Ah Nguyễn Khắc Hiếu

Dinlenirken, Hoi An, sabah erken saatlerde Vietnam kayıkları Hoi An ve My Son arasındaki ırmak üzerinde. Bu fotoğraf Uluslararası Fotoğraf Ödülleri (IPA) onur mansiyon ödülüne layık görülmüştür. Sanatçı Jay Graham. http://www.jaygraham.com
Bugün hafif bulutlar yukarılara yükseldi
Keyifsizim, bilmiyorum neden.
Bakir şebnemle örtülürken aşk pınarları
Gül yaprakları köy patikalarına düşer.
Yüzer yanı başında, gezinir gülün ruhu
Soluğunu sızdırır tatlı aşk güzelliği.
Sanki rüzgâr acıkmış geçmeye akıntıyı
Korkular hala, kamışlar boş kayıkları açığa çıkarır diye
Sanki bir birine dolanmış bir ağın içindedir hava
Her adım yırtar her hareket yarıp geçer
Dingin akşam usul usul tozlu pusa iner
Güvendeki kalbim gerçi yumuşacık sıkıntıda yalpalar

Yazan: Vietnamlı şair Xuân Diệu,
İngilizceye çeviri: Thomas D. Le, 16 şubat 2009
İnglizceden çeviri: h.h.

şeş yanımız Haziran!

bir sabah vaktiydi sanırım
kayınların ucu kızıldı belki
zincirleri kopardık
dağ doruğundan boşalan sel yani
 
bir görsen
ne kayalar vardı akışımıza öykünen
postallarımızın altında ne uçurumlu aşklar
küstah bir hünnap rengi bulaşmıştı göğsümüze
dilimiz kızılca kılıca kuşanmış kalem
dişlerimiz asırların kilitli dişlisi
hoh desek orman yanacak
he desek asır dönecek
öyle köpüklü şarkılar yani!
mart bir yanımızda mayıs diğer yanımızda
şeş yanımız Haziran!
 
demem o ki
sokakta bir tuhaf
ormanda bir tuhaf
dağda ovada deli dolu başka çarpardı yürek
yani ki aha
ölmedik daha!
 
sonra bir kurşun sesi geçti sigaramızın dumanından
dağ da dumandı hani
yürek de…
sonraki kayaya vurdu
sonraki tam da şurama
dedim yeşildir her hal akan sular
dedim ne güzel gülüyorsun
dedim iyi ki de sen sarmıştın son sigaramı
 
ağzını ağzıma dayadı
bildiği ne çok masal vardı
anlattı teker teker ağzımın içine
saçının ucunda kırmızı kurdele
eli kan kırmızı
gülüyordu ağlarken  
sonra güneş kayınların tepesinden düştü
vurulmuş bir turna gibi
kızıl ve mahzun
 
dedik ki göç edelim öyleyse
ormandan ormana
sokaktan sokağa
buluttan buluta
ne de olsa anaların rahmi duyar ölen çocuklarını
rüzgar olmaya karar verdik kalktık
sel olmaya karar verdik aktık
bir de yangın
 
demem o ki
semender girdi mi cildinize
Simurg gelir diz çöker oturur karşınıza
ak sakallı dede sigara elinde
ya da beyaz türbanlı nine
ya da omuzunda namlusu sıcak daha
bir masal…
 

(h.h.)

şelale-1

bir ittifaq!

bir ittifaq!

bir ittifaq düşüb üreyimde
ha yandan baxıram sesinin kölgesinde qalıram
yadımdan çıxan bir nağıl kimindir
ha yandan oxuram üreyim titreyir!

déyirem özüme ağlını hansı qumarda utuzubsan
béle kéfli küçeklerde şéir oxuyursan çığıra çığıra?
déyirem bir ittifaq düşüb bilirem bilmirem
ha yanda dursam alovlu sam!

axır gécemde bir ipek yatar sinemde
göyçek bir ittifaq
dodaqlarına benzer!

(haşım xısroşahi)

بیر اتفاق

بیر اتفاق دوشوب ئوره گیمده
ها یاندان باخیرام سه سینین کؤلگه سینده قالیرام
یادیمدان چیخان بیر ناغیل کیمیندیر
ها یاندان اوخورام ئوره گیم تیتره یر

دئگیره م اؤزومه عاغلینی هانسی قوماردا اوتوزوبسان
بئله کئفلی کوچه لرده شعر اوخویورسان چیغیرا چیغیرا؟
دئگیره م بیر اتفاق دوشوب بیلیره م بیلمیره م
ها یاندا دورسام آلولو صام!

آخیر گئجمده بیر ایپک یاتار سینه مده
گؤیچک بیر اتفاق
دوداقلارینا بنزر

 هاشم خسروشاهی

11 آگوست 2015

Curves, Shawn McCarney, Fine art Photography
Fine art photography, board/canvas, photograph, abstract, abstract art, noir. Credit to Shawn MCCARNEY

son yahuda!

“…

Sen bende bir cinayet işledin. Bunu şişedeki son şarabı kadehe doldururken biliyordun. Benim denizlerimde günbatımını beklerdin. Sahilimde durup izledin. Ölü balıkların dansı olmaz. Bunu biliyordun. Attığın çığlıkların durdu duracaktı. Dudaklarımdan öptün. Gülümsedin. Bir katil kurbanını nereye kadar izleyebilir? Nereye kadar öper onu? İpuçlarını teker teker yaktın. Tanıklarının ayaklarına kayalar bağlayıp denizlerime attın. Ben senin cesedin, senin suç ortağın, senin cinnetinin alevli dansı, senin rüya gören sol gözün ve ağlayan sağ gözündüm. Ben sana ihanet eden son Yahuda!

…”

(Bu hepimizin rivayetidir-4, h.h.)

Yaralı Adam!

miguel
Miguel Hernández (30 ekim 1910 – 28 Mart 1942, İspanya)

Savaş meydanlarında baştan başa yaralı serili
ve savaşan o serili gövdeler
sıcak buğay tarlası fıskiyeleri gibi fışkırır ve serpilir
kuru silik sesle akıntılara.
 
Kan hep göklere doğru yağar
ve orada yatan yaralar
deniz kabukları gibi ses verirler 
yaraların içindeki firarın aceleciliği
dalgaların kokusuyla…
 
Kan deniz kokar, ve tatlar deniz gibi ve şarap mahzeni.
denizin şarap mahzeni, sert şarabı, kırıp açar
yaralı adamın boğulup çırpındığı yerde
ve çiçeklendiği ve kendini nerede olduğunu bulduğu yerde.
 
Ben yaralıyım: bana bak!
daha çok cana ihtiyacım var!
sahip olduğum pek küçüktür
yaralarımdan kaybedeceğim kanı teslim etmem için
söyle bana kim yaralanmış?
 
Benim hayatım mutlu çocukluğu olan bir yaradır.
yaralanmamış adama yazıklar olsun
ve yaralıyı yaşamla duyumsamayana
ve asla yaşamda uyumayanı
ve haz dolu yaralıyı.
 
Bir adam hastanelere keyifle gidiyorsa
yarı açık yaralar bahçesine çevirir
kanla boyalı kapılarıyla
cerrahi odalarının önünü
açan zakkumlara…

(İngilizceden ç: h.h.)

Ömrün nefesi!

Hayyam’ın bir dörtlüsünün çevirisini veriyorum:
Tebrizli merhum şair Habib Sahir’in  (Azerbaycan Türkçesi, 1893-1985) ve benim çevrimi (Anadolu Türkçesi). Farsçasınu Türkçe karaktelerle aktarıyorum:

Hayyam:
Héngamé séfidé dem xorusé seheri
dani ké çéra koned hemi nohégeri

Yani ké nomudend der ainéyé sobh
kez omr demi gozeşt-o to bixeberi

Habib Sahir:
Her subh ucalar xoruzların ince sesi
o ince sesin budur derin felsefesi

Sen anlamadan aynası içre seherin
day qalmadı, kéçdi ömrün nefesi

Haşim Hüsrevşahi:
Tan atarken horozların ötme sesi
bildin mi nedir bu seslerin mersiyesi?

Ömrün aynasında yansıdı ancak sen
bir an geçti ömürden, bilmedin neyin nesi

(Hayyam-Hafız-Mevlana çevirilerim yakında yayımlanacak-h.h.)