gel benimle

gel benimle Buhara’ya gidelim
saçlarını saman kokulu rüzgara verirsin
burada tokalar kelepçeye benziyor sevgilim

gel benimle başka sokakların çocukları olalım
buranın sokakları karanlığın soluğunda çürüyor
sesini elma çiçekleri duymuyor sevgilim

gel yeniden sevelim
o romanın son satırı gibi bitelim
aklımdan çıkmadan sevgilim!

Kitâbü’t-Tavâsîn ile ilgili görsel sonucu
Hallaç Mansur’un dar edilmesi… (Tavasin kitabını kimler okudu bilinmez! h.h.)

Sindiğiniz bu topraktan kalkın artık…

Ölün siz, ölün siz bu sevdada ölün siz
bu aşkta ölürseniz ruha kavuşursunuz

Ölün siz, ölün siz, ölümden korkmayınız
bu topraktan kalkarsanız gökler bulursunuz

Ölün siz ölün siz, bu “benden” kopun siz
bu “ben” zincirdir, sizse tutsak gibisiniz

Bir balta alın elinize, vurun zindanın oylumuna
kırarsanız zindanı hepiniz şahsınız emirsiniz

Suskunsunuz, suskunsunuz, suskunluk ölümün soluğudur
yaşamdandır şimdi suskudan çığlıklarınız

Şiir: Mevlana
Söyleyen: Dariyuş
Farsçadan çeviri: Haşim Hüsrevşahi

babaların mersiyesi…

30 sene önce Halepçe’de masum insanların ve özellikle çocukların acımasızca katledilişlerini bahane ederek, bütün dünyada sermayenin çıkarları doğrultusunda sürdürülen bütün savaşları kınıyor, hayatını kaybeden o sayısız masum insanları yürek acısıyla anıyorum… 16 Mart…

Yaz teri unutulmuştu sanki alnının çizgisinde o adamın
Öyle kadim bir soluksuzluk ki açık mavi gözleriyle

Ömrünün yongaları tutuşuyordu rüzgârda
Dünya yaza dönenirken kış üşüyordu dudaklarında
Kalbinin saati durmuştu
Ektiği bütün çiçekleri unutmuştu
Kahkaha atmaması bir hataydı sanki bu sahnede…
  
Gözlerini kapatamazsın ömür boyu çocuk senin hayatın çiçekleniyor
Kelebekler içiyor gözyaşlarını maviye boyanıyor
Bu sokaklardan yine geçeceksin o adamın adım sesleriyle
Gözlerini kapatmazsın!
 
“Al işte herkesten sakındığın o hakikat”

(h.h., babaların mersiyesi, seni unutmayı öğret bana, Totem yayınları)

İlgili resim

 

Ey zindanın karanlığı…

Geçen akşam televizyonda bir film izledim. İsrail hapishanelerindeki Filistinli kadınların mücadelesi konu edilmişti. Filmin sonunda bir şarkı ilgimi çekti. Burada onu veriyorum.

Şarkının sözlerini orijinal Arapça ve çeviri İngilizce metinlerinden Türkçeye çevirmeye çalıştım.

Hatalarım affola!

(h.h.)

Ey zindanın karanlığı, kur çadırını
biz karanlıktan korkmayız
 
Geceden sonra ne var
söken zafer şafağından başka
 
Ey zincirin halkaları kalbimi kıran nağmeyi yükselt
senin sesinde yas ve baskı anlamlanır
 
Ey zindanın karanlığı, kur çadırını
biz karanlıktan korkmayız
 
Geceden sonra ne var
söken zafer şafağından başka
 
Tek bir gün bile suçlu değildim tek bir gün ihanet etmedim
sadece yurdumun sevgisiydi kalbimde oluşup ayaklanan
 
yemin ettiğimiz gün hepimiz ahdettik
asla yurdumuza ihanet etmeyelim ve sevgimiz dinimiz olsun

Bu icrada olmayan ancak başka icrada aşağıdaki dizeler de seslendirilmiştir:

Ey onurların yurdu ey sana bağlı olanların yuvası
biz ölümden korkmayan gençler olarak sende yer ettik

Ey gardiyanlar lütfen
söylediklerimizi dinle

Engellenmesi suç olan havayla keyiflendir bizi
yemin olsun ki yurduma olan zulümleri unutmayacağım

Ey yıldızlar tanık olun ki ben sadıktım ve sevgili
ey zincirin halkları kalbimi kıran nağmeyi yükselt

ben de karıncayım…

yazdığım son şiir…
“… sen de karıncasın bilirim. ondan böyle durduraksız kalmışız!…”

ithaftır! 

h.h.

ben de karıncayım 

ben de karıncayım senin gibi
yangınımı yerin dibinde taşırım
kökünde kalbimin
bin yıl geçmiş her güneşe baktığımda gözlerim sanki
dört kolla sarılırım toprağa ondan
nişanlarımdan ne kaldı sana
dağılmışım tespih taneleri gibi
ben de karıncayım karınca senin gibi

Okumaya devam et “ben de karıncayım…”

Furuğ’un arkadaşına yazdığı mektuptan…

51 sene önce bu gün Furuğ aramızdan ayrıldı. Parlayıp sönen bir ışık gibi… ancak o aydınlık her gün daha da parlak bir şekilde zihinlere ve canlara işlemekte… 13 Şubat 1967’nin acı anısına karşın Furuğ’un arkadaşı Mehri Rahşa’ya yazdığı uzun mektuptan bir bölümünü Türkçeye çevirerek burada veriyorum:

“Canım Mehri. Umarım iyisin. Bu kadar geç mektup yazdığıma şaşırma. Sana mektup yazmamanın tadının ne olduğunu anlatmak istiyordum. Ama şaka, şaka. Sen kendin de biliyorsun ki ben öyle biri değilim. Bilmiyorum neden bu akşam canım seninle konuşmak istiyor. Hava bir tuhaf olmuş. İnsan bahar delişmenliğini cildinin altında duyumsuyor. Bir süre caddede yürüdüm. Sonra eve geldim. Sen gittiğinden beri yaşamım her gün başka biçimde. Ama genel olarak her şey olması gerektiği gibi olmakta. Demek istediğim şu ki bütün olayları oldukları biçimde ve formda kabulleniyorum ve başka beklentim de yok.

Hatırlarsan ben o konser gecesinde daha yeni yeni rahatlamıştım ve sonradan olanları da biliyorsun. Gecenin karanlığında ışıyıp sönen bir parça elmas gibiydi ve ben bittiğini sanmıştım. Bende uğursuz bir şey uyanmıştı ve ben ona teslim oldum. Bir süre kendimi boş ve boğulmuş olarak görüyordum. Bir çukurda biriken, üzerini çalıların örttüğü, kendi içinde kokuşup uçan bir avuç su gibi. Bir şeyler olabileceğini hiç düşünmüyordum ta ki geçenlerde bir gece senin eve gittim, her zaman olduğu gibi radyonun düğmesini çevirdim, yine onun sesi. Bilmiyorum nedense, uzun zamandan sonra aniden kendimi buldum. Kendim oldum. İşte o zaman onu aradım. Senin bildiğin deliliklerden işte. Onun, bir çeşit şaşkınlık ve beklenmedik sevinçle karışık telefondaki ilk sözcüğü beni sarstı, sarhoş etti ve bende saçma bir emniyet ve güven duygusu oluşturdu. Yani yine koşarak gittim ki ömrüm boyu ondan duymadığım sözleri duyayım diye. Bana, “Diğerleri su gibiler, gelirler, giderler… ama sen arkın dibindeki kumlar gibisin. Kalırsın, kalırsın ve ben tekrar baktığımda var olduğunu görürüm,” dedi. Dilsiz, belirsiz ve aşina olmayan bir durumum vardı. İlkbaharın ilk günlerinde uzun ve soğuk bir uykudan uyanan, tomurcuklarının kımıldanışını ve gelişimini ince kabuğu altında duyumsayan, sessiz ve uğultulu bir bekleyişte soluyan bir ağaç gibi olmuştum. Ondan ayrıldığımda bilmiyorum nedense caddelerde koşup kafamı duvarlara vurmak istiyordum. Bilmiyorum neden birsi yüzümü tokatlasın istiyordum. Bende bir şey uyanmıştı ve bir deniz gibi kabarıyordu ve benim cismim ona yetmiyordu. O zaman kendime dedim ki aptal, onun sana bağışladığı bunca aşk ve bunca yaşamdan sonra sen neyin hesabını gidiyorsun, neye değer veriyorsun? Bende şiir kaynıyordu ve ben yine delilik ettim. Yani sevdiğim bütün aptal insanları bir kenara attım. Bütün planlar ve inşa programları alt üst oldu. Çocukların dediği gibi, aile kurma programları, hepsi öyle kun-fe-yekun oldu.

Artık ömrümün sonuna kadar kimse beni almaz. Ama Mehrican bunun ne önemi var ki?…

…”

(h.h.)

Etkinlik:

Otomatik alternatif metin yok.

froughi

 

Şiir ve çeviri!

Ben dili anlamıyorum. Ve çok masum görünen ve insanı hemen rengârenk ışıltılarla örülen ağına çeken şiir ve çeviri gibi hilekâr ve bir o kadar fettan bir konuya yazı yazmam konusunda dostane bir davete olumlu ve samimi yanıtımı verdikten sonra şu anda siz burada değilken sizin buradalığınızda yazmakta olduğum –ki kabul görürse ben olmadan benim buradalığımla okunacak- bu yazıyı düşünürken ve yazarken, çeviri eyleminde Tsunami dalgaları gibi zavallı çevirenin zihnine saldıran iki dilin tümübirdeninin birinin diğerine nasıl çevirebilirliliği (translation) ve dönüşebilirliliği (transformation) olanaklarını ve olasılıklarını ve aynı zamanda olanaksızlığını açıklama konusundan nasıl kıvırıp sıyıracağımı düşünüyorum! Bencilce tabii. Ama düştüğüm bu cazibenin merkez çekinden kaçış olmadığına göre, konuyu alt edebilme görüntüsüne girmem açısından, kendimce şu noktadan başlamayı daha uygun buldum: Derrida der ki “… çeviri gerekli olduğu kadar imkânsızdır!”

Okumaya devam et “Şiir ve çeviri!”

Şarkısı Beyaz’ın Farsçaya çevirisi

Cemal Süreya’nın ilk ve kimine göre de ilk şiiri olan Şarkısı Beyaz adlı şiirini Farsçaya çevirdim… ola… affola!

ترانه ش سفید
شعری از جمال ثریا
ترجمه هاشم خسروشاهی

cemal süreya ile ilgili görsel sonucu
Cemal Süreya, 1931, Pülümür – 9 Ocak 1990, İstanbul

خرسبازها گذشتند، انسانهای نابخشوده گذشتند
شهرها دلسنگ بودند ترانه ش ـ سفید
انسانها رویاهای بزرگی داشتند
انسانها با مرگی مردند که
حیرتزده میان عشقها
.چنان فراموش کردند که نگو

من با تمام قدرت
بیهوده می کِشم افسار قایق را
من جدا افتاده ام
جدا افتاده ام از انسانها
این ستاره در آبی ها نمی گیرد
کارا نیست بر من نه دریا نه کف

Okumaya devam et “Şarkısı Beyaz’ın Farsçaya çevirisi”