Daha önce Kamkaranların söylediği bestede alt yazı olarak verdiğim Nima Yuşic’in “Evim bulutludur” adlı şiiri bir bütün olarak yeniden veriyorum…
“Evim bulutludur” çağdaş Farsça şiirin teorik temelini atan ve ciddi örneklerini veren Nima Yuşic’in (11 Kasım 1897, Yuş, Mazenderan, İran- 3 Ocak 1960, Şemiran, Tahran, İran) musikisi, dize bölünmeleri, imgeleri ve içerik zenginliği açısından önemli şiirlerinden biridir.
Onun 120’nci doğum günü nedeniyle çevirerek yayınlamak istedim.
Evim bulutludur
Baştan başa dünya da onunla bulutludur…Uçurumun zirvesinde
Dağılmış, harap ve sarhoş rüzgâr
Dönüp durur
Baştan başa dünya da onunla paramparça
Ve benim hislerim de onunla harap!Aaaay neyzen!
Sen ki neyinin sesi alıp götürmüş seni yoldan uzaklara
Neredesin?Evim bulutludur fakat
Bulutun yağası tutmuştur!Elimden uçup giden aydınlık günlerimi düşlerim
Güneşe karşı durmuş
Seyrederim sere serpe denizi
Ve bütün dünya harap ve darmadağındır rüzgardanVe yolda,
Durmadan neyine üfleyen neyzen
Bulut kaplı bu dünyada
Önünde gideceği yolu…
İran şiirini ve Furuğ’u konuşacağız!


Turgut Uyar’dan Farsçaya çevirdim: Senfoni
سنفونی
تورگوت اویار
اول صدایت به یادم می آید
به تو فکر می کنم وقتی در مانده ام
آنچه زیباست، شادی بور در خوشه های پُردانه
سپس روزهای شنبه می آید
سپس آسمان می آید و من رها می شوم
باران ببارد ایکاش با هم خیس شویم
Okumaya devam et “Turgut Uyar’dan Farsçaya çevirdim: Senfoni”
Dil açma, dil öğrenme!
Geçenlerde bir arkadaşımın eşi sohbet sırasında 9-10 aylık çocuğunun dil açmaya başladığını, çok mutlu olduğunu söyledi. “Ancak,” dedi, “Anne diyeceğine Abla diyor bana.” Sordum tam olarak ne diyor? Tam olarak Aba ya da Abba diyormuş. İlginç geldi bana. Kendisine düşüncelerimi aktardım. Söylediklerimi biraz da ayrıntılandırarak burada vermek istiyorum.
Yeni dil açan/açmaya başlayan bu çocuk anne-babasından Aba sözcüğünü duymuş değildi. Kendisi uydurmuş olabilir tabi. Ya da çevresinde duyduğu Abla sözcüğünü Aba şeklinde seslendirebilir. Mümkündür. Ama düşük olasılık. Çünkü çocuğun ablası yok, Anne-babasının abla olarak çağırdıkları birisi yok yakın çevrelerinde.
Tarih: saray zalimine karşı bir kadının söylevi!
Bugün Muharrem ayının ikinci günüdür. Bu ay Müslümanlar için ve özellikle de Alevi ve Şii Müslümanlar için çok ciddi tarihi yük taşıyan bir aydır. Özellikle bu ayın ilk on günü, İslam tarihinde hakkın haksıza, hakkın batıla, mazlumun zalime baş kaldırdığı günler olarak bilinir. Bu konuyu burada açmamın nedeni İslam tarihçiliğine soyunmam değil, ancak günümüz olaylarıyla çok sıkı ve neredeyse iç içe oluşları dolayısıyla bir işaret niteliğinde birkaç satır not etmektir. Ayrıca günümüzde bazı Müslümanların ya da sözde Müslümanların kadınları eve hapsetmek ve onun toplumda varlığını inkâr etme çabalarını İslami geleneğe dayandırmaya çabalamaları nedeniyle bu olaylarda bir kadının duruşunu sergilemek istememdir.
Okumaya devam et “Tarih: saray zalimine karşı bir kadının söylevi!”
Türkiye en büyük tiyatro-oyun yazarını kaybetti!

Tuncer Cücenoğlu’yla tanışmamız yıllar öncesine dayanır… Çığ oyunu Ankara Akün’de sahnelenmeden öncesine. Telefon eder, “Can!” derdi… çünkü kendisi de bir “Can”dı.
Okumaya devam et “Türkiye en büyük tiyatro-oyun yazarını kaybetti!”
sağır mu oldun hatçe?
“sağır mı oldun Hatçe?
kıyamet anca kör olanları seçiyor !”
(alıntı)
biz bükülmüş bir günün sonunda
birimiz Dicle birimiz Fırat
birleşiriz elbet şattül-aşkta
dökülmeden körfezine yok oluşun
kahrını ezberlemiş kaç şiir yazar bu gün batımı
Kadıköy vapurunda kaç hikaye
suskunu bilen kaç masal?
hep bir pencere var orada dolunaya açılır
rüzgar ve ateş kıvrılarak vurur camına
biz bükülmüş bir günün sonunda
şebboyun serinliği var gülüşünde
bu evde “çok bulut birikti”
anımsamak isterim kendimi sende
sen kıyametin ilk günü…
(23 Nisan 2017, 5 Mayıs 2019, h.h.)
[bu şiirin ilk dizeleri yeniden yazıldı]
Şirazlı Hafız’dan bir gazel!
Şükürler olsun Tanrı’ya meyhanenin kapısı açıktır
Zira benim niyaz yüzüm onun kapısındadır
Küpler tümü coşkuda kaynamada sarhoşlar
Küplerdeki mey gerçektir ne mecazdır
Onda tümü sarhoşluktur ve gururdur ve kibir
Bizde tümü biçarelik, acz ve niyazdır
O sırrı ki gayrına söylemedik söylemeyiz biz
Dostla söyleşiriz ki o mahrem-i gizdir
Cananın saçının kıvrımının şarhı ne mümkün
Sözü kısa kesemezsin ki bu öykü çok uzundur
Şahin gözlerimi kapattım ben bu cihana
Çünkü gözlerim bir tek senin yüzüne açıktır
Senin sokağının Kabe’sine kim gelirse
Kaşlarının kıblesinde durursa o namazdır
Ey meclislilerim zavallı Hafız’ın yüreğinin yangısını
Mumdan sorun ki kalbi hep alevdir hep alazdır

k. İskender
“nehirlere karışan zehirli atıklar gibi
ağır ağır akarak kanıma karışmakta
yokluğun!”
Türkçe şiirin büyük şairi küçük İskender’in kaybının hüznünü yaşıyoruz! Şiirin başı sağ olsun!

Afgan şair Halide Furuğ’dan bir şiir
ben denizi deneyimledim
ve ellerim fışkırır
zamanın ellerinden
gözyaşı sokaklarında dolaşırım
ışığı öyle ararım ki
tırnaklarımdan kelebekler uçar
benim kırılmaya isteğim yoktur
rüzgar ve fırtına oburları sofra sererler
vatanları yoktur
ve bir gövdeleri
sade ve bencil oyuncular
boşunalık toplarlar
Mat’a Kiş dedikleri
satranç gibidir dilleri
ben bu yolculukta dikenliklere varmışım
eteğimin erguvan bahçesi tutsaktır
ey bahar
hüzünlerinin çiçeklenmelerinden şarkılar getirirsin
ey aydınlık mevsim
acaba
sesinin sevecen ebemkuşağıyla
yürekler arasında
duvar ören
çelik çizgileri
koparmaya
gücün yetmiyor mu?
yıldız çağırırsan
basamak basamak yükselirim
ve gökyüzünün hayallerine dokunurum
ben o kiraz dolu ağacım
akkavaklar kuşkuyla bakarlar bana
ve ikrahla konuşurlar benimle
kendi köklerime dönersem şayet
yağmur
sadece yağmur uyanık kalır aklımda…
(Darice/Farsça’dan çeviri: h.h.)

Yayınlanmış olan şiir kitapları:
– Mitra’nın ayaklanması
– Şimşek mevsimine bir pencere
– Fener kuşağının ellerinin kaderi
– Düş ve anı caddelerinde
– İkindi saat beşte hep
