Buradalık sözcüğü ile ne(yi) anlatıyoruz?

Buradalık sözcüğünü ilk kez 1999 yılında, Yaralarım Aşktandır’ın ön sözünde kullandım. Daha sonra kullanılabilirliği iznini Türkçe hocamız Emin Özdemir’den aldım ve kullanmaya başladım. Bu sözcükle birlikte yeni ürettiğim iki sözcüğün de kullanma iznini almıştım: Yenibaştanlamak (baştanlamak), herzamanlığına. Bunlara belki başka bir zaman değinirim.

Buradalık sözcüğünün kullandığım makalelerden bir kısmı:

  • Yaralarım aşktandır, Beraheni önsöz, çeviri, 1999, Öteki Yayınları
  • Fars şiirinde dilin isyanı, 06–Ocak-2003, Öteki-siz dergisine
  • Farsça şiirde dil, MorTaka, Kış 2007-2008, Ss: 52-65
  • Penceredeki yalnız kadın: Furuğ Ferruhzad, Dahiler ve aşkları, 3. baskı, 2009 (1. Baskı 2008), Ss: 175-216
  • Farsça şiirde görsellik, MorTaka dergisi, mart 2009, Ss: 45-49
  • Furuğ şiirinin cinsiyeti ve cinselliği, 2009, Özgür Edebiyat (2008’de Türkiye Yazarlar Sendikası’nın Ankara Kanguru Kültür Merkezi’nde düzenlediği toplantıda konuşma, Sardunyalar.com’da yayımlandı)
  • Şiir ve çeviri, Akbük Edebiyat Dergisi, Mart 2010
  • Behçet Necatigil hepimizi kandırmıştır!, Konferans, Nisan 2010 (Sardunyalar.com’da yayımlandı)
  • Cinsiyetsiz dil, zamansız anlatı ve ikinci komünün arifesi, Patika Dergisi, Ekim-kasım-aralık, sayı: 75. 2011, (Sardunyalar.com’da yayımlandı)

Martin Heidegger, felsefesinin temel taşlarından Dasein’ı kullandı ve sözcük üzerine yüzlerce makale yazıldı. Almancada “da” hem burada hem orada anlamını taşır. “Sein” ise en azından olmak (İngilizce to be) anlamına gelir. Bir şeyin varlığının hem burada hem orada olması aslında ne burada ve ne de orada olduğunu (ya da her yerde olduğunu) gösterir. Bu varoluş ise kaçınılmaz olarak süremle (zamanla) ilinti gösterir. Nitekim Dasein İngilizcede Being and Time (olmak ve zaman) olarak ele alınmakta. Ben bunu Türkçedeki “var ile yok arası” deyiminden yararlanarak anlamaya çalışmaktayım ve bu ikisi arasındaki o kritik mekânsal ve zamansal (süremsel) berzahtaki, yarıktaki “varlığı” buradalık sözcüğü ile açıklamayı yeğliyorum.

Bu varlık İngilizcedeki presence’i içerse de nesnel olarak “presentative” olmayan ya da non-presence’i de içeren bir varolma biçimidir. Cinsiyetsiz Dil, Zamansız Anlatı ve İkinci Komünün Arifesi, adlı makalemde şöyle ifade ettim: “Türkçenin “varla yok arası” deyimi acaba Wittgenstein’in işaret ettiği[1] o “gereksinimini duyduğumuz belirsiz” olan dil oyunu mu? Bu bir bakıma ve aynı zamanda belirliliğini erteleyen (Derrida’nın differance’ı) bir göstergesel varlıktır. Temsiliyet yetkesini varlıkta yitirmiş ancak başka bir varlığın “habercisi” olma potansiyelini taşıyan “yokluk” alanına girmemiş bir gösterge. Bu gösterim, zamanda ertelenmiş dilsel mekânından edilmiş bir dil oyunu içindeki “buradalık”tır. Temsiliyet ne kadar bulanık ne kadar belirsiz olursa olsun yine bir re-presentasyondur (hiçbir şeyden daha küçük olan temsiliyetin silinişi onun izlerini belirginleştirir ancak) ve o şeyin kendisini bize deklare etmeyen açığa kavuşturmayan bir “zaman-mekân” diliminin mevcudiyetine meşruluk kazandırır ve kabul edilir kılar.”

Merak ettim. Google taramasında buradalık sözcüğünün ne zaman, nerede ve kim tarafından hangi içerik ve biçimle kullanıldığını araştırdım. Bulduğum makalelerin hepsi 1999’dan sonraya ait ve makalelerin hemen hepsi eğitimle ilgili bilimsel çalışmalardır. Bu makalelerde en çok toplumsal (sosyal) buradalık, bilişsel (cognitive) buradalık olarak geçmektedir ve İngilizcedeki presence ile eşdeğer tutulmaktadır. Bu bilimsel makalelerden farklı olarak iki değişik kullanım gözüme çarptı:

İlkinde Onur Bayrakçeken (4 Ocak 2010, İstanbul) bir yazısında şöyle der: “Resmi buradalık ve canıma tak eden -mamak – canıma tak etti artık: …. ‘resmen’ buradasın, bak işte kafa kağıdın.”

İkincisinde ise Hande Yücel (1) kişisel bloğunda 17 Mart 2010,  Çarşamba tarihli yazısının başlığını “buradalık” olarak seçmiş ve aynen şöyle yazmıştır (yazım hataları düzeltilmemiştir): “Döneli baya bi zaman oldu ama şu sayfayı updatelemek kısmet olmadı, malum iş, güç.. vs.. Amaç fotografsa bundan sonraki update ler bol fotograflı az yazılı olsun.. Maksat hatırlansın, hatırlayalım, unutmayalım, ölümsüzleşsin…” Başlıktaki buradalık kullanımı adeta tadımlık der gibi, “Buraya mahsus”, “Burası için şimdilik” anlamları iletme amacını güder.

Salih Bardakçı’nın Çevrimiçi Öğrenme Ortamında Algılanan Sosyalleşme Ölçeğinin Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması adlı makalesinde bu sözcük 12 kez, biri hariç toplumsal buradalık olarak geçmekte (2). Ebru Öztürk ise makalelerinin birinde (2008) 13 kez toplumsal ve bir kez bilişsel buradalık, diğer makalesinde (2009) ise 255 kez toplumsal ve bilişsel buradalık deyimi kullanmıştır.(3, 4)  Hakan Tüzün ve arkadaşları (5) yayınladıkları makalede buradalık düzeylerini ve algılarını incelemiştir: “Bu çalışmanın amacı öğrenme için yeni olanaklar sunan üç-boyutlu çok-kullanıcılı sanal ortamları kullanan katılımcıların bu ortamlara yönelik buradalık düzeylerinin incelenmesidir… Ek olarak ortam üzerinden yapılan görüşmelerde araştırmacılar tarafından tutulan alan notları ve katılımcılar ile yapılan görüşmeler sonucu elde edilen nitel veriler ile katılımcıların buradalık algıları nitel açıdan incelenmiştir.” Buradalık sözcüğü adı geçen makalede 105 kez tekrarlanmış ve sosyal buradalık, buradalık ölçeği, buradalık algıları, buradalık düzeyleri, ortamda buradalık, buradalık hissi gibi değişik formlarda kullanılmıştır. Makalede buradalığın tanımlarına değinilmiştir: “Buradalığın çeşitli tanımları vardır. Gunawardena (1995), buradalık kavramını bir kişinin iletişim ortamında gerçek bir kişi olarak algılanma derecesi olarak ifade ederken; Lee (2004) sanal nesnelerin duyusal ya da duyusal olmayan yollarla gerçek nesneler olarak algılandığı psikolojik durum olarak tanımlamıştır. Steuer’a (1992) göre ise fiziksel otantik bir ortamın aksine aracılı bir ortamda bulunma hissi derecesidir. Kısacası buradalık, aracı bir ortam içinde bulunma duygusudur (Williams, 2014).

Dilek Doğan ve arkadaşlarının makalesinde (6)  ise 14 kez toplumsal buradalık kavramı geçmekte. Örnek olarak: “Bu durum toplumsal buradalık algısının yükselmesini sağlayabilir.” “Metin tabanlı, eşzamansız sistemlerde toplumsal (sosyal) buradalık hissi azalır. Toplumsal buradalık duygusunun azaldığı öğrenme ortamlarında da verim düşebilir… hem toplumsal buradalık duygusunun artmasına katkı sağlayacak…

Birçok diğer makalede de aynı şekillerde ve aynı içerikde buradalık sözcüğü kullanılmıştır. (7,8, 9, 10, 11, 12, 13, 14)

Walter Benjamin – Tekniğin olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı (Çev. Ahmet Cemal, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul:1995) başlıklı Melih Apa’nın (22 Eylül 2010) blogundaki e-makalede bu sözcük “şimdi ve burada’lığı” şeklinde üç kez geçmekte.(15) Adı geçen blogdaki yazıdan önce Süreyya Karacabey Çelik (2005) buradalık sözcüğünü aynı kapsamda kullanmışlardır. Bu iki makalede biçimsel olarak burada’dan sonra bir kesme imi -lığı ayırma çabasını başka yerde görmedim. Belki de burada maksat sadece burada’nın kendisinin varlığıdır. S. Karacabay (16) Modern sonrasında dramatik metinler, (Dramatic Texts in Postmodern Period) başlıklı makalesinde “Tiyatronun, seyirciyle etkileşimi içine alan yeni işlevinin, şimdi ve burada’lık özelliği, dramatik metnin…” den söz eder. Berat Açıl da (2007) Metin Kaygalak’ın Orotodoks Oğlanlar ve Fücur adlı eseri üzerine yazığı eleştirel yazıda yine Walter Benjamin’in eserine gönderi ile şöyle der: “Birçok eleştirmenin söylediğinin aksine, Kaygalak’ın şiirinin mistik, dolayısıyla Doğu’ya ait, geçmişe referansları olan bir şiir olmadığını, günümüze ve günümüz içinde konuşan, Walter Benjamin’in “şimdi ve buradalık” diye adlandırdığı duygunun şiirini yazdığını düşünüyorum.”(17)

Ufuk Eriş, 2001: A Space Odyssey, başlıklı e-makalede şöyle der: “Heidegger’in dediği gibi insanın buradalığı burada olmamaklığı üzerine kurulmuştur.” (18)

Şimdi-buradalık şeklinde elmuh, Super Moderator (2008), e-makalesinde şöyle geçer: “Vahyin tabîi bağlamında belirsiz olarak aktarılan yer isimleri…, … sözlü söylemde söylemin konuşan özneye yaptığı bu gönderme bir şimdi-buradalık özelliği gösterir…”, “ Çünkü dilin canlı konuşma ortamlarında göndergeleri belirgindir. Sözlü dil kullanımında anlamda kapalı yerler varsa açıklanma imkanı vardır ve anlam bir şimdi-buradalık özelliği gösterir.”(19)

Bu yazının en başında listesini verdiğim “yazdığım makalelerde” buradalık sözcüğünün değişik içerikleri vurgulansa da özellikle son iki makalede, bir yandan nesnel olarak burada var olmak, diğer yandan tözel, öznel ve aslında non-presence olarak var olmayanın varlığına işaretle kullanılmıştır. Heidegger’in var olma ve zaman kavramlarını birleştirerek ve onlara gönderide bulunarak kullandığı Dasein’a en yakın Türkçe kavram olarak buradalık sözcüğünü kullandım. Buna ayrıca Suskunun Edebiyatını Yaratırken adlı makalede de işaret ettim. (20)

Sözünü ettiğim o iki makaleden iki uzun aktarma yapacağım. Birincisi Behçet Necatigil Hepimizi Kandırmıştır ikincisi ise Cinsiyetsiz Dil, Zamansız Anlatı ve İkinci Komünün Arifesi adlı makaleden:

1- “Burada hazır/var olma olayını Arapçadaki “huzur”u (gerçi Türkçede huzur sözcüğü genel olarak dinginlik anlamında kullanılır) ve “hazır”ı kullanarak ifade etmek istersek cisimsel (nesnel) var olmaktan öteye geçemeyiz. Halbuki nesnel var olmanın dışındaki var olma olgusu, yine Arapça sözcük olan “mevcudiyetin” geçerliliği “huzur” ve “hazır” ile açıklanmıyor. Ancak bu varlık, bu mevcudiyet, izlerin ve eserlerin -ki eser aynı zamanda iz sözcüğünün bir ikizi ve daha doğrusu İngilizcedeki trace sözcüğünün işlevsel ikizidir- ortaya çıkışıyla algılanır. Çok az miktarda var olana eser miktar deriz. Bu, maddenin iz bırakacak en az ölçütüdür, trace de aynı şekilde. Türkçede eser öğe, İngilizcede trace elements. İz sürmek de aynıdır. İz bırakmak da! Öyleyse buradalıkla biz bir bakıma izlerin de peşindeyiz! İz ne kadar az yada ne kadar silik olursa olsun varlık coğrafyasının dışında değildir. Eser ve trace birçok ortak anlamsal ve çağrışımsal alana sahiptir ve tözel buradalık ve öznel buradalık sahalarını da kapsarlar. Daha doğrusu buradalık aynı zamanda eser ve trace’in bir topografik ve non-topografik ifadesini de içerir. Bu noktada -non-topografik (ki yersiz-yurtsuzluğu da içerir) Dasein’a işaret eder. Buradalık kanımca Dasein‘in bizim dilimizdeki karşılığıdır. Demek buradalık yani hem nesnel hem de öznel olarak “ben”in var olduğu coğrafyada hazır olarak var olmaktır. Bunu zihinsel olarak tözel ideler topografyasında da algılamak olasıdır. O zaman öne çıkarmak istediğim bana ilginç gelen ikinci alana bakabiliriz; silinmek ve iz konusuna. Önce silinmek konusunu irdeleyelim. Bir silinmek var ki (var ki diyorum!) objelerin dünyasında cereyan eder: vazonun salondan alınıp dışarıya çıkarılması ile “silinmesi, vazonun düşüp kırılarak silinmesi. Birinin ölümü ve yaşamdan silinmesi. Sevgilinin gitmesi, ayrılması ve silinmesi. Bir demet yaseminin buradan gelip geçmesi ve silinmesi. Bu olayların kağıt üzerinde yazılması ve silinmesi! Bu silinmelerin hepsinin ardında bir iz var. Bu iz tanıktır. Bu tanıklık ne artırır ne eksiltir. Ama bir silinme var ki sürekli artırır bu silinme sanatta, edebiyatta ve kaçınılmaz olarak da dilde cereyan eder. Gerçi bir bakıma bütün olaylar dilin içinde cereyan etmektedir ama üzerinde durmak istediğim, sadece dilin içinde olası olan silinmedir. Silinmekle artan ile, yukarıda sözünü ettiğim eksilerek kemale ve mükemmele varmak omuz omuza yürür. Artıran silinmek hangi tür silinmedir? Hangi yok oluş, hangi eksiklik mükemmele yaklaştırır? Biz bugün bu anma töreninde neyi konuşuyoruz? Bir silinmeyi konuşuyoruz. O silinme ki bizde durmadan bir buradalık olarak artmakta ve bizi artırmakta ve kendisi de bizim sayımızca, yazılar sayısınca ve konuşulanlar sayısınca artmaktadır. Konuşulanlar onun tam olarak ne olduğunun hakkını vermek içindir. Ama hep eksik getirmekte bu konuşmalar. Bu eksiklik onun mükemmeline yanaşma ve yaklaşma dinamiğini oluşturur. Siz silinmiş olanı bir kez daha edebi dilin içine çekebilirsiniz ve onu yeniden silebilirsiniz. Sildiğinizi yeniden çağırabilirsiniz. Bu silinme, yaratan kimsenin yarattığı sürece, süreğen ve kesintisiz olarak dilin içinde dirilmelerdir ve onun varoluşluğu ancak dilin içinde mümkün olur. Edebiyat ve kültürel yaratım içinde cereyan eden silmeler bir eksiklik yaratır ve bu eksiklik sürekli yaratmanın ve ilerlemenin kaynağı olur. Sürekli mükemmele varmak isteği ve sürekli mükemmele göre eksik getirme, az getirme ilerlemenin bir dinamiği olmuştur. (21)

Bir eksiklik kalan fotoğraflarda
Ama gene olurum
Aranızda” (B.Necatigil)

2- Cinsiyet ve zaman! Cinsiyetsizlik ve zamansızlık. Cinsiyetin silinmesiyle zamanın da silinmesi denk getirilmiştir. Zamanın sıfır noktasına varması aslında mekânın da sıfır noktasına varması demektir. Fizikçiler arasında -negatif enerji tartışmaları kapsamında- bütün kâinatın dengeli koca bir sıfır oluşturduğunu söyleyenler var. Sıfır noktasının, elektriksel yükü (cinsiyeti) yoktur. Onlara göre bu sıfır noktasında uzay-zaman yok olmakta. O nokta var ile yok arasında dipsiz bir uçurum açmakta. Evrende “hiçbir şeyden daha küçük bir şeyin” varlığına inanan fizikçilerin ileri sürdükleri o nokta, ‘yok’un var oluşu ve ‘var’ın yok oluşu noktasıdır. Orada, o belirsiz noktada [ki bütün erki belirsizliğinden kaynaklanmakta] bir tanıklık gizlenmiştir. Bu tanıklığın homojen yapısı yoktur. Giorgio Agamben’in altını çizip açıkladığı şekilde farklı anlamlar yüklü tanıklıklar olabilir[2]. Bana göre bir tanık var ki “ben şu anda görüyorum ve tanık oluyorum,” der ve tanıklığı şimdiye aittir. Bu tanıklıkta geçmiş ve gelecek söz konusu değil. Bir başka tanık var ki, “ben gördüm ve yaşadım!” der. Bu Agamben’in aktardığı Levi’nin Auschwitz’e ait tanıklığıdır. Yazınsal anlatıda benim Türkçede râvi diye adlandırılmasını yeğlediğim bir tanık anlatıcı daha var. Râvi, şahittir ve şahadet verir [Evet, şehit de bu türden şahit ve tanıktır.] O hem geçmişi görmüş yaşamış, hem de şimdiyi görmekte, yaşamakta ve anlatmakta: Rivayet etmekte! Ancak başka bir tanıklık daha var. O tanıklık gizin, gizemin kendisidir. Taşıdıkları izlerle binlerce, milyonlarca sene öncenin anlatısını kendi içinde gizler ve ‘var’ ile ‘yok’ arasındaki o sıfır noktada saklar, saklanır. Türkçenin bize sunduğu müthiş bir olanak olarak gördüğüm “varla yok arası” deyimi işte tam da bu noktanın kendisidir, onun ifadesidir, onun ifade edilemezliğidir. Varla yok arası, sadece şimdiki var olmaya vurgu yapmıyor, onun buradalığı, “presence”in hem öncesinde hem sonrasında hem de içindedir. Bu bir bakıma Heidegger’in tanımladığı Dasein’in (Heidegger’in kendi tanımıyla ‘ortaya çıkış yeri’nin[3] ya da mahşerinin) ta kendisidir. Söz konusu buradalık zaman-mekân arasına da bir yarık sokmuştur. Onları ayrı ayrı ve birlikte sıfır noktasının belirsizliğine sürüklemiştir. Var ve yok ve bunun tanıklığını yapan varla yok arasının anlatısına tanıklık eden bizleri belirsizlik ve olası olabilen (possible) ve olası olamayan (impossible) alandaki kararveremezlik [Derrida] konumunun –ki sınırları belirsiz bir konumdur- içine sürüklemiştir. Mekânın yok oluşa yakınlaşması zamanın da aynı bükülmeye tabi olduğunu dikte eder. Böyle bir noktada fizikçilerin üzerinde heyecan ve şevkle tartıştıkları solucan-delikleri, kara delikleri ve zaman sarmallarını (time wraps?) anımsamadan edemiyorum. O delikler ki negatif enerjiyi önlerine taktıklarında ben daha adım atmadan seni Sirius yıldızına götürüp geri getirir ve belki de geldiğinde gitmeden önceki noktaya dönersin! İşte bu nedenle, varla yok arası, kendisi bir giz olarak kalacaktır. Derrida’nın ifade ettiği gibi[4], “Giz vardır. Ancak kendini gizlemez… giz vardır: ondan her zaman söz edilebilir, ancak bu onu bozmaya yetmez. (s. 58) “Giz… söze yabancı olduğu için, belirgin bir söz dizimiyle ‘giz, sözün içinde olup da söze yabancı olandır,’ bile denemeyeceği için susar. Ne kadar söze yabancıysa o kadar sözün içindedir. (s. 59)” (22)

Referanslar:

1- Hande Yüce. blog .  http://photovoyager.blogspot.com/2010/03/doneli-baya-bi-zaman-oldu-ama-su-sayfay.html)

2- Salih Bardakcı. The Validity and Reliability Study of the Scale of the Perceived Sociability of Online Learning Environments (Çevrimiçi Öğrenme Ortamında Algılanan Sosyalleşme Ölçeğinin Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması) Ankara University, Journal of Faculty of Educational Sciences, year:2010, vol: 43, no: 1, 17-39 http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/40/1342/15550.pdf

3- Ebru Öztürk. Toplumsal Yetenek Ölçeğinin Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması. (Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, yıl: 2008, cilt: 41, sayı: 2, 97-120.) http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/40/837/10586.pdf

4- Ebru Öztürk (2009) Çevirimiçi öğrenme topluluklarında iletişim arası türünün ve sanal konukların bilişsel ve toplumsal buradalık üzerindeki etkisi, doktora tezi. http://acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/23665/

5- Hakan Tüzün Didem Alsancak Sırakaya, Ayşe Altıntaş Tekin, Seçil Yaşar Eren. Yazı Üç-Boyutlu Çok-Kullanıcılı Sanal Ortamlarda Buradalığın İncelenmesi (An investigation of presence in three-dimensional multi-user virtual environments) Hacettepe Üniverstiesi, Eğitim fakültesi dergisi 31(3):475-490 · July 2016, DOI: 10.16986/HUJE.2016015867).

http://efdergi.hacettepe.edu.tr/upload/files/3050-sanalortamlarda-buradaliginincelenmesi.pdf

6- Dilek Doğan, Duygu Duman, S. Sadi Seferoüğlu. e-Öğrenme Ortamlarında Toplumsal Buradalığın Arttırılması İçin Kullanılabilecek İletişim Araçları, Akademik Bilişim 2011, 2-4 Şubat 2011, İnönü Üniversitesi, Malatya

7- Nilüfer Voltan Acar, Gülşah Gülderer. İlişkinin şimdi ve buradalığı, şimdi ve burada olmak ve grupta süreç. Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Dergisi, 19:01-04, 2006.

http://www.befjournal.com/index.php/dergi/article/view/121/98 

8- Sadi Seferoğlu, Dilek Doğan, Duygu Duman. Ocak 2011. Toplumsal buradalık algısı ve çevrimçi ortamlarda bu algının arttırılması. B.B. Demirci, G.T. Yamamoto ve U. Demiray (Ed.) içinde, Türkiye’de e-öğrenme: Gelişmeler ve uygulamalar II, Blöüm 4., ss. 37-60. Anadolu Üniversitesi, Eskişehir. https://www.researchgate.net/publication/292629225

9- Özmen , C. Aküzüm , M. Sünkür , N. Baysal. Sosyal Ağ Sitelerinin Eğitsel Ortamlardaki İşlevselliği. 6 th International Advanced Technologies Symposium (IATS’11), 16-18 May 2011, Elazığ, Turkey.

http://web.firat.edu.tr/iats/cd/subjects/Instructional/ITE-9.pdf

10- Orta Asya meditasyonları . http://caddebostansinerji.com/?cat=50

11- Ağacın F’si  anda olma, (şimdi ve buradalık)

http://www.suegitim.com/a%F0ac%27%FDn-f%27si.php

12- Temmuz 2011: http://terapim.net/farkndalk-meditasyonu-le-stresten-korunma

13- 25 Eylül 2009,  http://www.ibukampus.com/forum/psikolojik-danismanlik-ve-rehberlik/psikolojik-danisma-ilke-ve-teknikleri/?nowap

14- Doç.Dr. Birim Balcı Demirci, Doç. Dr. Gonca Telli Yamamato, Prof. Dr. Uğur Demiray. Türkiye’de e-Öğrenme: Gelişmeler ve Uygulamlar II, Haziran 2011, İstanbul. http://tojde.anadolu.edu.tr/tojde43/news/kitap_2.pdf

15-  Melih Apa, Çev: Ahmet Cemal. 22 Eylül 2010, Walter Benjamin – Tekniğin Olanaklarıyla, Yapı Kredi Yayınları. http://melihapa.blogspot.com.tr/2010/09/teknigin-olanaklaryla-yeniden.html

16- Süreyya Karacabey Çelik, 2005, Modern sonrasında dramatik metinler, (Dramatic Texts in Postmodern Period). http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/180/1408.pdf

17- Berat Açıl, Virgül Dergisi,sayı: 103, Ocak/2007

18- Ufuk Eriş, 2001: A Space Odyssey, Bakınız e-blog,  http://www.bakiniz.com/2001-space-odyssey-stanley-kubrick/

19- elmuh, Super Moderator, http://www.hanifler.com/showthread.php?t=924

20- Haşim Hüsrevşahi, Suskunun Edebiyatını Yaratırken, Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi’nin “Geleceğin Edebiyatı” dosyası çerçevesinde yazdım ve  Dergi’nin Kasım-Aralık 2013

21- Haşim Hüsrevşahi, Behçet Necatigil Hepimizi Kandırmıştır!, Konferans, Nisan 2010 https://sardunyalar.com/2013/10/20/behcet-necatigil-hepimizi-kandirmistir/

22- Haşim Hüsrevşahi, Cinsiyetsiz Dil, Zamansız Anlatı ve İkinci Komünün Arifesi, Patika Dergisi, Ekim-kasım-aralık, sayı75. 2011. https://sardunyalar.com/2012/01/30/cinsiyetsiz-dil-zamansiz-anlati-ve-ikinci-komunun-arifesi-2/

Dipnotlar:

[1] Recep Alpyağıl, Yeni Düşünce Hareketleri– Doğu Batı Dergisi, Sanat ve Kültür Yayınları, Sayı19, Haziran -Temmuz 2002

[2] Agamben Giorgio (1999), Tanık ve Arşiv, dipnot Yayınları,. S 17

[3] Casten J.D., (1993), Heidegger, Towards a Poetry Beyond Technological Perfection

[4]Jaques Derrida, Çile, Kabalcı yayınları, 2001

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s