derin bir özlemle!

Değerli dostum, üstadım, edebiyatta yol gösterenim, İran’a modern eleştirel okuma kuramlarını getiren, öğreten, geliştiren, İran din devletinin canına kastettiği için yurdundan sürülen, İran Yazarlar Birliği Danışma Kurulu üyesi, PEN Kanada eski başkanı büyük şair, romancı ve edebiyat kuramcısı Rıza Beraheni’nin kendi sesiyle okuduğu bir şiirini ona, sohbetine ve sıcak meclisine olan derin özlemimle burada veriyorum. Bu şiir Beraheni’den çevirdiğim ve 2004 yılında Dünya Yayınları’ndan çıkan Kelebeklere adlı kitapta yer alan “gelmedi” adı taşır.

gelmedi

güneş gelsin diye       koşuşturdum           gelmedi
kestane renkli saçlarını kalçalarının mermerinin sıcak büyüsüne dökmüş bir delinin ardınca koştum
güneş gelsin diye gelmedi
kağıt ve duvar ve taş ve toprak üstüne yazdım okunsun diye yazı
güneş gelsin diye gelmedi
kurt gibi uludum          kurt burunu olup sokuldum zamanemin karnına          yırttım
gece gündüz yırttım           güneş gelsin diye gelmedi
nasıl da şaşılası uğursuz bir çağ       devran köpek iyesi ben köpeğim
kapıdan kovulunca      vefa damından         damladım içeri
güneş gelsin diye gelmedi
yanaklarıma zulamda aşk ettim şamarları
caddeye indiğimde
iki yanağımı         halktan yana kor çelik gibi tuttum
güneş gelsin diye gelmedi
gerçi hıçkırıklarım uykudan, acı uyku, yer yüzü çocuklarının yorgun ve tatlı uykularını kaçırdı
fakat
ne dost yanında          ne el huzurunda       ne kendi halvetimde ağlamaya yetmedi erkim
güneş gelsin diye gelmedi.

1992

(ç: h.h.)

‫رضا براهنی‬‎ ile ilgili görsel sonucu
Rıza Beraheni (13 Aralık 1935, Tebriz)

didem madak’tan bir şiir çevirdim: şimdiden bir hatırasın

ترجمه شعری از دیدم ماداک

خاطره ای از هم اکنون
ابر، یا غبار و یا پرواز
همه (عشق ها) را بگذارید توی  پرانتز
زنگوله ی بادی هستی، می پیچی به زبان باد
نه ترانه ای هستی
نه نغمه ای بر سر زبان ها
…دیگر به اندازه بعضی ترانه ها زخم خورده ای

Okumaya devam et “didem madak’tan bir şiir çevirdim: şimdiden bir hatırasın”

Agni! O şiiri bir daha oku!

Yağmur gelince gidecektin. Yağmur silecekti saçlarının ateşini, saçlarındaki ateşi. Yağmur öfkeni yıkayacak içindeki yıldırımları söndürecekti. Yağmur gelmedi. Dağlar ve yeşil etekler dumanı yükseltti. Sen duman içinde, duman senin içinde geldin. Geceyi gündüze, gündüzü geceye bağlayan evrenin yangın çizgilerinde. Gökyüzünün sekiz tahtından inmiş, yedi rüzgarın sürdüğü, yedi kızıl atın çektiği savaş arabanda durmuş geliyordun. Geldin. Ne söylemeliydim? Neyi duymak istiyordun benden? Senin yedi dilin yedi denizimde, yedi dağımda, yedi ırmağımda, yedi kuyumda, yedi gözümde, yedi yaramda ve yedi hikayemde saklıyken neyi duymak istiyordun benden? Ben, senin yıldızları emziren dört yüz memenden ateş emen yoksul çingene, dili tutulmuş şair, evini kaybetmiş sarhoş, zarları kaybolan çocuk duvar dibinde. Ben senin iki başının berzahında salınan o muğlak sözcüktüm hâlâ! Sen benim çorbamın sıcaklığı, kalbimin sıcaklığı, avuçlarımın sıcaklığı. Sen benim sunağımın ateşi, ben senin sunağında sonsuza teslim edilen tutsak.

Okumaya devam et “Agni! O şiiri bir daha oku!”

1 Mayıs için Türkçede ilk şiiri bir kadın şair yazmıştır

1886 yılının 1 Mayıs günü Haymarket’te “günde 8 saat” mücadelesi yürüttükleri için idam edilen anarşist işçilerden bu yana, işçilerle patronlar arasındaki kavganın simgesi haline gelmiştir.

1 Mayıs için Türkçede ilk şiiri bir kadın şair olan Yaşar Nezihe yazmıştır.

İşte 1880-1971 yılları arasında yaşayan Yaşar Nezihe (Bükülmez)’in yazdığı şiir:

1 MAYIS

Ey işçi…
Bugün hür yaşamak hakkı seninken
Patronlar o hakkı senin almışlar elinden.

Sa’yınla edersin de “tufeyli”leri zengin
kalbinde niçin yok ona karşı yine bir kin?

Rahat yaşıyor, işçi onun emrine münkâd;
lakin seni fakr etmede günden güne berbâd.

Okumaya devam et “1 Mayıs için Türkçede ilk şiiri bir kadın şair yazmıştır”

Berzahın oyunu: Yaralarım Aşktandır…

Nazan Kesal’ın tek perdelik Yaralarım Aşktandır adlı oyununa kısa bir bakış

nazan kesal yaralarım aşktandır ile ilgili görsel sonucu

Biz Furuğ’un kendi şiirini okuyan sesiyle dolan bu loş karanlık salona niçin geldik?

Onun şiirlerini duymak için mi geldik? Hayır! Bu şiirleri biz yüzlerce kez dinlemişiz… İki siyah duvar arasında ve siyah tavan altında kara-kırmızı bir sahnede, sonradan teneşir olduğunu anlayacağımız beyaz masayı, sağ köşede konuşlanan daha küçük siyah sandığı ve onun yanında duran siyah kovayı görmek için mi? Teneşirin çift yansıması gibi duran iki parlak beyaz levhaya öykünen asılı iki paralel parıltının gecenin karanlığını yarar gibi siyah tavanı yaran ve bu dipsiz karanlığın sonsuza kadar uzandığı yanılgısını yaratan düzeneğini mı? O iki parlak levhanın yerdeki izdüşümünün bize doğru genişleyerek uzanan iki siyah gölgeye dalmak için mi?  Hayır! Biz kendi gölgemizi kaybetmiş olarak bu karanlık salona gelmişiz.

Furuğ ölümüyle bizi şüpheye düşürmüştür. Diğer ölümlere benzemeyen bu ölümle, yaşamla ölüm arasındaki geçiş yolunun keskinliği, geçiş kapısının kuşkusuzluğu kaybolmuştur. Onun bütün hayallerini ve hayaletlerini taşıdığı başı bir anın kısa bir kesitinde Tahran’ın bir caddesinin refüjüne çarpınca bu keskinlik ve kuşkusuzluk kaybolmuştur. Yaşam ölüme evrilirken, ölüm yeniden bir yaşamı ortaya çıkarmıştır. Furuğ susmuş ancak bizdeki Furuğ daha yeni dil açmaya başlamıştır. Onu lanetleyenler, Okumaya devam et “Berzahın oyunu: Yaralarım Aşktandır…”

Küçük insanların gölgelerinin büyüdüğü ülkeler!

Geçenlerde Afgan aydın bir gazetecinin İran’ın eski Cumhurbaşkanı Ahmedi Nejad hakkında yazdığı yazı dikkatimi çekti. Bilindiği üzere Ahmedi Nejad 2005-2013 tarihleri arasında İran’da Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. İkinci oturuşu çok açık seçim hileleri ve sandıklara devletin tepesindeki zatın el koymasıyla çoğunluğu almış olan aday yok sayılarak bu makama getirilmiş, adından halk sokaklara dökülmüş, yüzlerce insan öldürülmüş, işkence edilmiş ancak seçimin ilan edilen hileli soncu değişmemiştir. 24 Ekim 2017 tarihinde İran yüksek mahkemesinin Ahmedi Nejad’ın bir defada 1 milyar 320 milyon dolar tutarında bir yolsuzluk yaptığı ve onun yandaşlarının yolsuzlukları ve halkın serveti olan “Beytül-mal”dan trilyonlar dolara varan hırsızlıkları ve yurt dışına servet kaçırmaları söz konusu edilmiştir. Örneğin dendiğine göre (haber Eylül 2013’e ait) Ahmedi Nejad görevinin son gününde devletin kasasından tam 50 milyon dolar çekmiştir! Eh! Demokrasinin olmadığı yerde din adına hırsızlık da “kabul” edilir sayılmasa da cık çıkaranın gırtlağı sıkılınca kişiler değişse de durum değişmez. Nitekim şimdiki Cumhurbaşkanı Rohani döneminde Amerika devleti İran’dan kaçırılarak o ülkenin bankalarına yatırılan 124 milyar dolara el koymuştur… Kanada’ya kaçırılan milyarları saymazsak bile rakamlar korkunçtur! Gerçi Ahmedi Nejad da bir mektupla en büyük yolsuzlukların kaynağı İran yargı erkinin tepesindekilerdir, demiştir. Neyse. Hikâye uzundur. Biz o Afgan gazetecinin bu ilginç makalesini okuyalım:

Okumaya devam et “Küçük insanların gölgelerinin büyüdüğü ülkeler!”

Şeyh Bedreddin Destanı’nı Farsça’ya çevirdim

İlk çevrimi 1980 yılında, İran’da Şiraz Üniversitesi Çocuk Hastalıkları’nda uzmanlık eğitimimi yaparken Hafız Hastanesi’nin hasta anamnez kağıtlarında başladım. Sonra araya yıllar girince unutuldu gitti. Bu yıl Mart ayında yeniden çevirmeye karar verdim. Eski notlarımı düzenlerken unutmuş olduğum bu çeviriyi bulduğumda pek sevindim. Çeviri tonu ve sözcükler hemen hemen aynıdır… ufak tefek farklılıklar var tabii…

Destan’ın Farsça çevirisi bütünüyle Nazım’ın yazdığı Önsöz, Zeyl ve eklemeleriyle olan tam çevirisi yakında Mehri Publication tarafından yayımlanacak.

Şeyh Bedreddin çevirim-el yazım- yıl 1980-Şiraz-İran