Eser Gökay’a teşekkürlerimle (h.h.)
gülüşlerin karabiber gözlerin tarçın!
Ankara hep leylak eser mayıslarda
beyaz leylaklar, mor leylaklar…
senin saçların tırnakların dudakların
bir de şarkıların vardı rüyalarıma girerken
gömleğinde saklı ak şebboylar
Furuğ sahnede!
Furuğ Ferrhuzad’ın yaşamı ve şiirleri sahneleniyor
Tek Perde Oyun!

FURUĞ FERRUHZAD
Tek perde oyun
Hayatı ve eserlerinden oyunlaştıran – Harun Güzeloğlu
Oynayan – Derya Günaydın
Çeviren – Haşim Hüsrevşahi
Işık Tasarım – Alev Topal
Müzik – Karahan Kadırman
Grafik – Cem Yarkın
Hareket Düzeni – Derya Günaydın
Sahne Tasarım – Harun Güzeloğlu
Işık / Ses Kumanda – Serpil Coşkun Altuncu
Sahne Asistanları – Beril Usluduran, Seray Yıldız, Mete Eryılmaz
(ne zaman nerede sahneleneceğini yakında buradan bildireceğim)
Sen ve ben doğmamışız daha!
(Agni’ye mektuplardan sonuncusuna yakın bir mektup. Yeniden yayınlıyorum.)
“Sen ve ben doğmamışız daha! Ben, adı bile senin gözlerini ışıl ışıl ağlatan o nehirim. Senin gözyaşlarından oluşan nehir.
Eteklerini avuçla. Beyaz çıplak ayaklarınla gir bana. Dilim senin parmaklarını tanır, ayaklarını bilir. Topukların dilimin aşinasıdır. Serin sözcüklerim diz kapaklarına kadar yükselince eğil bana! Eğil. Siyah ve deli. Eğil ve beni geceden ödünç aldığı karasında gizle saçlarının. Beni kendi karanlığına götür. Mutlak krallığına. Ben senin saçlarında akacağım. Sen kendi acını kendi saçlarında akıtacaksın.
sığınak!
Ad verme. Caddeler
dövülüp silinmiş.
En eski duygularını bileyle.
Rüzgarı öğren
senin kokularını saklayarak
onun nereye gittiğini anımsa. Kamyon durakları
çatısız kiliselerdir.
yağmurda kabarıp şişmiş
yüksek gerilim hatlarına tünemiş kuşlar
ayrı düşerler.
Rahatına bak,
karanlıkta yıldızlar olacak
sana doğru yolculuk eden
küçük daha küçük.
Okumaya devam et “sığınak!”
Nisan akşamüstüdür
Nisan akşamüstüdür
şimdi hüzün vericidir aşık değil de
şair olmak
ağacın en suskun dalı altındaki cennette
penceremden bakıyorum ve görüyorum
yaşamın hayaleti yarasa kanatlarıyla uçup gidiyor
bir bilgenin olabileceği kadar yaşlıyım
ilk soytarı kral kadar yalnız
gelincikler…

gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda
işi iş kasabanın
su yüzlü çocuğun işi iş
bir de poyraza döndü mü hava
başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından
faytonların turuncu tekerlekleri
yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde
asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider
bu dağdan beş ırmak akar…
bu dağdan beş ırmak akar biri şafak
kızıl haberler taşır kuzgunları
sigara dumanı kalk artık ayağa şarkısına benzer
kuşlar daha uyanmadan
telinde son sevişme teri!
gel benimle
gel benimle Buhara’ya gidelim
saçlarını saman kokulu rüzgara verirsin
burada tokalar kelepçeye benziyor sevgilim
gel benimle başka sokakların çocukları olalım
buranın sokakları karanlığın soluğunda çürüyor
sesini elma çiçekleri duymuyor sevgilim
gel yeniden sevelim
o romanın son satırı gibi bitelim
aklımdan çıkmadan sevgilim!
Mayıs’a mersiye (şimdiden)
…
alevimsin kömürümde
hangi gök şaklaması yakacak
bakma
unutma bir de
artık bir soluk gibi
son gibi
unutma
bir de bahçede beraber menekşe toplar gibi
gülerken mayıs rüzgarı yani
artık dayanamam dediğimde duy isterim
bir bu yanıma bir öteki yanıma
yani güneşsin
aysın
meltem ve sis gözlerimde
kulaklarımda şiir yani
