yargılanan yeğeni Yahya Demirel İle ilgili olarak ’25 yaşında çocukla uğraşıyorlar’ diyor. … Deniz ve Yusuf da 25 yaşındaydı. Süleyman Bey onlar için hiç ’25 yaşında çocuklar’ demedi. İdam edilmelerini istedi. İsteğine ulaştı da…”[2]


Sonuç olarak AP, MHP, CGP ve CHP’den bir bölüm, “Evet!” Bu üç genci asın demiştir.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının devrimci avukatı Halit Çelenk’in kızı Serpil Güvenç şöyle yazar: “Ve 5 Mayıs gecesi kapımız çalındı. Gelenler babam Halit Çelenk’i infazların yapılacağı Ulucanlar Cezaevine götürmeye gelmişlerdi. Babam giyindi ve gitti…”[3]
Halit Çelenk ve ikinci avukat Mükerrem Erdoğan infaz sırasında hazır bulunmuşlar. Tanık Avukat Erdoğan, infazlar sırasında orada bulunan savcı ve gardiyanların tutumunun ve sürecin insani sınırlardan uzak, bir nevi “gösteri” ve “işkence”ye dönüştürüldüğünü ifade etmiştir.
Çelenk’in ömrünün sonuna kadar unutamadığı ve “İdam Gecesi Anıları” adlı kitaplaştırdığı anılarında Yusuf Aslan’ın hakkındaki ifadeleri sarsıcıdır: “Hücrelerin penceresi avluya baktığı için Yusuf Aslan, Deniz Gezmiş’in idam edilmesine ve cansız bedeninin bir süre asılı kalmasına şahitlik etmek zorunda bırakılmıştır. Bu durumun, infaz sırasını bekleyen bir insan için yapılabilecek en büyük psikolojik işkencelerden biridir…”
Mükerrem Erdoğan’a göre son ana kadar ağırbaşlılığını yitirmeyen Hüseyin İnan son anına kadar “Tam bağımsızlık” vurgusu yapmış ve hiçbir pişmanlık belirtisi göstermeden idam sehpasına doğru yürümüştür. Mükerrem Erdoğan o sabahı şöyle anlatıyor: “Deniz bize döndü. ‘Cezaevinde bizi, yangından mal kaçırır gibi kaptılar, havalandırarak getirdiler. Ayakkabılarımızın bağlarını bile bağlamamıza fırsat vermediler. Postallarımın bağlarını bağlasınlar; asıldığımda ayağımdan düşmelerini istemem,’ dedi. Deniz gardiyanların yardımıyla masaya çıktı. Bir gardiyan ilmiği açtı, genişletti, başından geçirip taktı Deniz’in boğazına. İşte o an Deniz son sözlerini söyledi.”
Halit Kıvanç’a göre, infazlar normalden çok daha uzun sürmüş ve özellikle Deniz Gezmiş’in boyu uzun olduğu için ayaklarının tabureden sonra yere değmemesi adına sehpanın ayarlanması sırasında teknik aksaklıklar ve kasti bir yavaşlık yaşanmıştır.
Deniz’in son sözleri hakkında Halit Çelenk’in kızı Serpil Güvenç şu ifadeleri kullanır:
“Upuzun gecenin sabahında avukat Mükerrem Erdoğan’la birlikte eve geldiğinde yüzünün renginin kül gibi olduğunu ve saçlarındaki kırların görünür bir biçimde artmış olduğunu anımsıyorum… Beni hemen daktilonun başına oturttu. Mükerrem Erdoğan’ı da yanına çağırdı. Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idam öncesi son sözlerini ezberlemişlerdi. Özellikle Deniz’in “yasalara aykırı” olduğu için idam tutanağına yazdırılmayan ve o metinde (…) olarak geçen sözleri önemliydi ve tarihin tanıklığına aktarılması gerekiyordu. Konuştular ve netleştirdiler. Onlar söyledi, ben yazdım…
Deniz’in son sözleri şunlardı:
“Yaşasın tam bağımsız Türkiye!
Yaşasın Marksizm Leninizm’in yüce ideolojisi!
Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi!
Kahrolsun emperyalizm!
Yaşasın işçiler, köylüler!”
Son sözler TCK’nın 141/142. maddelerinin varlığı nedeniyle basın ya da herhangi bir yayın organında yer almadı ve dillendirilemedi. Ama o daktilo sayfası çoğaldı. Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idam sehpası altında haykırdıkları cümleler Türkiye’nin her yanına dalga dalga yayıldı.”
Avukat Mükerrem Erdoğan’a göre Deniz o cümleyi şöyle kurmuştur: “Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının Kardeşliği!”[4]
İki cümle de bir fotoğraf üzerine eklemek isterim:

Eklediğim bu siyah beyaz fotoğrafta ilk dikkatimi çeken Demirel’in gülümsemesidir. Bütün yüzüne yayılmış. Çok mutludur. Nihayet istediği olmuş ve “İdam edilsinler!” oyları çoğunlukta! Demirel de diğerleri gibi sol kolunu koltuğunun arkalığına dayamış, iç ferahlığı ve zafer gülümsemesiyle sağ elini “Evet!” için kaldırmıştır, “İdam edin!” diyor! Demirel’in solundaki adamın yüzü görünmüyor. Dönmüş arka koltukları kontrol ediyor kim elini kaldırmamış diye! Sağındaki adam da sağındakileri kontrol ediyor! Biri eli havada ayağa kalkmış bütün salonu kontrol ediyor! Sakın elinizi evet demek için kaldırmamazlık etmeyin dercesine! Demirel emindir. Üç “eşkıya” yok edilecek! Ve o karanlıkta, karalıkta belli belirsiz yüzlerin havada asılı kalan onlarca elleri! Onca elin ortasında sadece iki kadın eli kalkmıştır: Biri evet için, AP’li Naime İkbal Tokgöz, ve diğeri CHP’li Hayriye Ayşe Nermin Neftçi’nin “Hayır” için kaldırdığı eli.
Ve nihayet ömürlerini halklarına adayan, faşizme, gericiliğe, feodalizme ve Amerikan’ın başını çektiği emperyalizme karşı mücadeleyle geçiren bu devrimci gençlerden, Amerikan emperyalizmi ve şer cephesi intikamlarını Deniz-Hüseyin-Yusuf’u idam ederek Amerikan askerlerini Boğaz’a döken devrimcilerden ve Tam Bağımsız Türkiye’ye inanan gençlerden kendilerince almıştır! Ama tarih öyle onların istediği gibi ilerlemiyor işte! Geç de olsa, güç de olsa sonunda gecenin karanlığını yırtıp atan şafak söküyor, tan atıyor işte… İsterseniz buna Tarihi Zorunluluk diyelim!
[1] https://bianet.org/haber/idama-evet-diyenlerin-tam-listesi-2130
[2] https://www.birgun.net/haber/denizlerin-idaminda-evet-e-kalkan-iki-el-di-82996
[3] https://haber.sol.org.tr/soldakiler/denizin-son-sozleri-haberi-27882
[4] https://simurg.info/2006/05/06/idama-giderken-6-mayis-1972/









