dünya eksiktir artık!

kahramanlar-6

25 Kasım 2016, saat 10:29’da asrımızın biçimlenmesinde kesin rolü olan devrimci bir liderin hayata gözlerini yumduğunu Raul Castro TV’den anons etmiştir. Bu tarih unutulmayacak!

Bugünden önce 25 Kasım Mirabal kardeşlerin terör edildiği gün olarak anılırdı dünyada. Mirabal kardeşler (Hermanas Mirabal): Patria Mercedes Mirabal, Bélgica Adela Mirabal-Reyes, Maria Argentina Minerva Mirabal ve Antonia Maria Teresa Mirabal! Bu dört kız kardeş Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo rejimine karşı yıllarca mücadele vermişlerdir. Onlar 14 Haziran Devrimci Hareketi’nin başlamasına önemli yardımları olmuşlar.

mirabal sisters ile ilgili görsel sonucu
Mirabal kardeşler Peru’dayken

Yeraltı adları olan Minerva’dan sonra onlar grup içinde kendilerini, Las Mariposas (Kelebekler) diye adlandırmışlardı. 25 Kasım1960’da Trujillo’nun emriyle kız kardeşlerden üçü terör edilmiştir. Onların ölümü Dominik asıllı Amerikan yazar Julia Alvarz’in 1994’te yayımladığı Kelebekler Zamanında (In the Time of the Butterflies) adlı romanına konu olmuş ve aynı adla ekran olmuştur. 1999 yılında 25 Kasım, Mirabal kardeşlerin onuruna Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Ve Uluslararası Dayanışma Günü olarak anılmıştır.

mirabal sisters ile ilgili görsel sonucu
Mirabal Kardeşler, Mirabal Müzesi’nde

Büyük devrimci lider Fidel’in ölümü bahanesiyle devrimci kadınlardan söz açılmışken birkaç kişiden daha söz etmek yerinde olur. Vilma Espin. Vilma, Küba devriminin içinde, kalbinde aktif olarak yer almış bir devrimcidir. O, Küba kadın hareketinin liderlerindendi. Vilma, 26 Temmuz Hareketi’nin içinde yer almış ve 1950’de diktatör Batista rejiminin devrilmesinde tarihi görev üstlenmiştir. Devrimin zafere ulaşmasının ardından Vilma Espin 1960 yılında Küba Kadınlar Federasyonu’nu kurmuş ve 2007 yılında ölünceye kadar bu örgütün liderliğini sürdürmüştür.

Vilma Espin ile ilgili görsel sonucu
Vilma Espin

O, Ulusal Yasama Meclisi ve Devlet Şurası üyesi, Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi ve Politbüro üyesiydi. Lenin Barış Ödülü sahibi Vilma’ya Küba halkı tarafından Küba Cumhuriyeti Kahramanı unvanı verilmiştir. O, Küba’yı temsilen birçok uluslararası kongrelerde, Küba delegeleri onun liderliğinde hazır bulunmuşlardır. 7 Nisan 2016’da Vilma’nın 86. doğum gününde onun adına Havana’da açılan kültür ve eğitim merkezinde konuşan Fidel şöyle demiştir: “Eminim bugüne benzer bir günde Vilma çok mutlu olacaktı. O yaşamını neden feda ettiğini görecekti, o görecekti neden devrim yolunda mücadele edip ölenler gittikleri yol üzerinde enerji bırakırlar, güç bırakırlar ve bunun için mücadele etmeyi!”

Vilma Espin (7 Nisan 1930, Santiago de Cuba, Küba – 18 Haziran 2007, Havana, Küba)

Haydée Tamara Bunke Bider: Gerilla Tanya (November 19, 1937 – August 31, 1967) Geriila Tanya 1960 yılında henüz 23 yaşındayken Che’nin Doğu Almanya’nın Leipzig kentini ziyareti sırasında Che ile tanışmış ve onun tercümanı olarak görev yapmış bir devrimci. Tamara 1 yıl sonra Küba’ya gelmiş ve daha sonra 1964-1967 yılları arasında Che ile birlikte ve Che’nin liderliğini yaptığı grup içinde Bolivya devrimci hareketine aktif olarak katılmıştır.

Görsel sonucu
Haydee Tamara Bunke Bider

Che’nin grubu içindeki tek kadın devrimci olarak savaşan Tamara, deşifre olunca Che’nin silahlı mücadele verdiği ormanlara geçmek üzereyken 31 Ağustos 967 yılında Rio Grande ırmağını geçerken, omuzlarına kadar suda ve silahı yukarı kaldırmış durumdayken CİA’nin katilleri tarafından 8 yoldaşı ile birlikte kurşun yağmuruna tutularak öldürülmüş ve sürüklenen ve piranha balıklarının birçok bölümünü yediği cesedi 6 gün sonra Bolivya askerleri tarafından bulunmuştur. Haber duyulduktan sonra Fidel Gerilla Tanya’yı Küba’nın kahramanı olarak ilan etmiştir.

Gerilla Tanya. (19 Kasım 1937, Buenos Aires, Arjantin – 31 Ağustos 1967, Vallegrande, Bolivya)

onlar vardılar
onlar kahramandılar
yoksulların yüreğine umut közüydüler
onlar dünyanın bebeği gözüydüler
düşmanıma düşman
dostuma dosttular
onlar insandılar
insana inandılar
onlar öğretmendiler
daha güzel bir dünyanın var olabileceğini öğrettiler
fırtına gibi esip gittiler
yüreğimize güneş
yüreğimize umut
yüreğimize sevgi ekip gittiler
onlar çoktular
meydanlar artık hep onlarla güzel olacak
meydanlar artık hep onlarla sıcak

(h.h.)

kahramanlar-8

kahramanlar-7  kahramanlar-2 kahramanlar-3 kahramanlar-4

kahramanlar-5  kahramanlar

kahramanlar-9-zafere-kadar-daima

kahramanlar-1

ben atlardan indria’nın atıyım!

Sen ve ben doğmamışız daha! Ben, adı bile senin gözlerini ışıl ışıl ağlatan o nehirim. Senin gözyaşlarından oluşan nehir.

Eteklerini avuçla. Beyaz çıplak ayaklarınla gir bana. Dilim senin parmaklarını tanır, ayaklarını bilir. Topukların dilimin aşinasıdır. Serin sözcüklerim diz kapaklarına kadar yükselince eğil bana! Eğil. Siyah ve deli. Eğil ve beni geceden ödünç aldığı karasında gizle saçlarının. Beni kendi karanlığına götür. Mutlak krallığına. Ben senin saçlarında akacağım. Sen kendi acını kendi saçlarında akıtacaksın.

Eğil! Gözlerinin dehşeti gördüğü anki güzelliğiyle eğil bana! Şimdi gördüklerini asla anlatma! Dilin dilimde huzur bulunca sus! Bizim doğmamış olmamızın sırrını açık etme!
Eğil! Sözcüklerimi dişlerinin arasına al. Benim senin kasıklarını ısırdığım gibi ısır sözcüklerimi. Ben ölmeyeceğim. Sen de ölmeyeceksin. Doğmamış olan gerçekler ölümsüz gerçeklerdir.
Eğil! Gözlerini gözlerime göm! Gözlerimdeki dağları görüyor musun? O dağın yeşil eteğindeki ahşap evi görüyor musun? O evin tek odasındaki yatakta o kitabı görüyor musun? O kitabı gözlerimizin rahlesinde aç ve oku! Eskil sedir ağacının teninden akan kanın duasını okur gibi oku! Sadece ikimizin kulaklarına fısılda! Senin fısıltın sisli dağlardaki koşan rüzgarlara uğultuyu öğretecek.

Beni ram ettiğin günü anımsa kadınım! Dört nala toynak vurdurduğun kayalıklarda asi ve perişan saatlerimizi anımsa. “Ben atlardan İndria’nn atıyım, insanlardan kralım,” demiştim. Ve sen son rüzgârı saçlarına alarak gecenin içinden götürmüştün bizi. O yeşil dağların sonunda uçuruma geldiğimizde, dehlemiştin beni, uç demiştin. Ve şimdi asırlardır o dipsiz uçurumda sen ve ben asılı, sen ve ben uçan iki bilinmeyen, anlamını yitirmiş iki sözcük!

Eğil bana! Ben sana yalanı öğreteceğim! Sana yalanların tatlı rehavetini de sunacağım. Bu yatakta yat diyeceğim. Kızıl kadifesinde unutmanın. Öyle derin bir uykuya dalacaksın ki uyanmak acı gelecek. Masallarımı da alıp götüreceksin. Çünkü sen bana yeniden doğmayı öğrettin. Sana eğildiğimde beni döl yatağına götürdün. Üç kez. Öp memelerimi dedin. Üç kez. Ve ben seni parmaklarından başlayarak gezindim.

Bunların hepsini anımsa şimdi. Zira anımsayarak canın acıyacak, yaşadığını düşüneceksin ve tekrar seni ezberleyen gözlerimin içine bakmaya kalkacaksın…

(h.h.)

black and white horses ile ilgili görsel sonucu

Agni’ye son mersiye!

Beni kayınların arasına göm, senin kanatlarının gölgesine Agni! Karalar bağlama sakın, saçlarının kokusunu unutmak zor gelir. Gelirken ateşi parmaklarının ucunda getir. Suyu ağzında. Rüzgar bizi sarınca beni derinlerine göm. Gözlerindeki küsküyü orada bırak tam gözlerimin yanına. Soluklarını tut. Ateş püsküren soluklarını… Ay kayınların üzerinden akacak Agni. Sen şarkı söyleyeceksin ve benim kemiklerim uluyacak. Dişlerini etime geçir o zaman öyle git. Ya da gitme Agni son şiirlerini oku bana.

Anımsarsın ne zaman bardaklarımızı rakıyla doldursak şarkı söyle bana derdim, sen gülerdin… şiir söyle bana derdim Agni, sen susardın ben dinlerdim seni. Sonra elini kanatlarının altından çıkarır ateş yakardın yuvamızın ortasında. Aç bana derdin ağzını. Açardım. Akreplerimi alır ateşin ortasına atardın. Aç ağzını derdin açardım. Ağzımdan yenilmiş yıldızları toplardın, masanın üzerine, mumun yanına dizerdin. Ben ağladığımda kulaklarına mavi hindiba çiçekleri takardın. . Sabah ezanı okunduğunda sarı andızlar açardı avuçlarında. Sen ağladığında Agni, yalazlar bir yanaklarında oynardı bir memelerinde. Ben susardım.

Öyleyse Agni bana son şiirlerini oku. Son şarkılarını. Sen şarkı söylerken ben dolunaya ağacağım. Derisi çürümüş dolunayı seyreden penceredeki o fahişe kız ayağa kalkacak. Aynaya bakacak. Yüzünün çürümüşlüğünü unutacak. Yüreğinin çürümüşlüğünü unutacak Agni. O fahişe kız bize gerçek hikâyeyi anlatacak. Bize kandan arınmış pınarın suyunu içirecek. Eteğini rüzgârda savurduğunda on iki mevsimin on iki krallığının on iki yıldızı eriyecek. Saçlarını tarayacak ve eriyen yıldızlar akacak saçlarına.

Şarkılarını söyle bana Agni. Şimdi suyun büyüsü sarmış beni, kayınlara doğru gidiyorum. Toprağımdan ateş böcekleri uçuşuyor Agni. Elini kanatlarının altına sok ve alnıma sür! Aaaah benim kırk kanatlı, çift başlı ruhum, aaah benim dişi Agnim! Aaah ateş çiçeklerinin tapındığı kutsal fahişem! Bu benim sana söyleyeceğim son mersiyedir! 

(h.h.)

Göğün kutsal fahişesine selam deriz!

Ben ne bir edebiyatçı, ne de bir oyun yazarıyım. Amacım bu yolda çalışanlara, binlerce yıl önceye götürecek bir kapıyı açmak. Başarabilirsem ne mutlu bana!”

Muazzez İlmiye Çığ
8 Eylül 1995

Sümerde Kutsal Evlenme

Aşk Tanrıçası İnanna ile Çoban Tanrısı Dumuzi’nin Evlilik Öyküsü

(3 Perdelik Opera)

Yazan: Muazzez İlmiye Çığ

Birinci Perde’den kısa bir bölüm:

Bir Sümer tapınağının içi. İki tarafta renkli mozaiklerle süslenmiş yuvarlak sütunlar, ikisinin arasında, biraz arkada bir niş içinde Tanrıça İnanna’nın heykeli. Önünde bir sunak bulunuyor. Sütunların ön kısmında, bir tarafta Sümerli kıyafetleri giymiş kadın ve erkeklerden oluşan koro, diğer tarafta arp, lir, flüt ve def çalan çalgıcılar var. Ayrıca birkaç çeşit davul ve davulcu.

Read More »

ben ırmağım akıp giderim…

ben ırmağım akıp giderim
gölgeni saklarım salkımsöğüt
sesimi bırakırım sana …
 
ben ırmağım akıp giderim
kanat çal benimle gel mavi kuş
salkımsöğüt bizi izler bu şarkıda
 
ben ırmağım akıp giderim
yıldızlı karanlık inince
öykümü anlatırım salkımsöğütle mavi kuşa
 
ben ırmağım akıp giderim
denizlere bırakırım koynumdaki balıkları
sesim kalır arkamda bir de salkımsöğütle mavi kuş…

(h.h., 10-11/10/2016)

fotography Salix babylonica ile ilgili görsel sonucu
Credit goes to mirkwood.wordpress.com

 

Yakup’a anlatalım!

Yakup’a gittim yeniden
aç gözlerini ihtiyar dedim
bu kuyu Yusuf’un için değil
seni bitimsiz kör etmek içindir
dedim ve yıldızlar yanıtladı
bu aydır ve bu güneş
yani bildiğin rüya Yakup!

Yakup’un kaşları senin kaşlarındı
sözleri senin sarhoşluğunun öyküsü
üçüncü katın penceresinden dalıp giden
bakışına benziyordu bakışı
Yakup’un gözleri senin gözlerinin içinde
tabutunda salınan unutulmuş bir ölü

Read More »

Gece İşi

Yazan:  Joanita Male*

( It’s a Night Job)

İngilizceden çeviri: Haşim Hüsrevşahi

 

Anlamalısınız, bu hayatı ben seçmedim, o beni seçti. Bu işi bir bakıma çocukluğum bana hazırladı, tabi bir iş olarak sayarsanız. Annem, onun annesi… aynı işi yaparlardı. Sanırım ondan kaçamadım.

Soğuk bir akşamüstüdür, saat 7 civarında. Eminim bugün yağmur yağmayacak. Yağmur yağınca iş hemen hemen sıfıra iniyor. Bilirsiniz, sağanak sırasında kaldırımlar durulacak yer değil. Serpilmiş birkaç yıldızla gökyüzü koyu maviye bürününce anlarım yağmur yağmayacak. Derler ki yıldızların görünmesi gökyüzünün yağmaması için kendini tutacağına en güvenilir işarettir. Şükürler olsun.

Read More »

aydın sanatçı olmak ya da olmamak, soru budur!

Tarık Akan
13 Ekim 1949 İstanbul – 16 Eylül 2016, İstanbul

Soytarılar en çok da kralları güldürmüştür tarih boyunca! Kralların önünde hoplayıp zıplamakla, eğilip, bükülüp, sürünmekle, maskaralıklar sergilemekle servete kavuşulabilir, şan, şöhret, mevki elde edilebilir ancak sanatçı olunamaz! Soytarılar oyunbaz olabilirler ancak sanatçı olmaları hele hele halkın sanatçısı olmaları öyle soytarılıklarla mümkün olmaz!

Read More »

Faşizm hep iğrenç olmuştur!

victora jara ile ilgili görsel sonucu

Eylül 1975’ti. İngiltere’nin Bradford kentinde, üniversitenin büyük konferans salonunda yüzlerce gençle birlikteydim. Şilili dostlarımızla İranlı öğrenci hareketi olarak birlikte bir anma töreni düzenlemiştik. Amerika’nın “bizim çocuklar” cinsinden Pinoşe adlı faşist bir generalin marifetleri konuşuluyordu. Allende anıldı, Neruda okundu… ve katledilen binlerce vatanseverin yanı sıra şarkılarıyla faşistlerin kalbini korkudan titreten bir adam: Victor Jara (Viktor Hara) anıldı ve yayımlanan yüzlerce insanın eşlik ettiği şarkıları salonu inletti. Hani gitarı kafasında kırılan, ibreti alem olsun diye bilekleri baltayla kesilip Stadyum’un kapısına asılan, sonra da 16 Eylül’de öfke, kin ve nefret kusan faşistlerin makinelileriyle gövdesi delik deşik edilen o esmer gülüşlü adamı andık!

Read More »

bir kere Aristo’nun hocası olmuştum!

Nedense İhsan Yüce’nin bu şiirini bu güzel yazıda okuduktan sonra buraya aktarmak istedim… güzel insanları unutmamak güzeldir!

İhsan Yüce, Sinema ve tiyatro oyuncusu, senarist, yönetmen ve şair (23 Ocak 1929, Elazığ — Ölüm: 15 Mayıs 1991, İstanbul)

 

Ekmek şarap sen ve ben
bir de sabahın dördü
dışarda kar
odamız ılık
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir oğlanla yattığını
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını

Read More »

acıların şarkısı!

Gana’dan bir şair ve yazardı Prof. Kofi Awoonor. 21 Eylül 2013 yılında Kenya’nın Nayrobi kentindeki bir alışveriş merkezinde teröristlerin saldırısında katledilen 39 insandan biriydi 78 yaşındaki Kofi. O şiirlerinde içinden çıktığı Ewe halkının şiir geleneği ile modern ve dini sembolizmi birleştirmiştir. George Awoonor Williams adıyla yazmaya başlamıştır. O bir yandan Gana Üniversitesi’nde edebiyat derslerine girerken bir yandan da Gana Film Şirketi’ni yönetiyordu. Gana’nın tiyatro evini kuran Kofi, Okyeame edebiyat dergisinin editörüydü. Şiir kitaplarından birkaçı: Kanımın Gecesi, Sür Beni, Anı, Denizden Ev, Latin Amerika ve Karayiplerin Not defteri. Toplu şiirleri Sonraki Güne Kadar adı altında yayımlandı. Amerika’da kaldığı sürede Yeryüzü, Kardeşim, Kanım adlı oyunları kaleme almıştır.

İngilizceden çevirdiğim bir şiirini veriyorum:

Dzogbese Lisa öyle davrandı ki bana…
bana ormanın iğneleri arasında yol gösterdi
geri dönüşü mümkün değil
ilerlemek çok zor
bu dünyanın işleri bukalemun dışkısına benzer
içine bastığım
temizlediğimde silinmeyen

Read More »

my terra incognita!

Türkçe yazılmış aynı adlı şiirimin çevirisidir

(the original version of this poem has been written in Turkish lnaguage):

Terra incognita, by SHA-1. http://sha-1.deviantart.com/art/Terra-incognita-171199149

I came to you with my greetings            with my tears
with love verses by my heart              with my ayaths
with my most impassionate kisses          with my moaning
 
I came to you with myths I’ve stolen from flames           with my prays
to you with broken autumn eves            I came with my lilac-scented streets

Read More »

bu destan unutulmamalı!

Nazım Hikmet Ran:

Şeyh Bedreddin Destanı

 

1

Sedirde al yeşil, dal dal bursa ipeklisi,
duvarda mavi bir bahçe gibi Kütahyalı çiniler,
gümüş ibriklerde şarap,
bakır leğenlerde kızarmış kuzular nar idi.
Öz kardeşi Musa’yı ok kirişiyle boğup
yani bir altın leğende kardeş kanıyla abdest alarak
Çelebi Sultan Mehmet tahta çıkmış hünkar idi.
Çelebi hünkar idi amma
Al Osman ülkesinde esen
bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgar idi.
Köylünün göz nuru zeamet
alın teri timar idi.
Kırık testiler susuz
su başlarında bıyık buran sipahiler var idi.
Yolcu yollarda topraksız insanın
ve insansız toprağın feryadını duyar idi.
Ve yolların sonu kale kapısında kılıç şakırdar
köpüklü atlar kişner iken
çarşıda her lonca kesmiş kendi pirinden ümidi
tarümar idi
Velhasıl hünkar idi, timar idi, rüzgar idi
ahüzar idi.

Read More »

anımsama!

Bu iki şiiri Latoya’nın Mentalnotes1 adlı blogundan aldım. Kendisi çevirip yayınlamama izin verdi:

Anımsama

Auğustos’tan hatırlarım seni
salla uyuyayım öyle unutabilirim

Şiiri özgün dilinde okumanız için yukarıdaki fotoğrafı tıklayın lütfen!

 

Beklerim seni

Daha ne kadar bekleyebilirim seni
Güneşin kül rengine dönüşmesini görmek için
Senin gecelerinin benim gündüzlerime karışması için

Read More »

Şah İsmail Hatayi’den bir gazel…

Şah İsmail Hatayi ve sevgili eşi Gülüzar Hatun

Gétdi o mehru yanımdan yüz cefa qaldı mene
Cövr bilmen kim, belayi münteha qaldı mene
 
Éy peri çox işveyi hevesinen meğrur olma kim
Mülkü fani sanma ki ne sene qaldı mene
 
Ta kim o xurşid rux gétdi gözümden su teki
Gözyaşım onun üzünden aşina qaldı mene
 
Sen gédenden beru ancaq zaru feqan étmişem
Yér ve göy ins-u melek cümle baxa qaldı mene
 
Dilberin gétdi Xetayi sen nédirsen dünyanı
Çünkü can gétdi bu ten ya reb niye qaldı mene

***

Gitti o ay yüzlü yanımdan yüz cefa kaldı bana
Cefa bilmem ki sonsuz bela kaldı bana

Ey peri işvelerinde çok mağrur olma ki
Fani mülk sanma ne sana ne kaldı bana

O güneş yüzlü gidince yüzümden su gibi
Gözyaşım onun yüzünden aşina kaldı bana

Sen gittin gideli inleyip figan ettim ancak
Yer ve gök insan melek cümle bakakaldı bana

Sevgilin gitti Hatayi ne edersin dünyayı sen
Çünkü can gitti bu ten ya rab niye kaldı bana

 

Şiir: Şah İsmail Hatayi, Azerbaycan Türkçesi

Anadolu Türkçesi: h.h.

sohrab: burada kuş vardı

https://mentalnotes1.wordpress.com/2013/05/23/if-i-could-be-anything-id-be-a-bird-mental-note/

ey ince geçiş
anlamlandır kanadı!
yansın diye benim zekam kıskançlıktan
 
ey şiddetli yaşam
senin köklerin
ışığın fırsatından su içer
insanoğlu
bu hüzünlü oylum
zamanın kıyısında
havuzunun dolgunluk gününü düşler
 
ey gerçeklikten azıcık yukarı çıkmış olan
içgüdünün yumuşacık sarsıntısıyla
biçimlerin karanlık irsi senin kanatlarından boca olmakta
uçuşun sersemlemiş sililiği
salınan bir çizgi gibi
havanın  oyuklarından giz serpmekte
 
ben
yeryüzünün nakışlarının varisiyim
ve şadırvanın tüm eğimleri
o bakır kasenin şekli gibi
benimle yol yoldaşıydı
içgüdüselliğin hoyrat yerlerinden
bugünün yontulmuş vicdanlarına değin

şiir: sohrab sepehri
ç.: h.h.

5 Chinese bird flower parrot
http://www.oilpaintingfactory.com/english/oil-painting-147394.htm

petunya yapraklarına ne oldu…

“Gece yarıyı aşmıştı. Yağmur dinmiş, her yan sessizliğe gömülmüştü. Sokak başındaki sarı lambanın arnavut taşları üzerindeki yansısını kara bir gölge bölüyordu. Kara gölge sigarasından bir soluk alınca, alnına yapışmış ıslak saçlarının altından parıldayan panter bakışını kımıldatmadı: “Hepinizden iğreniyorum!” Dumanı yere tükürür gibi üfledi. Paltosunun yakasından çıkan kedinin kafasından öptü. Yoluna devam etti. Sokak nedense ondan boşalamıyordu. Caddeye yakın sokaktan gelen sarhoş şarkılara uzaktan duyulan iki el ateş sesi karıştı. Sabahtan beri cebinde taşıdığım ıslak, ezilmiş petunya taçyapraklarını parmaklarımın arasında sıktım. O an her şey olabilirdi. Peşine takıldım. Rampayı inerken ayın sokağa serpildiğini fark ettim. Sokağın sonunda karanlığa bürünmüş denizin göğsünde gümüş bir titreşim serilmişti. Karanlığa karıştım.”

(h.h.)

Ve seni sevmekten korkmuyorum!

Yağmur kırbaçlıyor yüzümü, omuzlarımı
Bir fırtına uğulduyor çakıllar üzerinde
Sürüp sürüklüyorsun tenimi ve ruhumu
Bir boranın sürüp sürüklediği gibi yelkenliyi

Asla bilmek istemiyorum
Sonrasında neler olacak bana
Acılarıma karşı ezilecek miyim
Yoksa mutluluğa mı fırlatılacağım
Korku ve neşeli kıvançla
Fırtınanın içinden geçen bir yelkenli gibi

Seni gördüğüme pişman değilim
Ve seni sevmekten korkmuyorum

Şiir:Bella Akhmadulina
İngilizceden Ç.: h.h.

 

ve kendi sesiyle şiirlerinden örnek:

sohrab: birisi…

birisi bu sabırlı buradalıktan
bahçenin usul yolculuklarına söz etmeli
birisi bu küçücük oylumu anlamalı
onun elini çevrenin kalp atışları için anlamlamalı
muhatapsız bu yüze
bir damla zaman serpmelidir
birisi bu mutlak noktayı
elementler bilincinin yörüngesinde döndürmelidir
birisi aydın kapılardan girmelidir
dinle!
birisi olayların gözkapaklarında koşmakta,
bir çocuk buraya doğru gelmekte!
(Sohrab Sepehri, h.h.)

http://www.runic.com/artwork/leaf-charmer.html

8 Nisan Didem Madak için bir şiirinin çevirisi!

   دیدم ماداک متولد 8 آوریل 1970 شهر ازمیر، فارغ التحصیل رشته حقوق از دانشگاه 9 ایلول ازمیر. وفات 24 ژوئن 2011

ANNEMLE İLGİLİ ŞEYLER 

didem madak

چیزهایی در رابطه با مادرم

شعر: دیدم ماداک

ترجمه: هاشم خسروشاهی

 


مادر عزیزم

در نبودنت هزاران بار باز شدم، هزاران بار بسته

مانند یک گل باد غولناک

ایستاده انگار که هر لحظه بخواهد ناف سیاهش را پرتاب کند به زمین

 

Read More »

Zaha Hadid’i kaybettik!

BU MAKALEYİ okurken dünya modern mimarisinin liderlerinden Zaha Hadid’in [1950 Bağdat – 31 Mart 2016 Amerika’nın Miami kenti] dünyaya gözlerini yumduğunu ve sihirli çizgilerini insanlığın ortak kazanımı olarak geride bıraktığını öğrendim. Yaşam hikayesine göz atmak için lütfen BURAYI tıklayın! Onun sayısız eserlerinden örnekleri internette bulabilirsiniz.

Büyük kayıp! Saygıyla anıyoruz!

Read More »

bir nevruz daha geçti!

Biz İran Türklerinin (Azerbaycan Cumhuriyetinde de), diğer İran halkları gibi bir geleneğimiz var, 21 Mart Nevruz’un gelişini kutladıktan sonra donattığımız bereketli ve uğurlu şeylerin “yedisini” ve bunlardan oluşan yiyecek ve eşyayı, evin en güzel köşesinde tutarız. Bu sofraya halk arasında yedisi sofrası denir. En çok da sumak, elma, para, ayna, canlı balık, kutsal kitap vs’nin yanında bir de tabakta buğday ya da mercimek yeşertilir ve doğanın yeşilliğine simge olarak sofraya konur. (Farslar heftsin [yedi sin] derler. Burada yanlışlıkla Yedi Sin olarak algılanır. “Sin” Arapça S harfinin okunuşudur. Bu nedenle de Farslar S ile başlayan yedi yenecek ya da uğurlu eşya koyalar bu sofraya) Nevruz’un (bu yıl 2 Nisan’a denk geldi) 13. günü halk şehri terk eder ve kırlara vurur. Oynar, şenlik eder ve gün batımına doğru yeşerttikleri sebzeyi akar suya atarlar. herkes bir niyet tutarak! 1 Nisna 2012’de -bir sene sonrasında kaybedeceğim- 1 Nisan doğumlu Vehdan ablamla Kastamonu’da bu ritüeli yaşamıştık. Gelini de vardı! Dün Nevruz sebzesini artık Vehdan’ın olmadığı bir dünyada akar suya attım😦

yeddisi sofrasıDSC_0012

DSC_0038

 

Furuğ’un toprağa verilişi!

Filmin başında Furuğ’un kaza sırasında kullandığı arabası görünüyor. Kalabalık arasında Ahmed Şamlu, Mehdi Ahavan Salis gibi birçok tanınmış şair görülmekte. Bir ara bir çocuk görünüyor, bu çocuk Furuğ’ın Tebriz cüzamlılar evinden evlatlık edindiği ve Ev Karadır filiminde da görünen Hüseyin Mansuri’dir.

Sohrab Sepehri’den bir şiir ve de filmi!

aydınlık, ben, çiçek ve de su

sohrab sepehri

ç: h.h.

bir bulut yok.
rüzgar yok.
oturuyorum havuz kıyısına:
balıkların seyri, aydınlık, ben, çiçek ve de su
yaşamın tertemiz salkımları…

annem reyhan topluyor
ekmek, reyhan ve peynir
bulutsuz bir gök
ıslak petunyalar…
mutluluk çok yakın: hayattaki çiçeklerin arasında!

bakır kasede nur, ne güzel okşamalar dökmekte!
merdiven bu yüksek duvardan
sabahı yeryüzüne indirmekte
her şeyin gizli gülüşü ardında.
Read More »

boğuluyorum!

Boğuluyorum bu ikiyüzlü pisliklerin karanlık havasızlığında! Boğuluyorum söz bulamayınca haykırmaya, boğuluyorum söylediklerini duyamadığımda, söylediklerimi duyamadığında…

bir soluk almak için derin, derin dinliyorum şu anda:

Ahmedi Nejad Olgusu

Afgan bir gazetecinin, seçimlerde hileyle ikinci kez seçilen İran eski cumhurbaşkanı Ahmedi Nejad hakkındaki yazısı!

Ahmedi Nejad garip ve aynı zamanda tanıdık bir olgudur. Onun davranışı birçoğunun gözünde, elinde silahıyla bir Besic[1] gencinin kaba ve hakaret dolu davranışını canlandırır, saygın vatandaşları öyle küçük düşürür ki artık hiçbir şeyi gözü görmez; toplumsal onurları, kültürel değerleri ve beğeni ve tutumları ayaklar altında alınır, özel yaşamlarına tecavüz edilir ve propaganda sistemi sürekli damdan duvardan herkesin şükretmesi gerektiğini çığırır; güya ülkede üçüncü bin yılın mucizesi gerçekleşmiştir! Ahmedi Nejad varoşları organize gücün merkezini güçlendirsin diye organize ediyor, yoksul halkı kendi arabasının arkasından koşturtuyor ve onlar da koşuyorlar, bir birlerini itekleyerek, birbirlerine omuz atarak, gürültü patırtı kopararak, toz toprak içinde! Ahmedi Nejad sürekli cihat içinde olan sultanlar cinsindendir. O merkezin servetini, sınırların imarı için değil, sınırları yeniden ele geçirmek için ve kulluk halkasına eklemek için boşaltır. O düzenin mühendisidir; ama İslam hükümetinin ilk başındaki mühendisler gibi değil, hani mollaların hizmetine girdiler yapıcı olsunlar ve teknoloji ile imanın birleşmesinin mucizesini gözler önüne sersinler diye mühendisler vardılar ya! Önce teknik imanın hizmetindeydi. Ahmedi Nejad konu olunca iman kendisi bir teknik konu olur. O doktor-mühendis olmuş bir remmaldır[2]! Onun kafasında cin ve atom, mucize ve santrifüj, miraç ve füze yan yana dizilmişler. Ahmedi Nejad herkese ders verir, o anasının gözüdür, mollaların meclisinde bile din dersi verir, ayı oynatanın yanında külhanbeyidir!
Read More »