Böyle biliniz. İyidir o!

“Alaca atlı yol tanrısı ben. Gündüz gece koştururum (atımla) ben. Güleryüzlü iki insanoğluna denk gelmiş, insanoğulları korkmuş. ‘Korkma’ demiş. ‘Kut vereceğim ben’ demiş. Böyle biliniz. İyidir o.”

“Ak benekli doğan kuşum ben. Sandal ağacı üzerinde oturarak mutluyum ben. Böyle biliniz. İyidir o.”

Altın kanatlı yırtıcı kartalım ben. Tenimin tüyleri büyümemişken, denizde yatarak dilediğimi tutarım ben, sevdiğimi yerim ben. Ondan güçlüyüm ben. Böyle biliniz. İyidir o.”

Irk Bitig, Doğu Türkistan’da Bin Buda Mağaraları’nda bulunmuş, runik harflerle 9. yüzyılda yazılmış bir fal kitabıdır. Yazarının ismi belli değildir ancak, Tangüntan manastırı müritlerinden birisi tarafından abisi Sangun İtaçuk için yazıldığı anlaşılmıştır. Eserin adı 101. sayfada açıkça Irk (fal) Bitig (kitap) olarak geçer. Kitabın orijinal nüshası British Museum’da bulunmaktadır. Irk Bitig, 1912 yılında Vilhelm Thomsen tarafından ilk olarak yayımlanarak tanıtılmıştır. Türkiye’de ise Hüseyin Namık Orkun, kitabın Türkçe tercümesini yapmıştır.

Irk Bitig bir fal kitabı olmanın da ötesinde tarihi bir öneme sahiptir. Uygur Kağanlığı döneminde Göktürk alfabesi ile yazılmış Uygurca bir metindir. Göktürk alfabeleriyle kitap halinde yazılmış örnek metin olması bakımından değerli bir eserdir. Daha sonra Uygur alfabesi ile de kopyaları yazılarak çoğaltılmıştır. Dönemin kültürü ve inancı hakkında değerli bilgiler sunmaktadır.

Yazım şekli itibari ile metin şiiri andırır. Kitap, toplamda 104 sayfadan oluşmaktadır. Ayrıca 65 paragrafa sahiptir ve her paragrafın başında 1 ile 4 arasında değişik sayılarda kırmızı mürekkeple içi boyanmış siyah daireler mevcuttur. İnsanlar zar atıp çıkan numaraya bakarak ilgili paragraftaki yazıları okuyorlar ve talihlerini öğreniyorlardı.

Yazının devamını okumak ve yazının kaynağına ulaşmak için buraya tıklayınız

Neme déyiren?

Sümerologlar, Türkologlar ve birçok uluslararası arkaik dilbilmciler Hurriler, Kaslar, İskitler, Mannalar, Sakalar, Masajetler, İlamlar ve başka birçok eski kavimlerin dillerinin Sümerlerin diliyle ilişkisini ve bugünkü Türkik grup dillerle akrabalığını açıkça göstermiştir. Ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın da eserlerinde verdiği ortak sözcükler bu kanıyı güçlü bir şekilde desteklemektedir. Konu bu değil.

Geçenlerde Azerbaycan Türkçesi’nin Tebriz ve yöresi ağzıyla yazılmış bir metni okurken bir arkadaşımın bir itirazı üzerine yeniden konuya baktım. Metinde “Üş” sözcüğüne arkadaşımın itirazı vardı. Diyordu ki bunu Anadolu Türkçesinde doğru olarak geçen Üç sözcüğü şeklinde kullanmalıyız. Baktım. Bu sözcük Sümerce ve Mannaca Uş olarak geçer, dediğim gibi bizim Azerbaycan Türkçesinde Üş ve Anadolu Türkçesinde Üç.

İran’da bizim evde ev işlerine yardımcı olan bir Nenemiz vardı. Anne gibiydi çocuklar için. Neredeyse 40 sene birlikte yaşadık. Nur içinde yatsın. Ondan çok masallar dinledik, çok tekelemeler. Neyse bizim bu Neneye bir şey söylendiğinde o anlamadıysa “Neme déyiren?” derdi. Yani “Ne diyorsun?” İlgimi çeken “Neme” soru zarfıydı. Nene, Azerbaycan’ın Zengan şehrinin bir köyündendi. Çok fazla araştırmaya gerek kalmadan eski Sümercede bu sorunun “Name” soru zarfıyla sorulduğunu gördüm! İlginç değil mi? Sümercedeki “Silik” sözcüğü bizim Azerbaycan Türkçesinde arın, temiz ve Anadolu Türkçesinde sili, temiz, iffetli olması, Mannaca Qaya Azerbaycan’da aynen “qaya” ve Anadoluda “kaya” şeklinde kullanılması gibi. Çok var bu sözcüklerden. Mesela anne sözcüğü. Ama (Sümerce), Ana (İlamca), Ana, Aba (Azerbaycan Türkçesi) ve Anne, ana (Anadolu Türkçesi). İlamca, Anadolu ve Azerbaycan Türkçesinde “ata” olarak geçen sözcük Sümerce “ada” olarak geçer. İlginç olan burada ayrıca Sümercedeki Ama’nın m’si maman, mama, meme gibi sözcüklerde olduğu gibi Ada’daki d de dede sözcüğünde tekrarlanmakta.

Benim esas hoşuma giden bir de “Ha” soru zarfının kullanımı var Azerbaycan Türkçesinde: Haçağ/Haçan (Ne zaman), Havax (Ne vakit, ne zaman), Hara/haraya (nereye), Harda (nerede), Hani (Nerede), Hansi (hangi).

Sözcüklerle oynamak sayılarla oynamak kadar güzeldir!