Furuğ’un ruhsal durumu ne kadar çok şey anımsatıyor!

“Pervizciğim param olmadığı için ve Feramerz de hiçbir şekilde 40 Tumanımı (73 YTL. ç.n.) vermeye yanaşmadığı için… kitabı gönderemiyorum. Çünkü arabaya binmek için bile param yok… Perviz’im çabuk gel, çünkü bunlar sürekli beni davet ediyorlar ben de sürekli atlatıyorum ve seni bekliyorum…. (Said Nefisi) diyordu ki Rusya’daki dünya edebiyatıyla ilgili bir konferansta İran’dan dört kişinin ismi geçmiş. Biri Tevelleli, diğeri Dr. Hamidi, biri Pervin Etesami biri de Furuğ Ferruhazad… İşimde ilerledikçe ve bundan dolayı bazılarının rahatsız olduklarını gördükçe ne kadar sevindiğimi bilemezsin. Öyle bir yere gelmek istiyorum ki babam geçmişi anımsadığında kendinden utansın ve beni ailenin onur kaynağı olarak görsün…”

“Sevgili Perviz; Mektubun iki üç gün önce elime geçti… Ben insanoğlunun bu gök kubbenin altında yeni bir şeyle karşılaştığına inanmıyorum. Yaşamın çekirdeğini rezalet oluşturmakta ve tekrarların tekerrürü… Benim asi ve avare ruhum için dünyanın hiçbir köşesinde sığınak ve dinginlik yoktur. Ben yaşamım geçsin istiyorum. Bu yükü biran evvel maksada götüreyim diye yaşıyorum… ruhumun yalnızlığını hiçbir şey telafi edemez. Boş bir kap gibidir ve bataklıkta mücevher peşindeyim. Perviz sana ne yazacağımı bilemiyorum. Keşke ben de başkaları gibi kendimi yaşamın rezilliği içinde kaybedebilseydim… Pervizciğim dayanmak kolay iş değil. Umutsuzluk bir köstebek gibi ruhumu toza dumana dönüştürmekte; ama ben görünüşte ayaklarım üzerindeyim. Bazen gülüyor, bazen ağlıyorum; ama gerçek şu ki yorgunum. Kaçmak istiyorum. Bu sınır bozukluğuyla sonum ne olacak bilmiyorum. Sana yazmak istemediğim çok şey var. Perviz benim halim çok kötü. Buradan gitmesem delireceğim. İnan bak! Bugün caddede, öğlene yakın bir saatte tuhaf bir hal aldım. Büsbütün kendimden umudumu kesmeme yol açtı. Kimse benim derdimi anlayamaz. Herkes benim sağlıklı ve mutlu olduğumu sanıyor; ama ben kendim çok iyi hissediyorum ki her gün biraz daha erimekteyim. Bazen kendime boca oluyor, kendi içimde dağılıyor gibi oluyorum. Caddede yürürken, vücudum tozlaşarak çeperimden saçılmaya başlıyor… Bazen dine sığınmak düşüncesine kapılıyorum. Diyorum ki kendi içimde iman gücünü artırayım belki bu yolla biraz dinginliğe kavuşurum; ama çok iyi biliyorum ki kendimi aldatamam artık. Ruhum avarelik cehenneminde yanıyor ve umutsuzca onun küllerini seyrediyorum…”

“… Sen benim sözlerimden yoruluyorsun. Ben kendim de ne yazdığımı bilmiyorum… Bilemiyorum. Gorthe’nin, Dr. Faust’un diliyle dediği gibi, ‘uzun zamandır, yükseklikler ve alçaklıklar anlamını yitirmiştir.’… Bir süre bu gürültüden uzaklaşırsam iyi gelir bana diye düşünüyorum. Sinirlerimin yıpranmasının nedeni çevremin baskısına karşı direnmemdir. Şayet caddede başım dönüyorsa, damarlarım çekiliyorsa, yere yığılıyorsam; bir tek nedeni var sinirsel ve ruhsal rahatsızlığım. Bu rahatsızlıkların tedavisi için ise öncelikle nedeni ortadan kaldırmalı. Ben 10 yıl da Rızai Hastanesi’nde yatsam ama sonra evde bu aşağılamalar, bu ruhsal parçalanmalar devam ederse asla iyileşmem. Ben, beni bakışları ve dilleriyle yaralayan ve eziyet eden insanlardan uzaklaşmalıyım. Gerçi Kami’yi görememek büyük bir acıdır ama en azından sonrasında sürekli onunla olma umudum var… Birden bire başım dönüyor, gözlerim kararıyor ve sanki birisi bütün damarlarımı geriyor. İşte o zaman hiçbir şey algılayamıyorum. Sanki yaşamıyorum gibi oluyor. İki üç dakika sonra kendiliğinden iyileşiyor. Bu anlarda bana bir çeşit unutkanlık geliyor. Beynim bütün düşüncelerden boşalıyor. Sanki artık “Furuğ” değil. Sanki adsız bir insan oluyorum. Adını kaybetmiş bir insan.”

“… Bir hafta oldu Rızai Hastanesi’nden çıkalı. Fena sayılmam; ama geçmişe ait anılar canımı çok ama çok acıtıyor. Geçmişimi unutursam o zaman iyi olduğumu söyleyebilirim… Kitabım (Tutsak), ikinci baskıya giriyor. 3000 adet basacak. %15 alacağım. Bu parayla kış için kendime elbise alabilirim sanıyorum… Yeni bir şiir söyledim; ama artık şiirden nefret ettiğini bildiğim için göndermiyorum…”

“… Ben 21 yaşımdayım; ama 60, 70 yaşındaki kadınlar kadar yaşlandım… Perviz yemin olsun ki bütün çılgınlığımla seni sevdim ve seviyorum. Belki gülümseyerek diyebilirsin; nasıl olur bir kadın bir erkeği seviyorken ona ihanet eder? Ama tüm bunlara rağmen seni sevdim…”

Furuğ Ferruhzad.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, yakın çekim

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
Furuğ ve Hüseyin Mansuri. Credits of fotos go to Hossein Mansouri.

h.h.

Orhan Veli’den Farsçaya çevirdim: Bayrak

شعری از اورهان ولی

پرچم

ای که در میدان جنگ

دستهایش پر از خون من

و سرش در زیر تن من

پاهایش بر روی بازوان من

ای برادرم انسان

که خوابیده ای بیجان

نه نامت را می دانم

و نه گناهت را

محتمل که دو سرباز یک ارتشیم

محتمل دشمن همیم

شاید هم می شناسی مرا

من آنکه در استانبول ترانه می خواند

و سقوط می کند با طیاره  در هامبورگ

در ماژینو زخمی می شود

در آتن از گرسنگی می میرد

و در سنگاپور اسیر می افتد

من سرنوشت خویش ننوشتم

با این همه

به اندازه  آنان که آنرا نوشتند

مزه بستنی توت فرنگی را می دانم

شادی نهفته در صدای ارکستر جاز را

و عظمت مشهور شدن را

می دانم تو چه نعمتها که می شناسی

آنچه می ماند غیر از چای و سیمیت

و از پالتوی ضخیم

کنگر فرنگی روغن زیتونی، کیک خامه ای

پیمانه ای ویسکی بلک اند وایت

تن پوشی شیک و پیک

حکم بیست سال کار و زنج

مگر به همین یک گلوله بند بود

نصیب و قسمت ورود به زندگی

از خارکوف بوده مگر!

بی خیال

ما تا اینجا آوریم پرچم را

آنرا پیشتر می برند

همه اش در این دنیا

دو میلیاردیم

همدیگر را می دانیم

(ترجمه: هاشم خسروشاهی)

(h.h.)

orhan veli ile ilgili görsel sonucu

Orhan Veli

Bayrak

Ey bir muharebe meydanında
Avuçları kanımla dolu
Kafası gövdemin altında
Bacağı kolumun üstünde
Cansız uyuyan insan kardeşim
Ne adını biliyorum
Ne günahını.
İhtimal aynı ordunun neferleriyiz,
ihtimal düşman.
Belki de tanırsın beni
Ben İstanbul’da şarkı söyleyen
Tayyareyle Hamburg’a düşen,
Majino’da yaralanan,
Atina’da açlıktan ölen,
Singapur’da esir edilenim.
Alınyazımı kendim yazmadım.
Bununla beraber biliyorum,
O yazıyı yazanlar kadar olsun,
Çilekli dondurmanın tadını
Cazbant sesindeki sevinci,
Meşhur olmanın azametini.
Sen ne nimetler tanırsın biliyorum;
Çaydan, simitten ,
Kalınca bir paltodan gayrı
Zeytinyağlı enginar, kremalı keklik
Bir kadeh
Black And White viski,
Kıl pranga kızıl çengi bir esvap.

Yirmi yıllık çalışmanın
Bir kurşunluk hükmü varmış
Hayata
Harkof bölgesinde atılmakmış nasip
Aldırma
Biz bir bayrak getirdik buraya kadar
Onu daha da ileriye götürürler;
Şu dünyada topu topu
iki milyar kişiyiz
Birbirimizi biliriz.

Furuğ sahnede!

Furuğ Ferrhuzad’ın yaşamı ve şiirleri sahneleniyor

Tek Perde Oyun!

FURUĞ FERRUHZAD   

Tek perde oyun

Hayatı ve eserlerinden oyunlaştıran – Harun Güzeloğlu
Oynayan – Derya Günaydın
Çeviren – Haşim Hüsrevşahi
Işık Tasarım – Alev Topal
Müzik – Karahan Kadırman
Grafik – Cem Yarkın
Hareket Düzeni – Derya Günaydın
Sahne Tasarım – Harun Güzeloğlu
Işık / Ses Kumanda – Serpil Coşkun Altuncu
Sahne Asistanları – Beril Usluduran, Seray Yıldız, Mete Eryılmaz

(ne zaman nerede sahneleneceğini yakında buradan bildireceğim)

Sen ve ben doğmamışız daha!

(Agni’ye mektuplardan sonuncusuna yakın bir mektup. Yeniden yayınlıyorum.)

 

“Sen ve ben doğmamışız daha! Ben, adı bile senin gözlerini ışıl ışıl ağlatan o nehirim. Senin gözyaşlarından oluşan nehir.

Eteklerini avuçla. Beyaz çıplak ayaklarınla gir bana. Dilim senin parmaklarını tanır, ayaklarını bilir. Topukların dilimin aşinasıdır. Serin sözcüklerim diz kapaklarına kadar yükselince eğil bana! Eğil. Siyah ve deli. Eğil ve beni geceden ödünç aldığı karasında gizle saçlarının. Beni kendi karanlığına götür. Mutlak krallığına. Ben senin saçlarında akacağım. Sen kendi acını kendi saçlarında akıtacaksın.

Devamı »

sığınak!

İlgili resim
Tanzania doğumlu, İskoç şair: Pippa Little

Ad verme. Caddeler
dövülüp silinmiş.
En eski duygularını bileyle.
Rüzgarı öğren
senin kokularını saklayarak
onun nereye gittiğini anımsa. Kamyon durakları
çatısız kiliselerdir.
yağmurda kabarıp şişmiş
yüksek gerilim hatlarına tünemiş kuşlar
ayrı düşerler.
Rahatına bak,
karanlıkta yıldızlar olacak
sana doğru yolculuk eden
küçük daha küçük.
Devamı »