Yeryüzü Ayetleri

Bazi şiirler var ki her okuduğunda o gün için yazılmıştır sanırsın… Alkol ve esrar bataklığında boğulup giden kımıltısız aydınlar… kendi uğursuz cesetlerinin yükü altında ezilen yorgun, bıkkın ve düşmüş halk yığını… afyonlanmış ve cinayetlere seyirci yığınlar…

işte furuğ Ferruhzad’ın yeryüzü ayetleri adlı şiiri de bu türden bir sestir:furuğ'dan resimler-2

işte o dem
güneş soğudu
ve bereket topraklardan kalktı

ve çöllerde kurudu yeşillikler
ve balıklar denizlerde kurudu
ve ondan sonra toprak
kabul etmez oldu
ölülerini

gece, tüm soluk pencerelerde
kuşkulu bir sanı gibi
sürekli sıkışmışlıkta ve taşkınlıktaydı
ve yollar
sonlarını karanlığa bıraktılar                                                                          Furuğ: Kendi portresi

artık kimse aşkı düşünmedi
kimse yengiyi düşünmedi
ve kimse
hiçbir şeyi düşünmedi artık

yalnızlık mağaralarında
boşunalık doğdu
kan, afyon ve esrar kokuyordu
gebe kadınlar
başsız çocuklar doğurdular
ve beşikler utançtan
mezarlara sığındılar…
Okumaya devam et “Yeryüzü Ayetleri”

sen!

...
Sen son büyünün son gizemiydin son gizi! Anlamalıydım. Sen sudan fışkıran ve suyu mesken eden ateştin. Sen sunaklarına kurbanlar yatırılan ölümsüz ateştin. O ateşin gizlediği gizdin! Yerle gök arasındaki bağ! Sen ilkel mağaralarımıza inen yıldırımdın. Zihnimin dört bir bucağını aydınlatan ve aydınlığın kadar korkutan aydınlık. Ah Agni! Dağların kara kayalıklarının böğründen fışkıran pınar gibi ruhumu serinleten, dağın yüreğinden lavlar gibi püskürüp yüreğimi yakan Agni! Ah ey kutsal ateşim. Ah ey al kısrağına kurulmuş, külleri savrulan ak saçlım! Yoksa neden olmadığında karanlıklara bürünmüş, neden peşine düşmüş olayım ki!

Sabah kalk dedin, çarşıya çıkacağız dedin. Çıktık. Sokağın sonuna doğru aktar dükkânına girelim dedin, girdik. Adamın tek gözü hep çapaklı. Sen eteğini kurumuş karanfillerin, ıhlamur çiçeklerinin üzerinden savurarak geçtin, bildiğin bir köşe vardı hep. Her zaman bildiğin bir yer vardı. Vardın. Bildiğin o yaprakları avuçladın, burnuna yaklaştırıp derin bir soluk aldın. Bildiğin bir koku vardı orada. Han Nine’nin sandığının dibinde uyuyan bohçasının kokusu. Han Nine senin saçlarını tararken o masalı mırıldamıştı. Mırıldamıştı ve sen onu unutmak için bunca yolu gelmiştin. Gelmiştin ki beni iki parçaya ayırasın ve bir parçamı alıp çarşıdaki aktar dükkanına kadar sürükleyesin ve diyesin ki “işte budur senin kaderin! Al ve iç. Al ve kokla. Al ve öl!” Ezan sesine benziyordu sesin. Sebepsiz kucaklamıştım seni. Boynun terliydi, tarçın bahçesi. Sanki sandal tütsüsü yakmışlardı koynunda. Hatırlamak istemiyordum son masalını.
....
...
..
((h.h.)

erguvanı şarabımın!

Gazel: Mevlana,

Minyatür tabolar: Ferşçiyan, ipek halı dokuma, 

Çeviri: h.h.

Sen yoldaşım olunca can, ey canımı alan benim  –  yürek nuru şimşek gibi çakar ağzımdan benim

İnce ince cevher gibi güneşinin haresinden   –  yürek erir ve çamurum ağar yağar baştan benim

Yanaş bir an, göğsünü hem yanını koy yanıma  –  birlikteyken gerçi ah ki canısın sen canımın 

Bu belalı dünya seninle cennet olmuştur bana  –  lütfunla ah ne olacak sureti o cihanımın

Yaprağım yoktu yürek titriyordu yaprak gibi  –  korkma dedi ki “gelmişin haremine emanımın”

Öyle çekerim yanına kurtulursun yaprağından  –   bütün gece seyredersin coşkunluğunu yanımın

Öyle biricik vururum ki sana sonsuza dek mest eylerim  –  ta ki sana yakin ola işreti cavidanımın   

Göğsünü bahçe yapar baharımın demdemesi   –   hem yüzünü gül gül eder erguvanı şarabımın

مینیاتور ابراهیم نبی - فرشچیان --- نقاشی زیبای مینیاتور ابراهیم نبی علیه السلام که با منجنیق نمرود به سوی آتش پرتاب شده و آتش برایش گلستان شده است -  نقاشی مینیاتور - اثری بزرگ از استاد محمود فرشچیان استاد بزرگ مینیاتور ایران

İbni Sina’dan dörtlükler!

Mey ölümsüz ömür meyvesidir ver saki                 gençlik sermayesinin lezzetidir ver saki
Ateş gibidir yakar lakin hüznü gamı,                      hayat suyudur mey yaratır ver saki
**
Bu badiyede gerçi gönül çokça koşturdu                 kırk yardı fakat kıl kadar anlamadı
Gönülmde benim bin güneş ışıdı heyhat                  ancak ki bir zerrenin kemaline ermedi
**
Benim gibi birinin küfrü hiç kolay olmaz olmaz                imanımdan daha sağlam iman olmaz olmaz
Dünyada benim gibi bir biricik o da kafirse                       tüm dünyada bir müslüman bulunmaz olmaz

ibni sina(Farsçadan çeviri: h.h.)

bu hepimzin rivayetidir (3)

“Ben başka öykünün kızıyım. Taşıdığım sırtımdaki çantaya bak. Ya da odamın karanlık köşesinde unuttuğun bavula. Ben o hikâyeyi anlatmak için buraya kadar geldim.

Hatırlar mısın… Bülbülderesi’nin o yokuşuna gelince sana “Buraya kadar!” dedim.
Evet. Buraya kadar. Çünkü burada bir ev var. O evde bir kız çocuğu pencereye oturmuş geceyi seyreder. O gecede hep dolunay, o gecede hep bir sızıntı var. Kan sızıntısı. Bunu bir şarkı olarak duyarsın, belki bir ağıt. Belki de benim ağzımdan bir masal.

Ben ağzımı sana bağışlamıştım oysa. Soluğumu soluğuna düğümlemiştim. Ateşimi ateşine salmıştım. Sen korkak, ben hain!

Okumaya devam et “bu hepimzin rivayetidir (3)”