می شنوید صدایم را؟: Orhan Veli’den!

می شنوید صدایم را اگر گریه کنم؟
‫اورهان ولی‬‎ ile ilgili görsel sonucuبند بند شعرهایم را
می توانید لمس کنید آیا
اشکهایم را با دستهاتان؟
نمی دانستم ترانه ها اینچنین زیبا
و واژگان اینچنین نارسایند
پیش از آنکه دچار این درد شوم…
می دانم جائی ست
می توان همه چیز را به زبان آورد
بسیار نزدیک شده ام، حس می کنم
!نمی توانم بیان کنم

(ترجمه: هاشم خسروشاهی)

ağlasam sesimi duyar mısınız,
mısralarımda;
dokunabilir misiniz,
gözyaşlarıma, ellerinizle?
bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
bu derde düşmeden önce.
bir yer var, biliyorum;
her şeyi söylemek mümkün;
epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
anlatamıyorum!..

(Orhan Veli)

bu şarkıyı hep seslendir: düşün!

düşün!
düşünmesi bile zor olsa 
bir dünya düşün
tüm insanlar orada mutlular
bir dünya ki orada para, ırk, güç değersizdir
dayanışmanın yanıtı özel tim polisi değil
ne atom bombası var orada,
ne savaş uçağı ne humbara
artık orada çocuklar
bacaklarını mayın tarlasında bırakmazlar
herkes özgürdür, herkes dertsizdir
gazetelerde okumazsın
balinalar intihar etmiş bu dünyada…
 
diktatör zulmü yoktur,
ne korku ne de tabut

bir dünya düşün, gülüşlerle özgürlüklerle dolu dünya
çiçeklerle öpücüklerle dolup taşmakta,
imarın tekrarı var orda
düşün ki düşünmesi bile suçtur
ismini ağzına alırsan boğazın sürmeyle doldurulmakta
düşün bir dünya ki zindan orda söylence
bütün savaşlarda ateş kes
kimse dünyanın efendisi değil
insanlar eşittirler
her insanın payı bir buğdayın teni orda
sınırsız hatsız, vatan yani ki bu dünya
düşün… sen tabir olmuşsun bu rüyaya
(İcra: Siyaveş Gomeyşi
Farsça metinden çeviri: h.h.)

Lumak: bir Eskimo masalı

Kör bir oğlan çocuğu olan Lumak annesi, kız kardeşi ve Ukrik adlı köpeği ile iglu dedikleri kardan evlerinde yaşarmış. Bir gün onların iglu evlerinin penceresi önünde bir kutup ayısı belirmiş. Luamk’ın annesi çocuğun eline bir ok vermiş ve onu duvardan bir buz parçasının düşmesiyle oluşan pencerenin önüne getirmiş ve ayıyı öldürmesini istemiş. Lumak oku fırlatarak ayıyı vurmuş. Ayı büyük bir homurtuyla düşüp ölmüş. Annesi Lumak’a dönerek ona demiş ki, “Sen ayıyı değil köpeği öldürdün!” Ama Lumak ayıyı öldürdüğünü biliyormuş, çünkü onun ölmeden önceki büyük homurtusunu duymuştu. Lumak’ın annesi ve kız kardeşi onu igluda yalnız bırakarak yeni bir iglu yapmak üzere evden çıkmışlar ve ayının öldüğü yere yakın bir yerde bir iglu yapmışlar. Annesi Lumak’ın kız kardeşi ile ona bir parça et göndermiş; ancak bunun köpeğin eti olduğunu Luamk’a söylemesini tembihlemiş. Lumak eti yemiş ve bunun ayının eti olduğunu biliyormuş, fakat bir şey söylememiş. Bir süre geçmiş ve Luamk’ın içinde aç ve yalnız yaşadığı eski iglu dökülmeye başlamış.

Okumaya devam et “Lumak: bir Eskimo masalı”

Furuğ’un oğlu Kami’den bir şiir

Eğitimi resim üzerine olan Kamyar Şapur’dan üç şiir kitabı yayınlanmıştır. Kendi deyişiyle “yayınlanır, raflarda kalır, bir daha yeni baskıya gidilmez!” Aşağıdaki şiir Aşk Metalden ve Hoş Kokulu Altın Işıltılardan Bir Heykeldir kitabından alınmıştır.

kamyar-2 kamyar-3
çimenlik
düşlerden yorulmuştur
yeşil bitkilerin düşlerinden

ben gözerimini uçuk renkli kalemlerle
çiziklerim
gözyaşlarım doluşur gözlerime
kalbimi eski bir bavul gibi
yeşil kadife kumaşa sararım
uykusunda…

bir zamanlar bir kız vardı
bir anı vardı
ve güneşli sokaklar
ve çimenliğin yeşil suskusu
ve uçuk mavi gökyüzünün nemi
ve cebimde siyah beyaz eski bir aile fotoğrafı

Okumaya devam et “Furuğ’un oğlu Kami’den bir şiir”

sokağımızın masalı!

sokağımız kayısı çiçeği koktuğunda
arıların ve sineklerin güneşte vızıltılı saatinde
bir adam yaşamı yasakladı kendinden başka
bir adam bir köpek gibi başka sokakların kemikleri ağzında
sokağımızdaki çocuklara hırladı 
Hatice ana başörtüsünü rüzgâra açtı ağlarken
İbrahim amca sokağımızın tam köşesinde çöktü duvara yaslanarak
susmayı terk etmemizi öğretti gözlerini kısıp dişlerini sıkarak

Okumaya devam et “sokağımızın masalı!”

ben sana ne yazabilirim!

kalbimin paslı bıçağı, ruhumun hep bahar mevsimi, gözyaşım, kahrım, yaşama küskünlüğüm, yaşama sarılmalarım, adını bilemediğim, nar gülüm, gençliğim, mezarım, yastığım, boyun şalım, kalemim, dilim, sabır taşım, duru pınarım, kasırgam, güne bakanım, gün batımım, selim, ırmağım, dağ eteklerim, gecelerim, tan atmalarım, ihanetlerim, yiten adresim, ayamın çizgileri, alın yazım, senden sonralarım, kendimden öncelerim, çocukluğum, gizlim, saklım, ayanım beyanım, ekmeğim, masalım, efsanem, şarkılarım, ejderhalarım, perilerim, şahadetim, ilk şiirim, son sözüm, hatunum, kadınım, dostum, kardeşim, sevdalım, sevdam… ben sana ne yazabilirim!

ben sana ne yazabilirim susmalarımdan başka!
böyle yazdım böyle bilinsin.
şimdi ne fark eder! şimdi ne fark eder! şimdi ne fark eder!
ayrılık; bir uçurumun iki kıyısı.
ben bir sürgün serüveniyim! sen olamadıktan sonra ben yitik bir neferim; buruşturulmuş bir kâğıt parçası, tarihi olmayan mektup! adsız tayfanın masalını sürükleyen deniz dalgalarında kaybolan şişe.
bakışlarım ayaklanmış siyah mezar taşlarına benzer!
ben buyum işte! ben buyum! ben, seninle doluyken senden uyanan bir düş, tepetaklak bir dize, bir kuyu, bir kumarbaz, hilekar, hain!
ben sana daha ne yazabilirim!

Okumaya devam et “ben sana ne yazabilirim!”

Yazdıklarımın/Çevirdiklerimin bir bölümü

Yazdığım ya da çevirdiğim kitaplardan bir kısmını burada .pdf formatında yayımlamaya karar verdim. Zaman içinde sayıları artacak.
Yayın hakları hala yayınevlerinde bulunan eserleri burada yayımlama imkanı olmayacak.

Bu kitaplardan kısa bölümler kaynağı gösterilmesi koşuluyla yazınsal amaçla kullanılabilir. Kaynağı gösterilse dahi tümünün kopyalanması Sardunyalar.com‘un özel iznine tabidir.

H.H.

kelebeklere

kaybedilen bebeğin şiiri

Lucille Clifton ile ilgili görsel sonucu
Lucille Clifton. 27 haziran, 1936 –  13 şubat, 2010 / Baltimore, Maryland

 

senin hemen hemen oluşmuş vücudunu yere düşürdüğümde
yere, şehrin altında akan sulara karışman için
atık sularla denize ulaşman için
ne bilirdim ben geri akan sular hakkında
ne bilirdim boğulmak hakkında
ya da boğulmuş olmak?

bir kış vakti doğmuş olmalıydın
havagazının kesildiği yıl
ve arabanın olmadığı
biz yürümek zorunda kaldığımız

genesee tepeleri’nden kanada rüzgarlarına
yabancı ellere kayıp gitmen için
burada olsaydın söylerdim sana
bütün bunları ve başka şeyleri

ve şayet ben bir dağdan eksiksem hep
senin kardeşlerin ve bacıların için
bırak ırmak benim başımdan akıp gitsin
bırak deniz beni götürsün denizleri serpip saçana
bırak kara derili adamlar beni hep yabancı diye çağırsınlar
senin asla adlandırılmayan hatırın için…
(1972)
(Ç: h.h.)

Furuğ ve Cihan’ın anısına!

13 Şubat 1967 tarihinde hayata gözlerini yuman Furuğ Ferruhzad’ın sevgili anısına, 10 Nisan 2010’da kaybettiğimiz, dostum sanatçı Cihan’ın (Jahan) güzel icrasıyla Furuğ’un “Güneş oluyor” şiirini sunuyorum… Işıkları bol olsun!

bak gözlerimdeki hüzün
nasıl da damla damla erimede
baş kaldıran kara gölgem benim nasıl
güneşin ellerine tutsak düşmede
bak
tüm varlığım yıkılmada
bir kıvılcım beni yutmada
götürmede beni doruklara
beni pusuya sürüklemede

Okumaya devam et “Furuğ ve Cihan’ın anısına!”