Qaragile

Babamın canı sıkıldığında, gurbette memleket hasreti sarıp sarmaladığında anneme derdi: “Qeregilem oxu görek o qeregileni!”
Güya babam askerdeyken annem köyde dama çıkar, tarlaların uzak noktalarına dalar, bu ezgiyi söyler dururmuş…

Bu bahaneyle yıllar önce kendisini Toronto’da ağırladığım değerli ses sanatçısı Aygün Hanımı saygıyla anıyorum.

 

Gelmişim odana uyandırayım seni kara gözlüm uyandırayım seni
Ne güzel yaratmış yaradan seni
Alıp kaçarım aradan seni kara gözlüm aradan seni
Ağaç olaydım, yolda duraydım
Senin geldiğin yola kara gözlüm gölge salaydım
Senin geldiğin yola kara gözlüm gölge salaydım
 
Tebriz’in sokakları dolambaçlı kara gözlüm dolambaçlı
Sen ki beni sevmedin git ayrı dolaş
Ne sana kız kıtlığı var ne bana oğlan
Kızıl gül esti, sabrımı kesti
Sil gözyaşlarını kara gözlüm ağlama yeter
Sil gözyaşlarını kara gözlüm ağlama yeter
 

Arkaik Nostalji

yazan: h.h.

1928 Paris, ağabeyi İsa'nın evindeSadık Hidayet, Paris 1928

Aylak Köpek toplu öykülerine dâhil olan, Şubat Devrimi (1979) sonrasında 2005’e kadar İran’da on üç kez baskı yapan ve o yıl, basımı yasaklanan Karanlık Oda öyküsü, birçok açıdan ve bizim şu anda tartışmakta olduğumuz konular bağlamında önemlidir. Bu öykü, Hidayet’in diğer kısa öyküleriyle ve özellikle de Kör Baykuş’la ilgili tartışmalar bağlamında da önemli ipuçları barındırır. Bu nedenle uzunca bir bölümünü aktarmakta yarar var:

Râvi[1] bir otobüs yolcusudur. Yolda, gece vakti başka bir adam daha biner otobüse: “Hunsar yolunda gece vakti arabamıza binen adam, koyu lacivert pardösüsüne iyice sarılmış ve geniş kenarlı melon şapkasını alnına kadar indirmişti. Sanki dış dünyayla ve insanlarla temastan korunmak ve onlardan ayrı kalmak istiyordu. Koltuğunda koluyla kolladığı bir paket vardı. Arabada birlikte olduğumuz yarım saat süresince o, şoförün ve diğer yolcuların konuşmalarına katılmadı. Bu nedenle çok zor ve çetin bir etki bırakmıştı. Ne zaman bir araba farı ya da dışarının aydınlığı arabamızın içini aydınlatsa ben gizlice bir göz atıyordum ona; beyaz ve soluk bir yüzü; uzun, yassı burnu vardı. Kirpikleri yorgun bir durumda aşağı sarkmıştı. Dudağının iki yanında, onun güçlü iradesini gösteren iki derin kıvrım görünüyordu. Başı sanki taştan yontulmuştu. Bazen sadece dilinin ucuyla dudaklarını yalıyor ve düşünceye dalıyordu.”

Okumaya devam et “Arkaik Nostalji”

kar yağıyor gecelerime!

kar yağıyor ve sen küskünsün!

“Kar yağıyor.
Ve belki bu akşam
Islak ayakların üşüyordur.
Kar yağıyor
Ve ben şimdi düşünürken seni”
Kim bilir hangi kedere dalmışsın
Ya da nefesin daralmış kimse seni anlamıyor
Anlasalar da ne fayda
Şimdi kar yağıyor.

Kar yağıyor
Balkondan senin ayak izlerini arıyorum
Senin terlik sesini
Senin şaklayan kahkahanı arıyorum
Ve seni ararken şimdi
Kim bilir belki yorganın altında saklanmışsın
Görmemek için kimseyi…
Küskün saaterindesin belki

Gel Ilgaz’a çıkalım
Çam havası göğüslerine iyi gelir
Cide’ye gidelim ya da Gideros’a
İsmail Abi bize balık hazırlar
Sen koya karşı oturur elinde bir dal çiçek
Ben bir kadeh rakı elimde
Cennet burası dersin
Cennet seninle güzel hâlbuki…

Şimdi kar yağıyor şakaklarıma
Senin saçlarına yağdığı gibi
Ve ben senin gözlerini düşünürken
Kim bilir…

Video ve şiir: h.h.
İlk beş satır Nazım Hikmet’e ait
Müzik: Colore Dance, George Winston

Héyder Baba

Tebriz’in Şair Oğlu, Mehemmed Hüseyin Şehriyar’ın (1906-1988) unutulmaz şiirinden bir bölüm:

1-
Héyder Baba, ıldırımlar şaxanda
Séller sular şaqqılayıb axanda
Qızlar ona sef bağalyıb baxanda
Selam olsun şovketüze élüze
Menim de bir adım gelsin dilüze

2-
Héyder Baba, kekliklerün uçanda
Kol dibinden dovşan qlaxıb qaçanda
Baxçalarun çiçeklenıb açanda
Bizden de bir mümkün olsa yad éyle
Açılmayan ürekleri şad éyle
Héyder Baba

Tebriz’in yakınında Qere Çimen’deki Haydar Baba dağı

Okumaya devam et “Héyder Baba”

kekeme dizeler

DSC_0136ölümsüz Firavunlarız kuşkusuz
güneş doğup batacak oysa
sardunyalar solacak
hiçbir ağıt baharı sonsuz kılmayacak

ablamın genç yüzü gözlerimin önünde kayboldu
o da bana bakarak yaşlandığına inandı
bahçeler nedense günbatımında ıtır saçar

yağmur sanki senin kara saçlarının bulutundan yağıyor
çarpıyor camlara

ıslak yapraklar hep pencereye doğru çırpınıyor
bu şimşeksiz yağmurlar ağlamalarıma benziyor

çocuktuk
camların üzerinde ağaç nakışları buz bağladığında gülerdik
paylaşırdık bu senin bu benim diye
hohladık mı camdaki bahçemiz erirdi
sen içimin pencerelerine nakışlanmışsın
hiçbir güneş eritemez

suskun kekemeliğimin dizelerini dizerim
sen hep saçımı okşarsın öp dersin şuramdan
kınalı saçlarını içime çekerim her seher vakti yıldızlar solunca

nerde hata yaptım böyle akrebim şimdi
öfkemle dönerim yaktığım ateş çemberimde

(h.h.)

Kırılır Kadınlar

Öykü

Mercan Riyahi

Farsçadan çeviri: h.h.

Hiç kimse, önemli bir olay olduğunu tahmin etmiyordu. Bir kadın, ayağı kayarak caddede düştü ve kırıldı. Haber bu kadar basitti. Ama, aradan bir hafta geçtikten sonra, caddede başka bir kadının da kırıldığının görüldüğü söylendi. Ve sonraki hafta, tüm gazetelerde şöyle yazıldı: “Kadınlar, caddelerde kırılıyorlar.” Öncelikle Belediye, caddelerin durumu hakkında rapor hazırlamakla görevlendirildi. Öyle anlaşılıyordu ki kadınlar, daha önce de evlerinde kırılıyorlarmış. Ama, böyle bir olayın caddelerde görülmesi yeni bir hadiseydi. Sonra, kadınların yaşları, görme yetenekleri üzerinde tartışmalar yapıldı. Meteoroloji, hadisenin olduğu günlerdeki hava durumuna değindi ve muhtemelen, caddeler, yağmur nedeniyle ıslaktı, dendi. Psikologlar da kadınların sinirlerinin ve ruhlarının ve tüm bunların, onların yere düşmelerine olan etkilerini incelediler ve…

Okumaya devam et “Kırılır Kadınlar”