uyanacağım senden!

ben önce senin mavi kaşlarını sevdim
tül perde salınırken sise
sonra dilinin ucundaki unutkanlığı
hani bir dörtyol vardı ya
tef güler
şifa istemem derdi

sonra şakayıklar ektin avuçlarımıza tek tek
susam serptin avuçlarımıza
kuşları çağırdın
ben deliliğe vurdum senin dişlerinde

güneş bir şarkılarından doğdu o kalabalık caddede
bir yan dönerken boynundan…

ben önce senin mavi sözcüklerini sevdim
sonra gözyaşlarımı emerken çırpınan göğsünü
hani on dört yaşında bir ekmek asfalta devrildi ya
sonra masal gibi kaldın hep

gözlerimi ovuşturup uyanacağım senden diyorum
olmuyor!

(h.h.)

Devletlerin Savaşları, Halkların Dostluğu!

15 Mayıs 2015 (dün), bir söyleşim yayımlandı. Veriyorum:

Tarih elindeki elekle peşimizden gelmekte!

Haşim Hüsrevşahi “dolunayda kızıl tef çalan kadınlar” adlı kitabıyla İranlı kadın şairlerden bir seçki hazırladı. Amacı yıllardır sesi ve dili adeta kesilmiş İran kadının bu alandaki sesini duyurmak olan Hüsrevşahi, sadece “İranlı kadın şairler değil, İran edebiyatı da iyi tanıtılmadı” diyor.
Emre Şahinler

kitap.eki@aksam.com.tr

Haşim Hüsrevşahi, hazırlamış olduğun seçkide yer alan kadın şairleri hangi kıstasa göre seçtin? 
Bu seçkiyi hazırlamamdaki temel neden on yıllardır sesi ve dili adeta kesilmiş İran kadının şiir alanındaki sesini ve sözünü duyurmaktı. Başka bir deyişle hareket noktam şairlerin bir bakıma sadece tanınmış, ünlenmiş ya da edebi alanda yerleri deyim yerindeyse garantiye alınmış “usta” kadınların şiirlerini çevirmek değildi. Seçim kıstasım çok basitti: kadın şair olmak ve yayımlanmış kitabı olmak. Ulaşabildiğim kadarıyla ulaştım. Okuyabildiğim kadar okudum. Ancak bu geniş yelpazedeki şairlerin hangi şiirlerini çevirdim sorusu farklı bir sorudur. Şiirlerin her şeyden önce çevrilebilirliğine baktım. Aşırı yerel gönderileri olan ya da sözcük oyunlarına dayalı dize yapımlarına dayalı şiirleri çevirmedim. Ayrıca çevirdiğim şiirin o şairin bana göre şairin sesine ve sözüne en yakın olanı seçmeye özen gösterdim. Tabii burada çok önemli bir sorun da vardı. Bu kadar sayıca fazla şairi çevirmeye kalkışınca, çeviri sürecinin uzun olması nedeniyle bütün şiirler o şairlerin en son şiirleri olmama olasılığını doğuruyor! Bundan kaçınmak olanaksızdır. Aksi takdirde asla bir seçki ortaya çıkmaz!

Devamı »

Günter Grass da gitti!

Nobel ödüllü Alman yazar Günter Grass 87 yaşında iki gün önce hayatını kaybetti.

Yayınevinden yapılan açıklamada Grass’ın Almanya’nın kuzeyindeki Lübeck kentinde bir hastanede öldüğü belirtildi.

1999’da Nobel Edebiyat ödülünü alan yazarın eserleri arasında Kedi ve Fare, Teneke Trampet, Köpek Yılları, Lokal Anestezi, Pisi Balığı, Dişi Fare, Kafadan Doğumlar, Uzak Tarla, Yüzyılım ve Yengeç Yürüyüşü gibi yapıtlar bulunuyordu.

Danzig’de (Şimdi Polonya sınırları içindeki Gdansk kenti) doğan Grass İkinci Dünya Savaşı’na katıldı ve 1959’da adını tüm dünyaya duyurduğu Nazi karşıtı Teneke Trampet romanını yayımladı.

İki Almanya’nın birleşmesine karşı muhalefetiyle bilinen Grass, daha sonraki yıllarda bunun aceleye getirildiğini söylemişti. İki Almanya 1990’da birleşmişti. Yazar, bu şiirinde,

İsrail’de ‘istenmeyen adam’

Yazdığı bir şiirle, İsrail’i “dünya barışı için tehlike” olarak tanımlayan Grass 2012’de İsrail tarafından istenmeyen adam ilan edilmişti.

Yazar bu şiirinde, İran’ın nükleer programına karşı çıkan Batılı ülkelerin İran’ın nükleer programına sessiz kalarak iki yüzlü davrandığını öne sürmüştü.

Dönemin Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, Grass’a tepki olarak İsrail’le İran’ın aynı kefeye konulamayacağını söylemişti.

Devamı »

Aşk iki kişilik bir şenliktir!

Az önce bir yazı aldım bu blogda. Çok duygulandım, onur duydum, sevindim ve adını koyamadığım bir “duruma” düştüm. Yazının altında Sayın Dilek Alıcı Kavraz’ın imzası var. Yazıyı gönderen ise okuma grubunun sorumlusu Sayın Günay UYSAL. Tek bir sözcük eklemeden, eksiltmeden, tek bir virgülüne dokunmadan sizinle paylaşmak istiyorum. Okuma grubundaki o güzel insanları saygı ve minnetle anarak!:

25 Nisan’da yaptığımız toplantının ardından yazdığım bu satırları, Günay’ın “iteklemesiyle” sizinle paylaşmak istedim.
“AŞK İKİ KİŞİLİK BİR ŞENLİKTİR”*
ÖLÜMÜ GÖZLERİNDEN GÖRDÜM
HAŞİM HÜSREVŞAHİ
Yedi sekiz yıldır devam eden, her ay önceden belirlenen bir kitabı okuyup, bazen kendi aramızda, bazen bir konukla, bazen de bizzat yazar ile samimi, doğal, hiçbir akademik niteliği olmaksızın, salt okur kimliğimizle edebiyat söyleşileri yaptığımız; içinde bulunmayı büyük şans addettiğim ve keyif aldığım bir okuma kulübümüz var. Nisan ayında İran edebiyatı okumaya karar verdik. Yine şahane bir denk gelme sayesinde (hayatta hiçbir şey tesadüf değil mi yoksa?), Haşim HÜSREVŞAHİ ve kitabı “Ölümü Gözlerinden Gördüm” ile tanıştık. Ne mutlu bize ki yazarı ile kitabını, İran’ı ve İran edebiyatını konuşma şansı elde ettik.
Haşim HÜSREVŞAHİ, 1950 Tebriz doğumlu. Esasen mesleği hekimlik; çocuk sağlığı uzmanı. Akademik kariyer ve uluslar arası alanda da isim yapmış olduğu mesleğine halen devam ediyor. Bir koltukta çok karpuz taşıyabilen farklı insanlardan biri o. Hekimliğinin yanı sıra yazar, çevirmen, aktivist kendisini tanımlayabilecek diğer sıfatlardan diğer bir kaçı. Bizim gördüğümüz ve tanıdığımız Haşim HÜSREVŞAHİ, son derece mütevazı, güler yüzlü, derinlikli, ana dili gibi Türkçe konuşan biri. Romanlarını önce Farsça yazmaya başlamış, sonra vazgeçip sil baştan Türkçe yazmış. İlginç bir bilgi aktarayım hemen. “Ölümü Gözlerinden Gördüm” isimli romanı, Türkçeden Farsça’ya çevrilmiş ama İran’da basılamamış. El yazması olarak “yer altı edebiyatı” olarak dolaşıma girmiş ve okuruyla buluşabilmiş. Nasıl açıklanır bu durum? “Acıklı” sanırım…

Devamı »

Sensiz neden olsun neden!

Mevlana gazellerinin birinden bir bölüm:

Çalınmış bir can gibisin, içindesin sen canımın
Süzülen servimsin, ey balkırı bostanımın

Gidiyorsan bensiz gitme, canım, canım tensiz gitme
Gözlerimden ırak gezme ey ışığı gözlerimin

Yedi göğü ben delerim, yedi denizden geçerim
Gönül çelen bakar isen bu avare canım benim

Sokulunca sen yanıma küfür iman kuldur bana
Seni görmek iman ola, ey sureti dinim benim

Baştan ettin ayağımdan, yemekten ettin uykudan
Sarhoşça gel gülüşlerle, ey Yusuf’u Kenan’ımın

Gül elinden gömlek yırtar, ey nergisleri sarhoş bakar
Ey dalları turunç satar, ey bitimsiz bahçem benim

Beni dağlarsın bir an, bahçende öldürürsün bir an
Işığa sürüklersin bir an, ki açılsın gözüm benim

Ey canlardan önceki can, madenlerden önce olan
Ondan bundan önce olan oyum benim buyum benim

Menzilimiz toprak değil, ten dökülse gam değil
Düşüncemde eflak değil, vuslatı evrenim benim

Havada bir zerre beden, ağırlıktan kopunca ten
Sensiz neden olsun neden, ey dörtlü erkanım benim

(Ç: h.h…. Hayyam-Hafız-Mevlana’dan çevirilerim yakında yayımlanacak)