Yat yorganın altında uyanmak yasaktır!

Tebriz’de Ayrılmaz adlı halk şairi ve aşık, bir ev meclisinde, misafirlikte söylediği şiiri okuyor:

Zülmün kasası başdan aşıb daşdı Amirza!

Mundan bu yana işlerimiz yaşdı Amirza

Sen qıl namazı tut orucu éyle sevabi

Qoy kafir aparsın aci içqiyle şerabi

Erbablara Allah yaradıb cüce kebabi

Yoxsulların artıq yediyi aşdı Amirza

Mundan bu yana işlerimiz yaşdı Amirza

Bazaride döhdürlerimiz tacir olubdu

Al vérde şeher qazileri mahir olubdu

İtgin balalar xariciye sadir olubdu

Qazilerimiz obaşa yoldaşdı Amirza

Mundan bu yana işlerimiz yaşdı Amirza

Heq söz déme ki dövletimiz şakidi yoldaş

Şükr Allah’a şuralarımız xaki yoldaş

Bir iddesi de bengidi tiryakidi yoldaş

                Tiryakilerin naz gülü xaşxaşdı Amirza

Mundan bu yana işlerimiz yaşdı Amirza

Kar qal gözelim ölkede qanmaq qedeğandı

Yat yorqanın altında oyanmaq qedeğandı

Çox gezme nigari ile dolanmaq qedeğandı

                Öz arvadına öz eri oynaşdı Amirza

Mundan bu yana işlerimiz yaşdı Amirza

Yoxdur eger İran’da edalet ne işün var

Bir idde edür qetlü cinayet ne işün var

Dövlet éliyür xelqa xeyanet ne işün var

Zindanda etin mehremi maqqaşdı Amirza

Mundan bu yana işlerimiz yaşdı Amirza

Heq söz déyim İran’da efsane olubdu

İnsan gine insanlığa biqane olubdu

Ayrılmaz odu ki béyle divane olubdu

Efféyle meni ger qelemim çaşdı Amirza

Mundan bu yana işlerimiz yaşdı Amirza

[Anadolu Türkçesi ile

Zulmün kasesi baştan aşıp taştı Amirza

Bundan böyle işimiz yaştır Amirza

Sen kıl namazı tut orucu işle sevabı

Bırak kafir götürsün acı içkiyle şarabı

Beylere Allah yaratmış piliç kebabı

Yoksulların artık yediği aştır Amirza

Bundan böyle işimiz yaştır Amirza

Piyasada doktorlarımız tacir olmuşlar

Alış verişte yargıçlarımız mahir olmuşlar

Beyzadeler dış ülkeler sadir olmuşlar

Yargıçlarımız eşkıyaya yoldaştır Amirza

Bundan böyle işimiz yaştır Amirza

Hak söz söyleme ki devletimiz şakidir yoldaş

Şükür Allah’a konseylerimiz alçak gönüllüdür yoldaş

Birkaçı ise afyonkeş tiryakidir yoldaş

Tiryakiler naz çiçeği haşhaştır Amirza

Bundan böyle işimiz yaştır Amirza

Sağır kal güzelim ülkede anlmak yasaktır

Yat yorganın altında uyanmak yasaktır

Çok gezme yârin ile dolaşmak yasaktır

Öz karısına kendi kocası oynaştır Amiraza

Bundan böyle işimiz yaştır Amirza

Yoktur eğer İran’da adalet ne işin var

Bir gurp ediyor katl-ü cinayet ne işin var

Devlet ediyor halka hıyanet ne işin var

Zindanda eti mahremi cımbızdır Amirza

Bundan böyle işimiz yaştır Amirza

Hak söz söyleyeyim İran’da efsane olmuş

İnsan yine insanlığa bigane olmuş

Ayrılmaz bundandır ki divane olmuş

Affeyle beni eğer kalemim şaştı Amirza

Bundan böyle işimiz yaştır Amirza]

Son Çarşamba (Axir çerşenbe) şenliği!

Yarın güneş yılının son çarşambasıdır. 21 Mart ise yeni yılın ve ilkbaharın ilk günüdür. Doğu halkları (Türkler, Farslar, Tacikler, Kürtler…) bu arada özellikle İran Türkleri ve Azerbaycan Cumhuriyeti, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan Türkleri yılın son çarşambasını bir şenlik havası içinde yolcu ederler.

Anımsarım Tebriz’deyken (ve sonraları Tahran’a göç ettikten sonra) sokağımızın ortasında ateş kümeleri yakar ve mahalleli genç yaşlı üzerinden atlar ve bağırırdık: Atıl matıl çerşenbe, bextim açıl çerşenbe! Böylece hastalıkların çöküntüsünü, suskunluğunu, solgunluğunu ateşe verir ve onun canlılığını, kızıllığını ve devingenliğini aldığımıza inanırdık. Bazen kızlar su üzerinden atlar ve aynı şekilde bağırırlar, ya da “Ağırlığım, oğurluğum, derdim belam tökülsün, sular alıb götürsün!” derlerdi.

Son Çarşamba gecelerinde babam elinde birkaç dolu kese kağıdıyla gelirdi eve. Annem kocaman bakır tepsiyi salonun ortasına koyar ve babam kese kağıtlarını tepsiye boşaltırdı: leblebi, kuru üzüm, badem içi, fıstık, ince kabuklu badem (fılıx derdik ona), ceviz içi gibi kuru yemişleri tepeleme yığardı. Annem hepimizin payına düşeni verirdi. bir kısmını ayırırdı. Biz çocuklar da bilirdik bu ayrılan kısım bizden daha yoksul olanın ve çerşembe yemişi alamayanların payıdır. Annemiz bu payı ayırdığı için sevinirdik. Sevinmek için ne de çok sebebimiz vardı. Babam köşesine geçer yaslanır duvara, bizim hay-küyümüz, gürültü patırtımız dinince çağırırdı yanına başlardı bir masal anlatmaya. Biz bir yandan yanımızdakinin yemişinden çalıp güler bir yandan babamızın bıyık altından bize gülümsediğini izlerdik. Mutluluk bir babanın masalıyla gelirdi evimize. Bir annenin kendine ve babamızın önüne koyduğu sıcak çayıyla gelirdi evimize. Yaşam sadeydi. Ev sıcaktı. Mutluluk bonkördü.

Neyse!

Hepinizin Son Çarşambası kutlu olsun. Hastalıkları evinizden alıp götürsün, sağlık, dirçlik, esenlik dolu günler armağan etsin.

چهارشنبه سوری یا چهارشنبه سوزی؟ | پاسخ از ما
Atıl matıl çeşenbe, bextim açıl çerşenbe!
چهارشنبه سوری و فانوس‌های سبز | جامعه | DW | 14.03.2012

Yaz! Hakkını savunan idam edilir!

Temmuz 2012’de İranlı sinema oyuncusu Golşifte Ferahani’nin çıplak fotoğraflarının önce Fransız gazetesi Le Figaro’nun internet sitesinde ve daha sonra da birçok sosyal medya mecralarında yayınlanınca İran’da ve dışarıda büyük yankılara ve geniş tartışmalara yol açtı. Ferahani 2008 yılında Leonarda DiCaprio ile rol aldığı Yalanların Bedeni (Yalanlar) adlı filmde kısa süreyle tek memesini gösterdiği için İran’a girişi yasaklanmıştı. Golşifte kadınlara karşı uygulanan cinsiyetçi tutumları protesto için Jean B. Monidno’nun “Bedenler ve Ruhlar” adlı çalışmasına katılmış ve çıplak pozlar vermişti.

İran sinemasının tanınmış yönetmenlerinden Tahmine Milani konuyla ilgili koparılan gürültü üzerine kısa bir konuşma yaptı. Aşağıda bu konuşmanın çevirisini veriyorum:

“Golşifte’nin çıplaklığını birçoğu destekliyor, birçoğu irdeliyor! Birçoğu küfrediyor, bir kısmı fıkra konusu yapıyor! Ben ise sadece seyrediyorum! Ben ne lehte ne de aleyhte olanlardanım. Esasen beni ilgilendirmediğini düşünüyorum. Esasen bizi ilgilendirmiyor! Geceleri sabaha kadar caddede soğuktan titreyen çocuk bizi ilgilendiriyor mu? Bunca hırsızlık, yolsuzluk hikayesi bizi ilgilendiriyor mu? Peşimize takılan ve her gün daha çok insanı öldüren o yoksulluk çizgisi bizi ilgilendiriyor mu? Ülkede okuma alışkanlığı günde 3 dakikaya düşüşü bizi ilgilendiriyor mu? Kadınların yüzüne kezzap serpilmesi bizi ilgilendiriyor mu? Savaş, petrol, IŞİD bizi ilgilendiriyor mu? Ve binlerce başka zehir zıkkım rezillik bizi ilgilendiriyor mu? İlgilendiriyor mu ki şimdi birisi dünyanın öteki ucunda kendi düşünceleri doğrultusunda çıplak olmuş diye ilgilenelim? Bizim kafamız fazla iyi! Aklımız iyi havalarda, dağınık. Beynimiz boştur. Gözlerimiz kör. Kulaklarımız sağır. Elimiz ayağımız felçli. Ama ağzımız istemediğiniz kadar açıktır. Boş laflar için… Cıvık tahliller için! Kahrolsunlar için.

Canım çok sıkıldı bu akşam haberlerde Rohani hükümeti anlaşmalar sonucunda İran’a ait serbest bırakılan dolarlarla 4000 külçe altın  ve 2500 milyar Tuman (yaklaşık 600 milyon dolar. ç.n.) yurt dışındaki kutsal mekanlara göndermiş ancak ben iki yıldır 5 yaşındaki çocuğuma bir çift tek gramlık altın küpe alarak onu sevindirmediğim halde. Yazık ki yirmi yıl boyunca nükleer enerji bizim hakkımızdır dedik ve karnımıza taş bağladık ama o serbest bırakılan paralardan sen, ben vatandaşa pay düşmeyecek. Sonra da bu lanet olası 4500 Tuman (yaklaşık 10 dolar. ç.n.) sosyal yardım için yüzümüzün suyunu yüzlerce kez dökmeleri gerekiyor ki ödesinler! Kim bu kendisini Tedbir Hükümeti olarak adlandıran hükümetin başı Rohani’ye ülkenin milyar milyar dolar parasını ve külçe altınlarını başka ülkelere göndermesine izin verdi? Halbuki dinsiz alafranga ülkelerinde devletin başı izinsin olarak bir milyon dolar bile başka ülkeye bağışlamaya cüret edemez. Eve helal olan altın külçelerinin ve dolarların camiler, mezarlar ve türbeler için gönderilmesi insanlık adına kabul edilir değil! Bu değil bizi Tanrı’ya yaklaştırmak fersah fersah ondan uzaklaştırır, uzaklaştık ve giderek daha da uzak!

2015’in dikte ödevidir. Satır başı. Yaz!

Gençler hapishanede! Genç kızlar hamile! Anneler üzünçten ölü! Babalar ekmek için it gibi koşuşturmakta.

Yaz!

Babanın ekmek getirmek için takati kalmamış… Baba işsiz! Babanın istihdamda hiçbir payı yok!

Yaz!

O çocuk kanser, her iğnesi 1 milyon Tuman. Onların evi şehrin varoşunda. Annesinin incisi var gözyaşlarında.

Yaz!

Çabamız boşuna! Ev sahibi babayı reddetti. Hacı Rahim kaçıncı kezdir Hacca gidiyor ama benim babamın su ve elektrik faturalarını ödeyecek parası yok.

Yaz!

Namazın kazası olur ancak bizim soframızın gıdası yok.

Yaz!

Mahalle insanı cami yaptırmak için para topluyor ama bizim evin çatısı akıyor.

Yaz!

Komşumuzun oğlu açlıktan öldü ama onlar düzenledikleri başsağlığı meclisinde koyun kuzu kestiler.

Yaz!

Benim ülkemde herkes ya taş satıyor ya taş çarpıyor ya taş atıyor ya da taştan yürekleri var.

Yaz!

Annelerin içi yanıyor, babalar hastadır!

Yaz!

Altmış yaşındaki babam beyzadenin yirmi yaşındaki veledinin villasında bekçidir. Gençlerimiz ihtiyaç yüzünden âşık olduklarını iddia ediyorlar. Kızlarımız yoksulluk yüzünden namertlerin heveslerine bulaşıyorlar.

Yaz!

Benim ülkemde hakkını savunursan idam edilirsin!

Yaz!

Hayatımız ne kadar zor ne kadar kolay ama mecburen geçiyor.

Kağıtları kaldırın!…

Şu anda bir İranlı ve hak sahibi olarak ilan ediyorum ben hiçbir şekilde hatta bir kuruşumun bile komşu ülkelerde türbelerin onarımına, Filistin’e, Suriyeli kardeşlerime ya da kıtlığın olduğu komşu ülkeye harcanmasına razı değilim. Ülkemdeki kardeşlerim açtır, ülkemin babaları hastadır, ülkemin anaları ve kızları krizde ve tehlikede, ülkemin çocukları yoksulluk giysilerini çıkarıp dünyanın diğer öğrencileri gibi masa başında insanlık dersi öğrenmek için daha çok muhtaçtırlar.”

آشنایی با سریال رو در رو تهمینه میلانی
Tahmine Milani
در باره برهنگی گلشیفته فراهانی | شهرگان | Shahrgon
Golşifte Ferahani

Jean B. Mondino’nun Bedenler ve Ruhlar adlı kısa filmi.

tuhaf bir mevsimdir

tuhaf bir mevsimdir

şarlatanlarla aptallar mevsimi

pınar başında haramiler

nar yarılması bir yağmurdan

nar kızılından ne beklenir?

putlarla kuzular mevsimidir
dünya büyüklüğünde bir çan olsan çalsan
secde saati geldi sanır putlar

salhaneye koşar kuzular
 
leylak sokağından ne beklenir?

şiir: h.h.

Sürü Psikolojisi: Bir Beyin Uyuşukluğu | KreatifBiri
<p value="<amp-fit-text layout="fixed-height" min-font-size="6" max-font-size="72" height="80">

Orhan Veli’den bir şiir çevirdim: Dalgacı Mahmut

محمود دلقک

کار و بارم اینه

هر صبح آسومونو رنگ می زنم

وقتی همتون خوابین

بیدار که می شین می بینین آسمون آبیه

ـــ

یه وقتهایی دریا جِر می خوره

نمی دونین کی می دوزدش؛

من می دوزم

ـــ

گاهی وقتهایی دستتون میندازم

اون هم وظیفه منه؛

یه سر فکر می کنم تو سرم

یه معده فکر می کنم تو معده م

یه پا فکر می کنم تو پام

نمی دونم چه غلطی بکنم

ـــ

شعر از اورهان ولی

ترجمه ار تورکی: هاشم خسروشاهی

DALGACI MAHMUT

İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah.
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.

Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;
Ben dikerim.

Dalga geçerim kimi zaman da,
O da benim vazifem;
Bir baş düşünürüm başımda,
Bir mide düşünürüm midemde,
Bir ayak düşünürüm ayağımda,
Ne haltedeceğimi bilemem

Furuğ: çirkinliğin somut anlamı yoktur

Roşenfekr Dergisi’nin[1] Ev Karadır filmi üzerine Furuğ Ferruhzad ve İbrahim Golestan’la yaptığı söyleşinin tümünü daha önce yayına vermiştim (Önce Ben Öleceğim, Totem Yayınları, 2019). Burada Furuğ’un o söyleşide dile getirdiklerinin kısa bir bölümünü veriyorum:

Roşenfekr Dergisi: Cüzamlılardan duyduğunuz ilk cümleler nelerdi?

Furuğ Ferruhzad: Çok şeyler duydum. Örneğin ilk gün oraya girdiğimizde bir adam gördüm. Bütün vücudu felçti. Alt dudağı da felçti. Ne zaman konuşmak istese dudağı düşerdi. Adam eliyle dudağını alır, yerine koyar, konuşurdu. Bu adam bana ve diğerlerine, “Ben kaç kez dilekçe yazmalıyım, bırakın karım yanıma gelsin diye? Doğru ben hastayım, o sağlıklı ama o benim yanımda yaşamak istiyor ve benimle yaşlanmak istiyor. Size ne!” Öyle kadınlar gördüm ki cüzam her iki gözünü yemiş bitirmişti. Göz yerine sadece bir kırmızı çizgi kalmıştı yüzlerinde. Ama yine de bu gözün üzerine dikkatle sürme çekiyorlardı. Doğrusu cüzamlılar evinin kadınları görmeye değer. Hepsinin kaç tane bileziği ve kolyesi var. Benim bileziklerimi ve kolyemi de orada benden aldılar. Bütün odalarda, en çok da ayna var. Çoğunun ağzı, burnu ve kulağı olmayan bu cüzamlılar kendilerini aynada seyretmeyi seviyorlar.

R: Filminiz gerçekten güzel bir film. Söyler misiniz cüzam ve çirkinden nasıl güzellik yaratılabilir?

F: Bence çirkinliğin somut anlamı yoktur. Ben onlara sadece bir hasta gözüyle bakıyordum. Başka hastalıkları olan başka insanlar gibi… Kaldı ki siz çocuğunu sıkıca bağrına basmış, onu emziren ve gözlerini onun yüzünden ayırmayan cüzamlı bir anneyi gördüğünüzde tam bir güzellikle karşı karşıyasınız. Bir cüzamlının çirkinliği ilk bakışta belki itici olabilir ama sonra insani ilişkilere geçtiğinizde bir avuç insanla karşı karşıyasınız. Orada hem sevgi var hem aşk ve…

R: Bu sevgi ve aşk kıvılcımlarından neler gördünüz?

F: Eskiden cüzamlılar arasında evlilikler yasakmış, sanırım serbest olalı iki, üç sene olmuş, onlara evlenme izni verilmiş. Eskiden cüzam evinde kadınların ve erkeklerin her türlü fiziksel teması gizliymiş. Bana bir adamdan söz ettiler. Cüzamlılar evinde bir kadına âşık olmuş ve onu öldürmüş. Onu da geçenlerde Tebriz’de idam ettiler. Cüzamlılar evinde cinsel duygu ve aşk duygusu çok yoğundur. Çünkü onların sabahtan akşama oturup önlerine, sonsuz ebediyete bakmaktan başka işleri yok. Bizim orada bulunduğumuz on iki günde dört evliliğe tanık olduk ki son evlilik sahnelerinden bir bölümünü filmde izliyorsunuz. Nereye bakarsanız çocuk görürsünüz… çocuk, çocuk…

Aşağıdaki fotoğraflar 1963 yılına ait Roşenfekr Dergisi’nin bu söyleşiye yer verdiği sayfalara aittir:


[1] Roşenfekr, sayı 543, yıl 11, (1963)

Böyle biliniz. İyidir o!

“Alaca atlı yol tanrısı ben. Gündüz gece koştururum (atımla) ben. Güleryüzlü iki insanoğluna denk gelmiş, insanoğulları korkmuş. ‘Korkma’ demiş. ‘Kut vereceğim ben’ demiş. Böyle biliniz. İyidir o.”

“Ak benekli doğan kuşum ben. Sandal ağacı üzerinde oturarak mutluyum ben. Böyle biliniz. İyidir o.”

Altın kanatlı yırtıcı kartalım ben. Tenimin tüyleri büyümemişken, denizde yatarak dilediğimi tutarım ben, sevdiğimi yerim ben. Ondan güçlüyüm ben. Böyle biliniz. İyidir o.”

Irk Bitig, Doğu Türkistan’da Bin Buda Mağaraları’nda bulunmuş, runik harflerle 9. yüzyılda yazılmış bir fal kitabıdır. Yazarının ismi belli değildir ancak, Tangüntan manastırı müritlerinden birisi tarafından abisi Sangun İtaçuk için yazıldığı anlaşılmıştır. Eserin adı 101. sayfada açıkça Irk (fal) Bitig (kitap) olarak geçer. Kitabın orijinal nüshası British Museum’da bulunmaktadır. Irk Bitig, 1912 yılında Vilhelm Thomsen tarafından ilk olarak yayımlanarak tanıtılmıştır. Türkiye’de ise Hüseyin Namık Orkun, kitabın Türkçe tercümesini yapmıştır.

Irk Bitig bir fal kitabı olmanın da ötesinde tarihi bir öneme sahiptir. Uygur Kağanlığı döneminde Göktürk alfabesi ile yazılmış Uygurca bir metindir. Göktürk alfabeleriyle kitap halinde yazılmış örnek metin olması bakımından değerli bir eserdir. Daha sonra Uygur alfabesi ile de kopyaları yazılarak çoğaltılmıştır. Dönemin kültürü ve inancı hakkında değerli bilgiler sunmaktadır.

Yazım şekli itibari ile metin şiiri andırır. Kitap, toplamda 104 sayfadan oluşmaktadır. Ayrıca 65 paragrafa sahiptir ve her paragrafın başında 1 ile 4 arasında değişik sayılarda kırmızı mürekkeple içi boyanmış siyah daireler mevcuttur. İnsanlar zar atıp çıkan numaraya bakarak ilgili paragraftaki yazıları okuyorlar ve talihlerini öğreniyorlardı.

Yazının devamını okumak ve yazının kaynağına ulaşmak için buraya tıklayınız