Hayyam ne dedi?

Bir dostun isteği üzerine Hayyam’dan yapmış olduğum çevirilerden bir bölümünü burada veriyorum!

Ölünce beni badeyle şarapla yıkayın
telkinimi o köhne şaraba bulayın
Mahşerde şayet bulmak ister iseniz eğer
beni meyhanenin toprağında arayın

Toprak halıda çok uyuyanlar gördüm
altında yerin ne saklananlar gördüm
Yokluk çölüne baktığımda ben heyhat
hiç gelmemiş ile gitmiş olanlar gördüm

Dünyanın sırları defterimizde, kimse bilemez
boynumuzun vebalidir o söylenemez
Bu cahil insanlarda bulunmadıkça bir ehli
hatırımızda kalandır asla dillenemez

Bir süre çocuktuk sonra üstat olduk
bir an üstatlığımızdan nice şen şâd[1] olduk
Sözün sonrasını dinle n’oldu bize bak
topraktan gelmiş idik sonunda barbâd[2] olduk

Eğer tanrı gibi elimde olsaydı felek
yok ederdim onu kalmasında ne gerek
Sonra yeni bir felek ederdim inşa
azadeler onda hep bulsunlardı erek

Dün çarşıda bir testici gördüm ben de
bir parça çamura vururdu hep tekme
O parça çamur kendi diliyle söylendi
bir gün ben de senin gibiydim etme
 

Bir testiciden testiyi aldım bâri
o testi açık etti bütün esrarı
Altın kadehi tutan elim vardı benim
şimdi testiyim beklerim o hummâri[3]

Ey göz kör değilsen mezarı bir dem gör
bu fitne figan coşku dolu âlem gör
Şahlar da çamur altındadır nice başlar da
ay yüzlüyü köstebeğe bir yem gör
 
İç şarabını ölümsüz ömür işte budur
gençlikten elinde kalan işte budur
Çiçekler ve şarap vaktidir dostlar sarhoş
hoş ol ki bütün yaşam işte budur

Ey müftüsü şehrin senden daha çalışkanız
bu sarhoşlukla bile senden ayığız
Sen halkın kanını içersin biz asma kanı
insaf ile söyle hangimiz kan emeniz?

Bir kadehtir akıl yaratan ki vurur o
sevgi öpücükleri alnımıza kondurur o
Dünyanın testicisidir bu narin kadehi
yapar ancak yere vurur savurur o

Ey dost gel yarını gam etmeyelim
ömrün bu kısa demin ganimet bilelim
Yarın bu fani diyardan göçünce hepimiz
binlerce seneliklerle yoldaşlık edelim

Bir testçinin işliğine gittim dün
gördüm binlerce testi konuşkan, suskun
Bir testi haykırdı aniden ki hani
nerde testi yapan testi alan testi satan

Biz, mey, çalgıcı bir de bu güşe harap
can, yürek, bir de kadeh dolusu bu şarap
Rahmet umudu azap korkusundan kurtulmuş
bağlamaz bizi toprak ne yel ne od ne de ab[4]

O saray ki Cemşit onda cam aldı
ahu yavruladı tilki onda kam aldı
Bir ömür av yakalardı Behram
gördün nice av ki Behram aldı

Var olandan yok elde rüzgardan başka
var ise ne varsa eksik ve kırıklardan başka
Varların tümü yok alemindedirler sanki
yoklarsa yok sanki bu alemde olandan başka

Olur biz olmayız dünya olacaktır
Bizden ne bir ad ne bir nişan kalacaktır
Bundan önceleri yoktuk bir eksiklik yoktu
bundan sonra olmasak da aynı olacaktır

Birliktelik elini bir birine koymalıyız
neşe tekmesini bu hüzne biz vurmalıyız
Kalkıp tan atmadan ah soluk almalıyız
yoksa tan atar bizse soluksuz kalırız

Hayyam eğer şarapla sarhoşsan hoş ol
ay yüzlü bir güzelle oturmuşsan hoş ol
Zira ki cihanın sonu yokluktur yok
yoksun diyelim eğer ki varsan hoş ol

(Farsçadan çeviren: h.h.)

[1] Şad: sevinçli.
[2] Berbat olmak: rüzgarda savrulmak, fenaya gitmek.
[3] Hummar: şarap içen
[4] Ab: su

Furuğ: O, Ağaçlar öyküsünü benim için yazdı!

Ağaçlar

Yazan: İbrahim Golestan[1]

Ark, Duvar ve Susuz toplu öykü kitabından

 

Mavi ladinin yanında dalları arasında sürgün vermişti. Tomurcukken yassı yaprakları arasında görünmezdi. Kim ki meyveyi tatmıştı, yemişti meyveyi ya da, çekirdeği arkın kenarına ya da değil daha uzak çeşmenin başına fırlatmıştı ve su sürüklemişti çekirdeği, getirmiş yarpuzların arasına. Sonra çekirdek toprağın altına gitmişti, ya da işte bu yarpuzların arasında çatlamış sürgün vermişti, kök salmıştı, sonra kar ölü yılın üzerine yağmıştı.

Sonrası bahar bir fidandı dört yaprağıyla. Dayanmıştı, büyümüştü, çamın dalları arkasında boy atmıştı o.

Okumaya devam et “Furuğ: O, Ağaçlar öyküsünü benim için yazdı!”

İbrahim Golestan’dan kısa bir not

Aşağıdaki kısa notun görüntüsü ilk kez 30 Aralık 2013 tarihinde yayımlandı. Bu metin “Ark, Duvar ve Susamış” adlı kitabın başındaki sayfaya, Furuğ’un ölümünden kısa süre sonra yazılmıştır. İbrahim Golestan kitabını Koli (Çingene) diye adlandırdığı Furuğ’un kız kardeşi Gloriya’ya hediye etmiştir.

 

“Koli,

Bu kitabı hediye alacak Furuğ yok. O seni severdi ben de seni seviyorum ve bu nüshayı sana veriyorum. Furuğ bütün bu öyküleri okumuştu, “Ağaçlar”ın son satırı ve son öykünün tümü hariç. Ben onun yerine gitmiş olsaydım belki o bir şey yazmak için kalmazdı ama keşke ben gitmiş olsaydım ve bunları o okumadan gitti ve sadece gidişiyleydi ki onlar yazıldı, o yazmış olsaydı. Ben gitmiş olsaydım o kalmazdı ama ben kaldıysam, onu kendimde diri tutabilecek kadar kaldım. Şayet bu yaşamsa ki değildir, bir etkisi de olmalıdır. Bu nedenle de bu var olmakta ya da olmamakta ben o kaç satırı ve o öyküyü yazdım ve bu toplu öyküyü bastırdım ve bu nüshayı tüm bu işlerin nişanı olarak ve onların hepsini vermek yerine sana veriyorum.

İmza

16 Eylül 1967

(sayfanın altındaki yazı: Bütün hakları İbrahim Golestan için saklıdır / Birinci baskı 1967)

 

(Golestan’ın Ağaçlar öyküsünü yakında burada yayınlayacağım, h.h.)

‫ابراهیم گلستان‬‎ ile ilgili görsel sonucu

Filistin’den şiirler çevirdim

Bu şiirler ya Filistinli çocuklar tarafından ya da Filistinli çocuklara yazılmış…

Siz ey Gazze’nin haylaz çocukları

Siz ey Gazze’nin haylaz çocukları
Hani penceremin altında çığlıklarınızla beni sürekli rahatsız ederdiniz
Hani her sabah kalabalık ve kargaşayla doluşurdunuz sokağa
Hani benim vazomu kırıp balkonumun tekçe çiçeğini çaldınız
Geri gelin… istediğiniz gibi çığlık atın… kırın dökün bütün vazoları
Çiçeklerin tümünü çalın.
Geri gelin
Yeter ki geri gelin!

Halit Cuma


Okumaya devam et “Filistin’den şiirler çevirdim”

Agniye son mersiye! (yeniden)

Okumaya devam et “Agniye son mersiye! (yeniden)”

Nnenna!

Nnenna[1]

Yazan: Adaobi Onyeakagbu[2]

Seksen yaşındayım, hastayım ve ölmek üzereyim. Onun sevecen elleri beni yavaşça bu dünyadan koparmakta. Gitmeye hazırım, ama onun hikâyesini paylaşmadan olmaz.

*

Onu ilk gördüğümde herhangi biri gibiydi. Ben arkadaşım Kunle ile şehir kulübünde tenis oynuyorduk. O, kucağında bir bebekle yanımızdan geçti. O, geçip kulübün restoranına girene kadar durup bekledim. Bir top vızıldayarak kulağımın dibinden geçince dönüp arkadaşım Kunle’ye alaycı bir bakış attım: “Ne?” diye sordum ilgisizce ve gidip Kunle’in dikkatsizce attığı topu aldım.

“Kime bakıyorsun Mr. Man?”

Bu sesin hiç eğlenceli yanı yoktu.

“Kız arkadaşın yok mu Chibuzor?”

Onu yok sayarak yerimi alıp servis atamaya hazırlandım.

“Kaldı ki, o kadın evlidir,” Kunle durarak, vermiş olduğu habere karşı benim tepkimi ölçmek istedi, “O asker çocukla… Uche’yle.”

Omuzlarımı silkerek hayal kırıklığımı gizlemek için “Öyleyse çok kötü,” diye yanıtladım.

*

Okumaya devam et “Nnenna!”

Beyaz Mintan (Vietnam’dan bir şiir)

Huy Cá­n
Huy Cá­n (31 Mayıs 1919-19 Şubat 2005)

Kalbinle, ruhunla geldin bana
Düşsel arınlığın sade beyaz mintanı içinde
Işık sağanağındı senin eski patika yolu boyunca
Ayaklarının yeşimi, biricikliğin kızıl rayihası
 
Senin sevimli uzun ince parmakların okşadı
Güneşin öptüğü nazik yuvarlak yanaklarını
Masmavi rüzgârı doldurdun saçlarına
Ve hava dağlarını odama estirdin

Okumaya devam et “Beyaz Mintan (Vietnam’dan bir şiir)”

Bill Gates ve Sosyalizm!

Dünyanın en zenginleri arasında yerini ilk üçte koruyan yazılım multi milyarderi Bill Gates, bir konuşmasında çevreyi ve doğayı ancak sosyalizm kurtarır der (Tom Cahill, Axis of Logic, 4 Eylül 2016) ve ekler: “Özel sektör yetersiz bir aptaldır.” Bill, kapitalist kuralların artık çalışmadığını ve yeryüzünü ancak sosyalizmin kurtaracağının altını çizer. (San Miguel Times, 1 Mayıs 2017).

Bunun bir şaka olduğunu sananlara Guardian’ın 15 Mayıs 2013 tarihli Daniel Ben-Ami’nin kaleme aldığı makalesinde yer verdiğiBill Gates at SXSW Bill Gates ve onun gibi Amerika’nın en zenginleri arasındaki yeri en önde gelenlerden Warren Buffet’nin sözlerine bakmalarını öneririm. Kapitalizmin tepesinde oturanlar ve bütün dünyanın zenginliğinin kaymağına sahip bu insanlar neden kapitalizme “karşılar”? Acaba oturdukları dalı mı kesmek istiyorlar yoksa bu hasta düzenin bir süre daha hayatta kalması için öneri mi veriyorlar?

Okumaya devam et “Bill Gates ve Sosyalizm!”

Sözlerini Furuğ’un yazdığı o şarkı!

Kami:

“Furuğ’da şarkı sözü yazma yeteneği de vardı. Ekim 1990’da ben Şeyh Galeri’de resim sergimi acımıştım.

O sırada Mohammed Nuri Bey[1] oraya geldi.

Bana bir şiiri göstererek “Bunu Furuğ yazmış,” dedi ve bana verdi.

O şarkı budur: Sahilin suskusunda … ”

İşte o şarkı:

Gece darmadağın usulca ilerliyor kıyının suskusunda

Göğsümde çırpınır kalbim… sen gelirsin, sen gelirsin

Öpücüğün rayihası yükselir dudaklarının kızıl gülünden

Bakışların ışıldar… ne güzelsin, ne güzelsin.

Sır perdesini aralarsın, kaygılı bakışlarla

Ben kulaklarına kendi hüznümden bir şarkı söylerim

Sahilin suskusunda bu benim sahilde yapayalnız

Düşlerin kollarında uyumuş… ne rüyadır… ne rüyadır

Gece darmadağın usulca ilerliyor kıyının suskusunda

Göğsümde çırpınır kalbim… sen gelirsin, sen gelirsin

Öpücüğün rayihası yükselir dudaklarının kızıl gülünden

Bakışların ışıldar… ne güzelsin, ne güzelsin.

Sır perdesini aralarsın, kaygılı bakışlarla

Ben kulaklarına kendi hüznümden bir şarkı söylerim

Sahilin suskusunda bu benim sahilde yapayalnız

Düşlerin kollarında uyumuş… ne rüyadır… ne rüyadır

(h.h.)

[1] Son dönemin önemli şarkı yorumcusu Mohammed Nuri (1929-2010)

Furuğ’un biricik oğlu Kami de gitti!

Bir ömür acı ve hasret son buldu!

Acı ve hasret dolu bir ömür son buldu!

Demek Furuğ’un oğlu olmak, Perviz Şapur gibi tanınmış bir edebiyatçının oğlu olmak yetmiyormuş. İkiyüzlü toplum yapacağını yapıyor. Furuğ’un şiirlerini okur, onu alkışlar, Perviz’i takdir eder ama onların biricik oğullarına sahip çıkmazlar. Üstelik güvendiği insanlar, annesinden ve babasından ona kalan ne varsa, mektupları, resimlerı, antika sayılacak eşyaları, Furuğ’un dikiş makinesi de dahil, kısaca varını yoğunu hırsızlar gibi çaldılar, elinden aldılar ve onun yüzüne güldüler. Yayıncılar annesinin kitaplarından elde ettikleri yüz binlerce dolardan ona tek kuruş ödemediler. (Kamiyar’ın kendi dediğine göre Morvarid Yayınları hariç)

Okumaya devam et “Furuğ’un biricik oğlu Kami de gitti!”