No other love can warm my heart…

The Master filiminden bir parça:

No Other Love can warm my heart
Now that I’ve known the comfort of your arms
No other love.
Oh the sweet contentment that I find with you
Every Time
Every Time.
No other lips could want you more
For I was born to glory in your kiss.
Forever yours
I was blessed with love to love you
Til the stars burn out above you
Til the moon is but a silver shell
No other love, Let no other love
Know the wonder of your spell.

yarın diye bir şey yok!

***

Getirdiğin mor çiçekleri vazoya koymak için mutfağa geçtim. Arkamdan geldin. Çayı pencerenin önünde içtik. ‘Bugün mesai yok mu?’ diye sordum. Sen, ne yani der gibi, ‘Vaaar!’ dedin. İçten içe sevindim. Demek acelen yoktu. Hemen kaçmayacaktın! Sigaranı yakarken, ‘Bir telefon etmeliyim,’ dedin. Doktor arkadaşınla bir hasta hakkında konuştun, biraz geç kalacağını eklemeyi de ihmal etmedin. Çaylarımızı alıp benim odama geçtik. Sen, yine cam kenarına attığım yatağımın baş kısmına yaslanarak uzandın. Teybim cam kenarındaki aralıkta duruyordu. Senin üzerinden abanarak teybin düğmesine bastım. “When I dream…” diye bir şarkı çalmaya başladı. Sonra, üzerine upuzun uzandım ve elinden sigaranı alarak sehpanın üzerindeki kül tablasına attım. ‘Sen kımıldamayacaksın,’ dedim. Kendini benim ellerime bırakmıştın. Kravatını açtım, sonra gömleğinin düğmelerini çözdüm. Açığa çıkan her yeri öpüyordum ve senin kımıltısız durman gerekiyordu. Yanakları alev alev yanan, yüreği ağzında çarpan ve çıldırmakta olan bir ölü gibi kımıltısızdın. Az sonra, çırılçıplaktın yatağımda. Seninle ilk sevişmemizin üzerinden bir yıl mı geçiyordu? Bu kez kendi yatağımda seni teslim alıyordum. Karnının üzerinde, dizlerimin üstünde durdum ve o, ‘komik’ dediğin sabahlığımı üzerimden attım.

Okumaya devam et “yarın diye bir şey yok!”

cesaret delirebilmektir

Cesaret unutulmuş bir bodrum katında karnına, yüzüne inen tekme tokatlara gülmek de değil!
Cesaret delirebilmektir. Bilerek, hissederek aşık olmaktır cesaret. Beni korkutan belki de Huriye’nin cesaretini görmekti.

…

Havuzun etrafına dizilen saksılardaki çiçeklerin sarardığı sıcak bir yaz günüydü. Huriye’ler bize misafir gelmişlerdi. O benden dört yaş küçüktü. Onlar geldiklerinde esas şenlik benim içimde başlardı. Huriye’nin adını duyunca karnımda bir şeyler ezilirdi. O kadar insan doluşurdu eve ama ben sadece onun sesini duyardım sanki. Sadece onun gözlerini görmek isterdim. Siyah iri gözlerini. Gülerken kirpikleri kaşına değerdi. Dilinin ucu, ısıracak gibi görünürdü. Yemekten sonra herkes öğlen uykusuna çekildiğinde, yüklüğün olduğu odaya geçerdim. Serin olurdu orası. O günlerde Verter’in Acıları’nı, Matissen’in Tüy adlı romanını yeni bitirmiştim.

Okumaya devam et “cesaret delirebilmektir”

Nevruz Bayramımız kutlu olsun!

heftsin

Binlerce yıldır ateşi Odlar Yurdununda ayakta tutan ve bölgeye ilk yerleşen halk olarak bilinen Azerbaycan Halkının yaratıp ve Farsından Arabına, Kürdünden Hindlisine bütün halklara armağan ettiği Nevruz Bayramı kardeşliğin, barışın, eşitliğin ve insanın insana olan egemenliğinin, ırkçı ve dinci bağnazlıkların son bulduğu günün umuduyla bütün insanlığa, özellikle de bütün bölge halklarına kutlu olsun!

ateş

Benim yaralarım tuzum tuzum der!

1 Mayıs Marşı:

Muhabbet bağında bir gül açıldı
Bir derdim var bin dermana değişmem
Yüküm lal’i gevher mercan saçarım
Bir derdim var bin dermana değişmem

Cümle kuşlar dile gelir yazım der
Gövel turnam Şam’a gelir güzüm der
Benim yaralarım tuzum tuzum der
Bir derdim var bin dermana değişmem

Şah Hatayi’m muhabbete bakarım
Ben doluyum ben dolana akarım
Güzel pirim bir dert vermiş çekerim
Bir derdim var bin dermana değişmem

Garipbülbül gönlüm eğler ses ile
Nicelerin ömrü gitmiş yas ile
Arayıp bulduğum gür heves ile
Bir derdim var bin dermana değişmem

Dem vuralım!

Hayyam’ı okumak ne kadar güzelse onu anlamak da bir o kadar güzeldir. Bu anlamak, sadece söylenenin ne anlama geldiği noktasına varmak değildir, aslında Hayyam’ı okumanın tadı o noktaya gelmemekte ve sürekli anlamdan anlama, gönderiden gönderiye, renkten renge geçmek, dolaşmak ve kavuşamamaktadır. Bilmecelerin iç içe geçmiş sokaklarında, bahçelerinde dolanmanın tadına benzer bu. Tam da Hayyam’ı anladığını düşünürken ve bunun şevkine, tadına varırken bu anlamaya kuşkunun işvesinin düşmesiyle başka bir anlama meyil etmenin tadıdır bu.

Kısa bir süre önce Kamkaran grubunun da icra ettiği ve bu sayfada yayımlanan iki dörtlünün ilk dörtlüsü bu türden bir anlamsal işve dörtlüsüdür.

Önce Farsçasını veriyorum. Sonra Türkçesine geçeceğim.

Ta dest ber éttefaq ber hem nezenim /  Pai ze néşat ber sere ğem nezenim

Xizim-o demi zenim piş ez deme sobh / İn sobh demi zened ke ma dem nezenim

Bu dörtlüyü, sözünü ettiğim Kamkaran icrasında altyazı olarak şöyle çevirmeyi uygun bulmuştum (burada üçüncü ve dördüncü mısraın yerini değiştirerek veriyorum):

Birliktelik elini bir birine koymazsak / neşe tekmesini bu hüzne biz vurmazsak

Bu sabahlar çok ışır bizse soluksuz kalırız / kalkıp da tan ışımadan soluk almazsak           

Okumaya devam et “Dem vuralım!”

şifa istmem balından

Şifa istemem balından
Bırak beni bu halımdan
Razıyım açan gülünden
Yeter dikenin batmasın

Gece gündüz o hizmetin
Şefaatin kerametin
Senin olsun hoş sohbetin
Yeter huzurum gitmesin

Taşa değmesin ayağın
Lale sümbül açsın bağın
İstemem metheylediğin
Yeter arkamdan atmasın

Kolay mı gerçeğe ermek
Dost bağından güller dermek
Orda kalsın değer vermek
Yeter ucuza satmasın

Sonu yoktur bu virdimin
Dermanı yoktur derdimin
İstemem ilaç yardımın
Yeter yakamdan tutmasın

Nesimi’yem vay başıma
Kanlar karıştı yaşıma
Yağın gerekmez aşıma
Yeter zehirin katmasın

Aynur Haşhaş’tan dinlemek isteyenler için: