“Artık verecek mutluluğun yoksa,
acılarını ver bana!”
Lou Andreas Salomé

“If you have no more happiness to give:
Give me your pain.”
Lou Andreas Salomé
Lou Andreas Salomé

“If you have no more happiness to give:
Give me your pain.”
Lou Andreas Salomé
Aşağıdaki yazı, parantez içindeki bölüm hariç –Ruhan Odabaş’ın yazdığına göre 03 Eylül 2013 –http://www.ozgurkocaeli.com.tr/makale/rabiacilar-okusun-140021.html – Siyaset Bilimci Gürbüz Evren tarafından kaleme alınmıştır:
“Bizim İleri Demokratlar, Mursi yandaşlarının Dört Parmak yani “Rabia” işaretini simge yapmaya çalışıyorlar… Bırakın bizim siyasileri, sanatçı olarak tanıtılan şarkıcılar ve “bazı” futbolcular bile bu işareti yapıp secdeye varmaya başladı. Zaten “bazı” futbolcular bile yapıyorsa, anlayın ki bu, anlamı bilinmeyen bir iştir.
fırtınaya pranga vurmaya kalkıştılar, gül ey can!
güneşi kurşunlamaya
yıldızları yolmaya kalıştılar,
kılıçları acımasızdır boynumuzdan kayarken bilirim
utanmazlar gözlerini oydukları bebeklerden
Firavunlarla yarışırlar Nemrutlarla
bilirim gülüşümüzden korkarlar, gül ey can
Platon (Devlet):
”Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.
Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.”

adsız yerlerden geldim
toprağım yok
anavatanım belirsiz, ateşler yakıyorum parmaklarımla
ve sana şarkılar söylüyorum kalbimle
yürek telim gönül yakıyor
Filistin’de doğdum
yerim yok, toprağım yok, yurdum yok…
böyledir, bizim kadınlarımız
acınla şarkını söylediğinde
seni darmadağın eder!
Rilke’den bir çeviri denemem:
nasıl tutabilirim ruhumu, dokunmasın seninkine? nasıl kaldırabilirim onu
usulca, senin üzerinden, başka şeyler üstüne?
içime alıp götürmeyi çok isterim onu
karanlıkta yitip giden eşyalar arasından
dingin bilinmeyen bir yere,
senin derinliklerin yankılandığında kımıltısız kalan bir yere.
ve hala bize, sana ve bana, dokunan her şey,
bizi bir yay gibi birlikte alıp götürür
iki telden tek ses çıkararak
hangi çalgının teline sürülmüşüz
hangi kemancı bizi ellerinde tutar?
ey şarkıların en tatlısı
How shall I hold on to my soul, so that
it does not touch yours? How shall I lift it
gently up over you on to other things?
I would so very much like to tuck it away
among long lost objects in the dark
in some quiet unknown place, somewhere
which remains motionless when your depths resound.
And yet everything which touches us, you and me,
takes us together like a single bow,
drawing out from two strings but one voice.
On which instrument are we strung?
And which violinist holds us in the hand?
O sweetest of songs.
(h.h.)
Bu klibi izle… sonuna kadar…
izle sonra da sus! sus susabilirsen!
insanlığın yeminli düşmanlarıyla hainlerin yaptıklarını bir daha gör…
kapınıın çalınmasına az kaldı çünkü!
Ey zalim! Musa’yı unuttun! Altın buzağıyı tapmaya devam ediyorsun! Unutma! Firaun gibi yer yarılıp zulmunle birlikte yok olacaksın! BU çocukların yüreklerindeki acıda, ruhlarında akan kanda boğulacaksın! Ey zalim unutma, senden çok daha güçlüleri tarihin çöplüğünde yokolup gitmişler… Mazlum halk birgün elbette divanı kuracak ve son sözü söyleyecek!

bakışların gelince
ben sende sersemlerim
bakışların gelince
şuraya yapışır
her yerde
tenime
alnıma ve saçıma
kulak arkalarıma ve
boynuma
yapışır burada havaya
pencereye
aynaya
kapıya
duvardaki saate
ve bakışlarımın ibreleriyle döner
döner
sersemletir
Leyli ve Mecnun Operası. Üvertür
Beste: Uzeyir Hacibeyov
Şiir: Fuzuli