Agni’ye sekizinci mersiye!

Sen, denizlerimden ağan ve denizlerime geri dökülen o mutlak ateş. Dilimin ilk sözcüğü. Ezberlediği tekçe öyküsü. Şimdi kara bakışlarını görebiliyorum. Kara gecelerimde yanıp sönen parlak yıldızlarını…

Yedi yönden esen rüzgâr senin saçlarında çiftleşir. Senin rüzgârın yılanlarıma ıslık çalmayı öğretti, buğday başaklarıma esmeyi, çalgılarıma nağmeyi, acılarıma iniltiyi, kulaklarıma mırıltıları! Sen bana merdivenleri tırmanmayı öğrettin. Uzak bir kentin, uzak bir semtinde, uzak bir binanın uzak bir odasına tırmanan merdivenleri…

Sen iki dölyatağından çıkıp iki annenin eline doğan o kutsal erkek değilsin. Sen o iki annenin iki dölyatağından doğan ilk ve son kadınsın! Daha yaşın üç olmadan her gözünle başka görmeye başladın. Sağ gözün ağlarken sol gözün gülmeye mecbur. Sen gayrı muhal bir efsane. Sen gerçek bir acı, sonsuz bir sevda.

hep öyle bak

dağ karanfilleri topladım dudaklarından                 saçından tarçın rüzgarı      

öyle koyuldum yola: bunu yaz!

ellerin küçüktü yüzüme bastırıp ağlarken                              

yavrusunu çağıran dişi atmacalar dönüyordu sesinde                         düşüyordum bulutlarından

kokunu saklayan bir çarşaf gibi kal üstümde                          beni üzerine ört ya da

bana atkı örmedin daha             

diyorum istersen serçe besleriz dilinin ucunda     

Rıza Beraheni’nin 70. yaş gününe gönderilen mesajlar

Rıza Beraheni’nin yetmişinci doğum günü nedeniyle Toronto’da bir kültür merkezinin 2005 yılında düzenlediği geceye kimi edebiyatçının ve düşünürün ilettikleri mesajları burada vermek istiyorum:

Eugene Benson (PEN Kanada dönemsel başkanı)

Rıza Beraheni’ye bir yazar, yazın kuramcısı ve özellikle ülkesi İran’da demokratik özgürlükler yolunda gösterdiği özveriler nedeniyle selamlarımı gönderiyorum. Onun, arzularının ve hedeflerinin yeni ülkesi Kanada’da hep yaşamasını umut ediyorum.

Hélène Cixous (Yazar, eleştirmen, kadın insan hakları, yazın kuramcısı, filozof)

Kitap okuma ömründe bir eserin keşfi sevilen bir ölünün mezarından kalkması kadar nadir bir olaydır. Böylesi bir olay her beş yılda ya da on yılda cereyan eder. O gün insanın edebiyatın gerçeğini algılayabileceği bir güçle. Bu macera birkaç sene önce benim için cereyan etti. Benim için kıyametin kıyamı idi. Ne mutlu o insana ki ansızın başka bir gezegenin başka bir dünyanın varlığını öğrenir.

yazdıklarım

Rıza Beraheni yaşıyor!

Eleka’ya*

” ve bir başka gönül o  eceye özgüdür, devler ona eremez.”   Tebriz’li Şems

düşlerimde gördüğüm tüm kuşların adını            senin için yazmışım burada

tüm sevdiklerimin adını

okuduğum tüm o iyi şiirlerin

ve sıktığım ellerin

tüm çiçeklerin adını         mavi bir saksıda          senin için yazmışım burada

buradan geçerken            bir an bak ayaklarının altına

ben ayaklarının adını senin için yazmışım burada

ve kollarının -aşka ve kelebeklere köprü olunca          ve güvercinleri bastırınca kendine-     senin için yazmışım

burada

Şiir Dili

Yazan: Haşim Hüsrevşahi

Bu makale Çakır Dikeni Dergisi’nin ilk sayısında yayımlanmıştır, Aralık 2020

  1. Yaşam dilin içinde cereyan eder. Bütün dünyamız ve bu arada olgu olarak yaşamımızın bir parçası olan sanat ve edebiyat da -ve açıktır ki şiir de- dilin içinde cereyan eder. Konuşulan/konuşulabilen ve yazılan/yazılabilen diller kendi sözcük hazinesi, sözcüklerin sesleri, yan yana geliş sistematiği, biçimleri ve diğer birçok özellikleri bakımından birbirinden farklılıklar gösterdiğinden her dilin kendine özgü şiir dili, şiirsel dili, mensur şiir/şiirsel dili , roman ve öykü dilinin olması kaçınılmazdır. Ancak yaşayan dillerin paylaştıkları ortak özellikleri -örneğin o dillerde yazılan şiirlerin yarattığı hisler, gönderilerinin ortak toplu bellekteki yanıtı- nedeniyle dil, edebiyat dili, şiir dili evrensel kuramların tümü için geçerli olan temeller esasında irdelenebilir.
  2. Dil ister bir iletişim “sistemi”, iletişim “metodu” veya iletişim “aracı” olarak kabul edilsin; örneğin yapısalcıların yaklaşımıyla ister dil dizgesel (eşsüremlilik) boyutu ister tarihsel (artsüremlilik) boyutu ile ele alınsın, farklı yazın türlerinde farklılıklar gösterir.  Bu farklılıklar birçok dilbilimci tarafından yıllardır tartışılagelmiştir. Yirminci yüzyılın başında Rus biçimcilerinin açtığı düşünsel pencere, sanat dilini genelde ve şiir dilini özelde farklı boyutlarda ele almamıza olanak sağlamıştır. Şiir dilinin “araç” ya da “teknik” olarak kullanılma biçimi ve işlevi özellikle roman-öykü dilinden ve şiirsel dilden (mensur şiir dilinden) ayrı bir tür olarak ele alınmıştır. İşlevsel bakışla, özellikle poetikada dilin estetik işlevi -estetik amaç- açısından bakıldığında, günlük konuşmada (pratik dilde) anlam ve bilgi aktarma açık ve ön plandayken şiirin dili bu işleve karşı koyduğu iddia edilebilir.

Çomak ve Çomakçı!

Evet… Çomaklar ve Çomakların sahipleri!

Erdelan, çoraplarını katlayarak bavulun kenarlarına yerleştirdi: “Hep böyle sıcak tut ilişkilerini! Senin, ailene, Şah Âlâ Hazretleri’ne sırt çevirdiğini, kendilerinden biri olduğunu sansın… Bu çok önemli! Anlıyor musun?”

“Evet, anlıyorum!”

“Anlamıyorsun! Bunu da anla, anlamaya çalış, çabala! Sana gereken talimatı daha sonra göndereceğim… Yakında, çok önemli olaylar olacak. Düşün ki, mesela bir savaş çıkacak! Bu devletin silaha ihtiyacı olacak! Nerede olacak senin yerin? Ha?”

“Neden savaş çıksın ki? Hem savaş olursa general amcam hayatta olsaydı ne söylerdi onu düşünürüm! Savaşırdım!”

“İşte! Dedim ya anlamıyorsun!” Kafasını sallayarak mırıldandı: “İşim çok zor!”

“Ya ne?”

View original post 743 kelime daha

kara meyveler mevsimi…

Biliyor musun, ba­bamın ölümünden sonra evde bir boşluk, kocaman, soğuk bir kuyu gibi ağız açtı; hiçbir ışıkla, hiçbir gölgeyle dolmayacak bir boşluk… Evin dört bir yanını saran bu boşluğu hiçbir söz dolduramıyor, ısıta­mıyordu. Herkes de kendi içine kapanmıştı. Duvarlar, kapılar ağıt kokuyordu; ağlamalar, inlemeler yükseliyordu her yerden. Her haf­ta sonunda, kadınlar salonda –hani babamın öğleden sonraları kes­tirdiği salon var ya, işte orada– toplanıyor ve Hacı Mirza Hüseyin’in mersiyelerini dinliyorlardı. Kadınların yüzü siyah çarşafların altın­daydı. Onlar, kapandıkları siyah çarşafların altında, ferahlamak için ağlıyorlardı. İniltileri pencereden dışarı dökülüyor, bahçeye akıyor, kara sarmaşıklar gibi ağaçları sarıyor, kara çiçekleri duvarları kap­lıyordu. Artık, babamın sevdiği ağaçlarda ağlama çiçekleri açıyor, ağaçlar, gözyaşı meyvelerine oturuyordu, acı ve kara meyveler… Ba­bamın ölümünden sonra kimse, bahçemizde yetişen ağaçların mey­vesinden yemedi. Kadınların hıçkırıkları havuza dökülüyordu. Ba­lıklar. Anne, balıklar yumurtalarını bıraksın diye havuzun köşesine bir çalı süpürgesi koydu. Ama balıklar tutunma­dı. Bu kadar çok ağlama sesi, onları kendi havuzlarında serseme çevirmişti. Sonbahar olunca, yapraklar sarardı, bahçenin çamurlaşan toprağı­na döküldü.

“Gebersin aydınlar!”

Türkiye’de de Türkçeleştirilerek gösterilen Savaşın Gölgesinde adlı bir film vardı, izlemişsiniz belki. Aşağıda linkini veriyorum. Orada, filmin sonuna doğru Salamanca Üniversitesi rektörlüğüne getirilen Miguel de Unamuno konuşmasının bir yerinde faşist Franco yanlılarının attıkları “Yaşasın ölüm! Entelektüellere ölüm!” sloganının nasıl bir düşünsel acizlik ve zeka yoksunluğundan kaynaklandığını açıkladığı bir sahne var. Bu sloganın doğu çevrilip çevrilmediğini anlamak için biraz internette gezindim. Prof. Dr. İlber Ortaylı, 7 Aralık 2018 tarihli Özel Gündem söyleşisinde (https://www.youtube.com/watch?v=BUQNYmlvWXs) aynı ibareleri kullanıyor. Bu arada başka bir kaynak daha ilgimi çekti. Prof. Dr. Şerafettin Can Erdem’in danışmanlığını yaptığı ve Merve Aydın’ın Türk Basınında Franco ve İspanya İç Savaşı (Yeditepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, İstanbul, 2020) başlıklı kaleme aldığı yüksek lisans tez çalışmasında “Franco’nun İktidar Yılları” bölümünde  (Sayfa: 45-46) bu konuya ayrıntılı olarak değinmiştir. İşte bu tez çalışmasının ilgili bölümünü aynen aktarıyorum. Okumaya değer.

83 Federico Garcia Lorca ideas | federico garcia lorca, lorca, garcía lorca
Garcia Lorca
Miguel De Unamuno'nun “Sis” Eserinden Güçlü Sorular ve Cevaplar / Mustafa  Kemal Gültekin - Kirpi Edebiyat ve Düşün Dergisi
Miguel de Unamuno