“Kadınların katılmadığı hiçbir kitlesel hareket başarıya ulaşamaz!”
Şiir ve şair üzerine söyleşi…
Sermaye düzeni yalnız bireyi yaratır onun yalnızlığını artırır. Bu yalnızlıktaki kopuşlar sadece toplumdan değil, çevreden, dosttan, konu komşudan kopmanın ötesinde kendinden de kopmayı doğurur.
. Mağarada kalmayı tercih eden biri şiir dünyasına girmese daha yeğdir. Zaten giremez de! Zira şiir bir bakıma insanın dört ayak üzerinden kalkıp iki ayak üzerinde durabilmesi, zihninin ve yüreğinin ayaklanmasıdır. Bu ayaklanma gerçek bir ayaklanmadır, bir başı kaldırmak, başkaldırmak ve isyandır.
Söyleşi yapan: Muazzez Uslu[1]

Şiir yazmak eğitim, birikim ve keyif işi midir? Günlük geçim sıkıntısı yaşayan biri şiir yazabilir mi?
Şiir yazma özgürlüğü özel bir yaşam tarzını seçme özgürlüğüdür. Yaşamın içinde cereyan eden şiir, bu yaşam tarzını seçen ve yaşayan olgu olarak şiiri gören ve onu yaşayan kişi tarafından sözcüklerle ifadesini bulur. Şiir yazmak her zaman “şiiri yazmak”la aynı eylem biçimi olmayabilir. Birçok “şiir” diye yazılan dizeler aslında, yaşamın içinde cereyan edenin gereğince ifade edilememesinden ziyade tıpatıp yaşamın kendisi olması nedeniyle şiir olmaktan uzaklaşır. Şunu demek istiyorum; sanat bir yerde gerçekliğin estetik alanda ifade edilememesi ve o ölçüde de “eksik” kalmasıyla mükemmele yaklaşır ve yaklaşmaz. “Bu bir pipo değil” ifadesiyle de şiire ve şiir yazma eylemine yaklaşmak mümkündür! Gerçekliğin olduğu gibi ve şiirsel estetikten ve gereklerden uzak ifadesi, düz yazının ve daha çok da röportaj janrının alanına girer.
O!
Sudabeh Eşrefi’den kısa bir öykü
Farsçadan çeviri: Haşim Hüsrevşahi
Bakışları masadan ve kahve fincanından kalkıp odanın diğer tarafına, pencereye ve yağmura varıncaya kadar o kadar uzadı ki sanırsın hiç varmayacak. Bir yıl daha yaşlanmışız son görüşmemizden bu yana. O, eşi ve ben akşam yemeği masasında oturuyoruz ve sessizce kahvemizi içiyoruz. Tak tak tak tak tak… cama vuruyor. Sesimizi ara ara kısıyor.
Neden, neden?
18. Uluslararası İrfan Müziği, Eylül 2021, Konya
İcra: Alim Qasimov, Ali Reza Qorbani
Şiir: Mevlana, Şems Divani, 50. Gazel
Beste: Hesam Naseri
(Yapay Zeka ile otomatik olarak gelen alt yazılar çok hatalı olduğundan dikkate alınmamalı)
Ey ki vefadan çekilmişsin köşe kenar neden neden
ben gibi bir yorgundan yüz çevirmişsin neden neden
Benim gönlüm ki senin yerin, senin vefanın işleği
her nefesle vuruyorsun zahmi sinan neden neden
Yeni cevher cevherlikte çaldı onu Müşteri’den
can ve cihanı çalırsın, can ve cihan neden neden
Hıdır pınarı kevsersin, abi hayattan serinsin
senin hicrinin ateşinde ağzım kuru neden neden
Senin sevgin gizli olur, sevginde bir nişan olmaz
kalbimde senin için nakış nişan neden neden
Dedi canın canı benim, canı görmeye tamah etme canım
ey ki senin suretini eyledi can sureti can neden neden
(Ç: h.h.)
(Zehmi sinan: Kargı yarası)
Farsçası:
Éy bégéréfté ez vefa guşé keran çéra çéra
Ber mene xesté kerdéi ruy géran çéra çéra
Ber délé men ké cayé tost, kargehé vefayé tost
Her nefesi hemi zeni zexmé sénan çéra çéra
Goheré no bé goheri bord sebeq zé moşteri
Can-o cehan hemi beri can-o cehan çéra çéra
Çéşméyé Xézr-o kovseri zé ab heyat xoşteri
Zé ateşe hécré to menem xoşk dehan çéra çéra
Méhré to can nehan boved méhré to bi-néşan boved
Der délé men zé behre to neqş-o néşan çéra çéra
Goft ké cané can menem didené can teme’ mekon
Éy bénemudeé ruyé to surete can çéra çéra
Stalin’le görüştüm…
Mohammed Rıza Şah’ın annesinin anılarından:
Stalin, Tahran Konferansı sonrasında Kraliçe Nimtaç Ayrımlı’nın (Anne Kraliçe Tacülmülük) daveti üzerine Saadabad sarayına onların ziyaretine gitti.
Tahran Konferans’ı bitince, Mohammed Rıza Şah’ın annesinin ve Şah’ın daveti üzerine Stalin ikindi çayı için Saray’a gider, ancak konferansa katılmak üzere Tahran’da bulunan Churchill ve Roosevelt bu davette bulunmak istemezler ve onları görmek için Saray’a gitmezler. Churchill ve Roosevelt, genç Şah’ın onları gidip ziyaret etmelerini kabul ederler. Şah ise tereddüt ve korkuyla onlarla görüşmelerde bulunur. Bir askerin genelkurmay başkanını ziyarete gitmesi gibi… Anne Kraliçe anılarını kaleme aldığı kitapta bu ziyarete de işaret eder ve şöyle yazar:
“Kaderin bir oyunu, Hitler’in düşmanı olan Stalin’le de görüşmem oldu. Rıza İran’dan çıkınca ve Mohammed Rıza kral olunca, Tahran’da Müttefikler Tahran’da bir konferansı tertiplediler. ABD Başkanı, İngiltere Başbakanı ve Sovyetleri Birliği’nin lideri Tahran’a geldiler.
Kısa bir filme kısa bir bakış: İki kere iki!
Filme kirli beyaz duvara konmuş siyah bir tahtaya bakarak giriyoruz. Hapishane hücresine benzer bir sınıfta tek tip, siyah-beyaz elbiseler giyinmiş öğrenciler kendi aralarında konuşurlarken aniden kapı açılıyor elinde defter ve kitapla öğretmen içeri giriyor. Siyah takım elbise, beyaz gömlekli öğretmen asker duşundaki öğrenciler tam oturacaklarken parmak işaretiyle ayakta kalmalarını söylüyor. Öğretmenin bileğindeki saat tam sekizi gösterirken duvardaki hoparlörden –ki daha çok Nazi zamanından kaldığını anımsatır- tekdüze bir ses derslere yeni bir içerik kazandırıldığı ve bunu öğretmenlerin aktaracaklarını ve herkesten öğretmenin dediklerine uymalarını istiyor ve böylece kendileri ve okul için onurlar kazanacaklarını bildiriyor. Bu anons zihnimizdeki hapishane düşüncesini güçlendiriyor.
aynadayım…
aynadayım
orada eğilmiş biri
bir kadının dudaklarında rüya görüyor
gözlerinde şarap kadehleri.
aynadayım
orada rüyada biri
diline bir kadının saçları dolanmış
şiir söylüyor
orada bir kadın aynada
parmaklarında erguvan dalları
bahara inandırır
gülümsüyor
orada gözlerinde aynada
renkli cam kırıkları
delinin uyanmadan dilinde zincir
şarkı söylüyor
8 Mayıs 2022

Ben her zaman bir sosyalisttim…
“Ben her zaman bir sosyalisttim. Kitlelere saygı gösterirdim, onların dostuydum… Ben teorik sosyalizmin sağlığına inanırım ve hala da insanlığın karşısında sosyalizmden başka bir yol olmadığına inanıyorum.”
İran’ın büyük şairi Huşeng Ebtehac (Sayeh) bugün anavatnında uzakta, Almanya’nın Köln şehrinde hayata gözlerini yumdu. Yeri doldurulamayacak kadar büyük bir değerdi.

Nazım Hikmet açlık grevine son verip yurt dışına çıkmaya mecbur bırakılınca ve vatandaşlıktan dışlanınca, Farsça şiirin önemli adlarından Huşeng Ebtehac (H. Elif Saye) 1952’de yayımladığı Nazım Hikmet’e adlı şiiri yazmıştır. Bu şiiri çevirdim, veriyorum:
Nazım Hikmet’e
Sıcak bir öpücük gibi
Kızıl bir gonca
Yengili kanlı bir bayrak gibi
Göndere çekilen yüreğimi
sana bağışlıyorum
Nazım Hikmet
Sadece benim kalbim değil
Her yer senin evindir, yuvandır
Bütün çocukların ve kadınların kalbi
Bütün erkeklerin kalbi,
Yaşamın başka renk aldığı, başka tarh aldığı
O geceler ve gündüzler boyunca
Senin umut şarkılarını duyan herkesin kalbi…
Yaşam, yaşam
ama böyle değil
hayır
şimdi senin ve benim yurdumda olduğu gibi
bu denli çirkin değil
onların yurdu ki
senin gibi dünyayı aydınlatan bir gece ışığını kırıyorlar
ve tan attığında onu yurdundan kovuyorlar.
Ama Nazım
Kimsenin vatanını
Kağıt üzerinde ondan alamazlar!
Evet Hikmet: ey koca güneş
Doğudan Batı’ya herkes seni övüyor
Bir uçtan bir uca dünyanın kulağında Senin can bağışlayan şarkıların dönüyor.
Baykuşlar
Bizim yurdumuzun hummalı gecesinde
Yanan her ışığı
Kara toprağa seriyorlar
Bizim bahçemizin goncasını
Zulümle yolup
Domuzların ayakları altına serpiyorlar
Ve yarasaların keyfince
Bu karanlıklar aydınlansın diye
Ruhuyla yanan
Arın her yıldızın önüne
Perdeler çekiyorlar.
Umudun tatlı ilacı ancak
Güneşin kanı gibi damarlarımızda çarpmaktadır bizim!
Ve yitik çiçekler dayanmanın toprağından boy vermekte
Aldanış goncası olmadan sürgün vermekte
Ve bu gonca bize muştu vermektedir
Sabahın mavi çiçeğinin muştusunu.
Güneş kan yatağında yatmakta.
Özgür bırak şarkılarını Hikmet!
Dönüp dursun diye dünyanın kulaklarında
Ve marşlarını
Güneşin gülüş çiçekleri gibi saç
Bir uçtan bir uca
Baykuşlar ve yarasalar
Umut şarkılarından korkuyorlar
Onlar tan yerinin iletisinden korkuyorlar.
Birlikte söyleyelim, okuyalım yoldaş
Şafağın kanının nağmesini
Tan gülüşlerinin nağmesini
Büyük yarının kulağı
Bizim nağmelerimizin perdesidir
Geleceğin arın dudağı
Bizim kalbimizin bestesidir
(Çev: h.h.)
(https://sardunyalar.com/2017/05/01/sicak-bir-opucuk-gibi-kizil-bir-gonca/)
kalbimi Wounded Knee’ye gömün!
Stephan Vincent Benét (1898-1943) der ki: “Doğumunuzdan beş dakika sonra adınızı, milliyetinizi ve dininizi tayin ederler ve siz hayatınızın kalan kısmını sizin seçmediğiniz şeyleri savunmak için harcarsınız!” Benét’nin babası, dedesi, amcası hep üst rütbe askerler olarak Amerikan İç Savaşı yıllarında savaşa katılmışlardır. Çocuk Benét ise kendi deyişiyle “Ben çocukluğumu çeşitli askeri üstlerde geçirdim. (Hikayelerimde)… Sivil aile çocukları tek bir şehirde büyürlerken askeri çocuğun birkaç yıl arayla çeşitli askeri üstlere taşınmak zorunda olduğunu göstermeliydim.”[1]
“Pulitzer Ödülünü ona kazandıran John Brown’ın Bedeni adlı uzun anlatısal şiiri, ya da Şeytan ve Daniel Webster olmuştur. Belki de o şimdi Amarikan Adları adlı şiirinin son satırlarıyla anımsanır. Bu satırlar Dee Brown’ın 1970 yılında yayımladığı Kalbimi Wounded Knee[2]’ye Gömün: Bir Batı Amerika Kızılderi hikâyesi” adlı eserinden esenlenmiştir.”[3] Amerikalı yazar Dorris Alexander “Dee” Brown’ın (28 Şubat 1908 – 12 Aralık 2002) bu eserinin Türkçe çevirisinin tanıtım yazısında şöyle denir: “O zaman kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları, hala o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o kanlı çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum. Evet, bir halkın düşü öldü orada. Güzel bir düştü evet… Sonra bir ulusun umudu kırılıp paramparça oldu… Artık yeryüzünün merkezi yok, ölüp gitti kutsal ağaç. -Kara Geyik-”[4]
Benét adı geçen uzun şiirinin sonunda şöyle der:
Huzur içinde uyumayacağım Monparnas’ta
Rahat yatmayacağım Vinçelsi’de
Bedenimi belki Suseks çimenlerine gömersiniz
Belki dilimi Şamedi’ye gömersiniz
Ben orada olmayacağım. Kalkıp çekip gideceğim
Kalbimi benim “Wounded Knee’ye” gömün.



[1] https://learningenglish.voanews.com/a/stephen-vincent-benet-1898-1943-one-of-americas-most-popular-writers-in-the-early-1900s-138714159/116638.html
[2] Bölge adı. Yaralı Diz anlamında.
[3] https://www.barnonegroup.com/2019/07/the-poem-that-inspired-title-for-bury.html
[4] Kalbimi Vatanıma Gömün. Yazar: Dee Brown, Çevirmen: Celal Üster, Yayınevi: E Yayınları, 2005.
Doğu edebiyatında Aşk- bir söyleşi
Bu makaleyi Haziran 2012’de yayımlamıştım. Bir kez daha yazım hataları da dahil hiçbir değişiklik yapmadan sunuyorum!
Soru: İran şiirinde aşk temasının farklılığından söze edebilir miyiz?
H.H.: Önce isterseniz aşk sözcüğünün içeriğinden ve de gönderilerine bir göz atalım. Sonra bu içerik ve gönderilerden hareket ederek İran şiirindeki tematik farklılığına ulaşalım. Sözü edilecek olan farklılık (şayet öyle bir noktaya ulaşırsak), batı şiirindeki aşk teması ile farklı olup olmadığını algılamadaki yola da bir nebze ışık tutar sanırım.
Aşk Arapça bir sözcüktür. Farsça sözlüklerde aşırı sevgi, tutku, sevda vb olarak anlamlandırılmıştır. Buna en yakın sözcük ise Aşeke’dir. Aşeke, ağaçlara dolanıp yükselen sarmaşıktır.
Eflatun’un aşk yorumundan sonra doğu felsefesi bu konuda büyük değişime uğramıştır. İslam âlimleri ve filozofları da Eflatun’un yorumunu kendi inanç ve kültürel-düşünsel süzgecinden geçirerek değişik yorumlara ulaşmışlardır. Özellikle “mecazi ve hakiki” diye aşka getirilen yorum bir diğerinin karşıtı olmaktan çok, “Ruhani” alemdeki yükseklik mertebesine göre ayrılmıştır. Mecazi aşk, kısaca maddi sevgi olarak ele alınır. Yani para tutkusu, makam tutkusu ya da karşı cinse duyulan cinsel istek! Hakiki olan ise mutlak ruha olan yöneliş ve cazbediliş olarak nitelendirilir. Görüldüğü gibi bu görüş de Eflatun’un işaret ettiği ruhun ezeldeki mutlak güzelliğe yönelişten başka bir şey değil.
