Şiir ve çeviri!

Ben dili anlamıyorum. Ve çok masum görünen ve insanı hemen rengârenk ışıltılarla örülen ağına çeken şiir ve çeviri gibi hilekâr ve bir o kadar fettan bir konuya yazı yazmam konusunda dostane bir davete olumlu ve samimi yanıtımı verdikten sonra şu anda siz burada değilken sizin buradalığınızda yazmakta olduğum –ki kabul görürse ben olmadan benim buradalığımla okunacak- bu yazıyı düşünürken ve yazarken, çeviri eyleminde Tsunami dalgaları gibi zavallı çevirenin zihnine saldıran iki dilin tümübirdeninin birinin diğerine nasıl çevirebilirliliği (translation) ve dönüşebilirliliği (transformation) olanaklarını ve olasılıklarını ve aynı zamanda olanaksızlığını açıklama konusundan nasıl kıvırıp sıyıracağımı düşünüyorum! Bencilce tabii. Ama düştüğüm bu cazibenin merkez çekinden kaçış olmadığına göre, konuyu alt edebilme görüntüsüne girmem açısından, kendimce şu noktadan başlamayı daha uygun buldum: Derrida der ki “… çeviri gerekli olduğu kadar imkânsızdır!”

Okumaya devam et “Şiir ve çeviri!”

İran Yazarlar Birliği’nin bildirisi

Muhtari ve Puyende’nin katledilişlerinin on dokuzuncu yıl dönümü nedeniyle yayımlanan

İran Yazarlar Birliği’nin bildirisi:

 

06 Aralık 2017

Özgürlük yolunda canlarından olan Mohammed Muhtari ve Mohammed Cafer Puyende’yi canice katledilişlerinin on dokuzuncu yılında saygıyla anıyoruz.

1998 sonbaharının siyasi cinayetlerinin, İran Yazarlar Birliğinin sorumlu iki üyesi Mohammed Muhtari ve Mohammed Cafer Puyende’nin fiziki silinişlerinin on dokuzuncu yıldönümünün arifesinde, o korku, dehşet ve tehdit günlerinin karanlığı, sonbaharın endamına öyle gölge düşürmekte ki bütün aydın yürekleri acıtmakta ve haksızca dökülen kanlara karşı adalet isteği bütün özgürlükçü insanların zihninde her gün biraz daha uyandırmaktadır.

Okumaya devam et “İran Yazarlar Birliği’nin bildirisi”

o tepelerde neler oldu? Görsel rivayet -4-

Görsel rivayetlerin ilk yazısında bu projenin yaratıcısı hakkında bilgi vermiştim. Gözden geçirmek için lütfen buraya tıklayın. BU projeden aktardığım ikinci rivayet Furuğ’un ölümüyle ilgiliydi ve üçüncüsü ise Samed behrengi‘nin Aras Nehri’nde boğulmasını konu almıştı. Bu tarihi tanık olarak görsel anlatıların dördüncüsü İran’ın Devrimci hareketinin parlak yıldızlarından Bijen Cezeni ve arkadaşlarının ölümü hakkındadır. Bijen Cezeni’nin silahlı grubu Puyan grubuyla birleşerek Şah rejimine karşı ilk silahlı gerilla mücadeleyi başlatan örgütü oluşturmuşlardı. Siyahkel Ormanı silahlı mücadelesi (1970) sonrasında İran Halkı Fedaileri Örgütü kuruldu (1971).

Azadeh_Akhlaghi_Photo-12
Bijen Cezeni ve 8 arkadaşının kurşuna dizilişi!

20 Nisan 1975 Pazar günü İran gazeteleri en önemli başlıklarından birini atıyorlardı: “9 mahpus hapishaneden kaçarken öldürüldüler!” Haberin devamında şöyle yazılıyordu: “Bu mahpuslar, bulundukları hapishaneden başka cezaevine intikal ettirilirlerken kaçmaya teşebbüs etmişler ve hepsi öldürülmüşlerdir! Öldürülenlerin adları şöyledir: Mohammed Çupanzadeh, Ahmed Celil Efşar, Aziz Sermedi, Bijen Cezeni, Hasan Ziya Kelanteri, Kazim Zulenvar, Mustafa Hoşdel, Meşuf Kelanteri, Abbas Sureki. (İttilaat Gazetesi)

Okumaya devam et “o tepelerde neler oldu? Görsel rivayet -4-“

İranlı yönetmenin ikinci Oskar’ını aldığında verdiği mesaj!

the film salesman, ile ilgili görsel sonucu

Seksen dokuzuncu Oskar ödülleri Şubat 2017’de belli oldu ve en iyi yabancı film dalında Satıcı adlı film İranlı Asger Ferhadi’ye ikinci Oskar ödülünü getirdi. Ferhadi daha önce, 2012 yılında Bir Ayrılık filmi ile yönetmen olarak ilk Oskar’ını kazanmıştı. Asger Ferhadi ve filmin kadın baş rolündeki Terane Alidusti, ABD başkanı Donald Trump’in KHK ile çıkardığı ve 6 Müslüman ülke vatandaşının Amerika’ya girmesini kısıtlayan yasayı protesto ederek ödül törenine katılmamışlardı. Ödülü Enuşe Ansari, Ferhadi’inin yerine kabul etmiş ve törende Ferhadi’nin bu mesajını okumuştu:

Benim orada olmamam, ülkemin insanına ve altı diğer ülke insanına hürmeten ve bu insanların Amerika’ya girişini yasaklayan insanlık dışı bir yasayı protesto etmek içindir. Dünyayı Bizler ve Düşmanlarımız diye ikiye ayırma, korku yaratır ve bu ise kaba kuvvet ve savaşı aldatıcı bir şekilde haklı göstermek içindir. Bu söylemler, şiddet ve öfkenin kurbanı olan ülkeler için demokrasi ve insan hakları yolunda engel teşkil eder.

Sinemacılar kameralarını insani ortak noktalara çevirerek etnik kökenlere ve dinlere ait yanlış klişeleri kırabilir ve dünya halkları arasında empatiyi ve dayanışmayı yaratabilirler. Bugün bizim empatiye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var!

Okumaya devam et “İranlı yönetmenin ikinci Oskar’ını aldığında verdiği mesaj!”

Görmek için bir alıştırma!

“Görmek için bakmayı bilmeli,” sözü neredeyse klişe bir tekerlemeye dönüşmüştür. Ancak sanırım görmeyi görmek için biraz daha fazla kafa yormak gerek.

Burada bir fotoğraf paylaşacağım. Neye baktığımızı birlikte “gözden geçireceğiz”. Bu arada neler gördüğümüzü paylaşacağız ancak orada durmayacağız bir adım daha ilerleyip gördüklerimizin bize neler gösterdiğini ve fakat ondan daha önemlisi neler sakladığını irdeleyeceğiz. Bu saklamaya arka plan demek doğru değil. Arka plan, belli bir desenin planlanmış zemini olarak bu saklanan ya da gördüklerimizin görünüründe olmayandan farklıdır. İsterseniz buna görünmemesi gerekenin diyalektik karşıtı diyelim… kendi zıddını yaratan bir görünmeme! Saklanılmaya çalışılırken ortaya çıkan bir görünme! Ve biz işte bunu görmeye çalışalım!

Okumaya devam et “Görmek için bir alıştırma!”

rüzgarlı ağaca asıldığımı düşünürüm…

Akşam olmuştu, dışarıda kar yağıyordu. Sessiz. İki yaşlı çocuk, kanepeye oturmuş konuşmuş, konuşmuş, konuşmuşlar… yılların yapraklarını çevirmişler; defter bitmemiş, masal bitmemiş, ama adam kadının o tatlı masalını dinlerken uykuya dalmış. Kadın bir battaniye getirip sermiş adamın üzerine. Omuzlarından bacaklarına kadar. Ona bakmış, bakmış. Sonra onun yanında kanepede bacaklarını altına toplamış, oturmuş. Sonra sigarasını yakmış, adam uyansın diye beklemiş.

Okumaya devam et “rüzgarlı ağaca asıldığımı düşünürüm…”

Buradalık sözcüğü ile ne(yi) anlatıyoruz?

Buradalık sözcüğünü ilk kez 1999 yılında, Yaralarım Aşktandır’ın ön sözünde kullandım. Daha sonra kullanılabilirliği iznini Türkçe hocamız Emin Özdemir’den aldım ve kullanmaya başladım. Bu sözcükle birlikte yeni ürettiğim iki sözcüğün de kullanma iznini almıştım: Yenibaştanlamak (baştanlamak), herzamanlığına. Bunlara belki başka bir zaman değinirim.

Buradalık sözcüğünün kullandığım makalelerden bir kısmı:

  • Yaralarım aşktandır, Beraheni önsöz, çeviri, 1999, Öteki Yayınları
  • Fars şiirinde dilin isyanı, 06–Ocak-2003, Öteki-siz dergisine
  • Farsça şiirde dil, MorTaka, Kış 2007-2008, Ss: 52-65
  • Penceredeki yalnız kadın: Furuğ Ferruhzad, Dahiler ve aşkları, 3. baskı, 2009 (1. Baskı 2008), Ss: 175-216
  • Farsça şiirde görsellik, MorTaka dergisi, mart 2009, Ss: 45-49
  • Furuğ şiirinin cinsiyeti ve cinselliği, 2009, Özgür Edebiyat (2008’de Türkiye Yazarlar Sendikası’nın Ankara Kanguru Kültür Merkezi’nde düzenlediği toplantıda konuşma, Sardunyalar.com’da yayımlandı)
  • Şiir ve çeviri, Akbük Edebiyat Dergisi, Mart 2010
  • Behçet Necatigil hepimizi kandırmıştır!, Konferans, Nisan 2010 (Sardunyalar.com’da yayımlandı)
  • Cinsiyetsiz dil, zamansız anlatı ve ikinci komünün arifesi, Patika Dergisi, Ekim-kasım-aralık, sayı: 75. 2011, (Sardunyalar.com’da yayımlandı)

Martin Heidegger, felsefesinin temel taşlarından Dasein’ı kullandı ve sözcük üzerine yüzlerce makale yazıldı. Almancada “da” hem burada hem orada anlamını taşır. “Sein” ise en azından olmak (İngilizce to be) anlamına gelir. Bir şeyin varlığının hem burada hem orada olması aslında ne burada ve ne de orada olduğunu (ya da her yerde olduğunu) gösterir. Bu varoluş ise kaçınılmaz olarak süremle (zamanla) ilinti gösterir. Nitekim Dasein İngilizcede Being and Time (olmak ve zaman) olarak ele alınmakta. Ben bunu Türkçedeki “var ile yok arası” deyiminden yararlanarak anlamaya çalışmaktayım ve bu ikisi arasındaki o kritik mekânsal ve zamansal (süremsel) berzahtaki, yarıktaki “varlığı” buradalık sözcüğü ile açıklamayı yeğliyorum.

Okumaya devam et “Buradalık sözcüğü ile ne(yi) anlatıyoruz?”

“sıcak bir öpücük gibi… kızıl bir gonca…”

Nazım Hikmet:

Çağdaş Farsça Şiirin Yol Işığı

1- Türkiye’ye gelmeden önce Türkiye’den ne biliyordum? İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi 4. sınıftayken Şah’ın gizli polisi SAVAK tarafından İstanbul’daki evinde yakılarak öldürülmeden önce amcamın oğlu Sadık ve onun yanında “okusun da adam olsun” diye babamın İstanbul’a gönderdiği ağabeyim Hasan yaz aylarında İran’a geldiklerinde hediye olarak getirdikleri, üzerinde zeytin dalı olan küçük yeşil teneke kutulardaki zeytinyağından ve beş-on litrelik bidonlardaki o meşhur üç harfli limon kolonyalarından başka ne duymuştum Türkiye hakkında? Ortaokulu bitirip de “büyüyüp” dergileri karıştırmaya başlayınca tanımadığım bu komşuya ait kulağıma başka sözcükler de değmeye başladı: Atatürk… Aziz Nesin… Zeki Müren… ve Nazı Hikmet! Atatürk, büyük bir savaş sonrasında Türkiye Cumhuriyetini kurmuştu, o kadar! Aziz Nesin (Samin Bahçeban’ın çevirileriyle) güldürürdü, o kadar! Zeki Müren (Kırık Plak filmindeki gözyaşlarıyla) “müthiş” şarkı söylerdi, o kadar. Ya Nazım?

nazım

Okumaya devam et ““sıcak bir öpücük gibi… kızıl bir gonca…””

Fahişeliği bırakıp yeni bir iş arayışına giren Firdevs!

Bizi Köleleştiren İsteklerimiz, Umutlarımız, Korkularımızdır/ Neval El Seddavi

8 Mart nedeniyle sanatkaravani.com’a yazan:

Sevil Ateş

Şeyhe eş olarak verilen Firdevs, babasının evinde yaşadığı hayata kaldığı yerden devam etmiş. Şeyh’in ayaklarını yıkamış, ona yemek yapmış, evi temizlemiş, tecavüze uğramış ve dayak yemiş

Makalenin tamamı için aşağıdaki bağlantıyı tıklayın lütfen:

http://sanatkaravani.com/bizi-kolelestiren-isteklerimiz-umutlarimiz-korkularimizdir-neval-el-seddavi/

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun!

“Türk Metal Sendikası’nın Ankara’da düzenleyeceği 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamasına giden kadın işçilerin yaşanan elim bir kaza sonucu hayatlarını kaybettiğini büyük bir acıyla öğrendik.
Hayatını kaybeden Leyla Çiçek, Refika Barışsever, Özlem İnan, Fatma Hacıoğlu, Güleydan Sezer, Elvan Mutlu ve Leyla Yalçın’ın ailelerine ve tüm işçi sınıfına başsağlığı diliyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz.”

Okumaya devam et “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun!”