Kırılır Kadınlar

Öykü

Mercan Riyahi

Farsçadan çeviri: h.h.

Hiç kimse, önemli bir olay olduğunu tahmin etmiyordu. Bir kadın, ayağı kayarak caddede düştü ve kırıldı. Haber bu kadar basitti. Ama, aradan bir hafta geçtikten sonra, caddede başka bir kadının da kırıldığının görüldüğü söylendi. Ve sonraki hafta, tüm gazetelerde şöyle yazıldı: “Kadınlar, caddelerde kırılıyorlar.” Öncelikle Belediye, caddelerin durumu hakkında rapor hazırlamakla görevlendirildi. Öyle anlaşılıyordu ki kadınlar, daha önce de evlerinde kırılıyorlarmış. Ama, böyle bir olayın caddelerde görülmesi yeni bir hadiseydi. Sonra, kadınların yaşları, görme yetenekleri üzerinde tartışmalar yapıldı. Meteoroloji, hadisenin olduğu günlerdeki hava durumuna değindi ve muhtemelen, caddeler, yağmur nedeniyle ıslaktı, dendi. Psikologlar da kadınların sinirlerinin ve ruhlarının ve tüm bunların, onların yere düşmelerine olan etkilerini incelediler ve…

Devamı »

Büyükannenin Doksan Yaşlılığı

Belkıs Süleymani

Öykü, Farsçadan çeviri: h.h.
yaşlı kadın

Macera büyükannenin doksanıncı yaş gününden sonra başladı. Bir gün ablam büyükannenin bir adamla konuştuğunu fark etmiş. Sonraki günlerde, ailenin yeniyetmeleri ve gençleri büyükannenin erotik betimlemeleri ve konuşmalarını gizlice dinlemeye başladılar. Büyükanne her sorunu en ayrıntısına kadar çekinmeden ve yüksek sesle anlatıyordu. Bazen erkeğiyle kavga ediyor ve çoğu zaman da sevişiyordu.

Anne baba, kısa bir aile toplantısı sonrasında Büyükanneyi odalardan birine hapsetmeye karar verdiler. Büyükanne odaya taşınınca, yeniyetmeler ve gençler ona hizmet yolunda yarışmaya ve odasının kapsında sürekli kulak kesilmeye başladılar. Bu sefer anne baba, bahçenin öteki köşesindeki depoyu büyükanneye vermeyi kararlaştırdılar. Ayrıca anneden başka kimsenin de büyükannenin yanına gitmemesi de karara bağlandı ve kimse depoya yaklaştırılmadı.

Birkaç ay sonra –ki hepimiz büyükanneyi hemen hemen unutmuştuk- bir gece baba yokken, büyükanne annesini ve tanrıyı haykırarak çağırırken hepimiz depoya koştuk. Anne herkesten önce depoya girdi ve kapıyı arkadan sürgüledi. Büyükanne durmadan bağırıyordu, Tanrım yardım et, öldüm, diye. Hepimiz deponun kapısı ardında duruyorduk ve büyükanne kuşkusuz ölüyor diye düşünüyorduk. Ablam ağlamaya başladı ve ağabeyim halama haber vermeye hazırlanıyordu. Büyükannenin bağırmaları giderek uzayan inlemelere dönüştü ve sustu. Annem dışarı çıktığında, ağabeyim sordu: “Öldü mü?”

Annem, “Hayır, doğurdu!” dedi.

bu hepimizin rivayetidir! -1-


– Merhaba!
– Merhaba!?
– Ama siz o değilsiniz!
– Kim değilim?

Böyle başlamıştı sana gelmem. Tam otuz yedi yıl önce! Şimdi birkaç resim buldum, bazı akrabalardan, ama eskiye ait çok az ispat var elimde. Sen bu ispatlardan birisin. Sen benim gözlerimin içinin güldüğü yıllarını hatırlıyorsun, sonra o parıltı söndü gözlerimde, görüyorsun işte! Üzüleceksin ama hapishaneden önce işkence de var. İşkenceden sonra gözlerimin parıltısı söndü.
Tülay bir adım önden, Taylan onun arkasından, Kuğulu Park’ın havuzuna kurulmuş küçük kambur köprüyü geçtiler. Havada, parkın ışıkları altında küçücük billur parçalarına benzer kar taneleri uçuşuyordu. Arnavut taşlara dikkatle basarak ilerliyordu Tülay. Kestane dumanının yanındaki piyangocuyu ve duvara gözlükler, çakmaklar dizmiş adamı geçtiler. Köşedeki kafeye oturdular. Hava serinceydi. Ama buna rağmen kaldırım masalarından birine oturdular. Garson gelince, Tülay “Sen söyle,” der gibi baktı Taylan’a.

– İki neskafe!

Tülay gülümsedi. Seneler önce, o siyah beyaz resimde kalakalan o küçük kızın bonkör sevinci, şimdi hafif kırışmış yüzünden masaya boca oldu.

– Niye güldün?
– Hayatımdaki ilk neskafe içişimi hatırladım da!
– Nasıl?!
Devamı »