Stalin’le görüştüm…

Mohammed Rıza Şah’ın annesinin anılarından:

Stalin, Tahran Konferansı sonrasında Kraliçe Nimtaç Ayrımlı’nın (Anne Kraliçe Tacülmülük) daveti üzerine Saadabad sarayına onların ziyaretine gitti.

Tahran Konferans’ı bitince, Mohammed Rıza Şah’ın annesinin ve Şah’ın daveti üzerine Stalin ikindi çayı için Saray’a gider, ancak konferansa katılmak üzere Tahran’da bulunan Churchill ve Roosevelt bu davette bulunmak istemezler ve onları görmek için Saray’a gitmezler. Churchill ve Roosevelt, genç Şah’ın onları gidip ziyaret etmelerini kabul ederler. Şah ise tereddüt ve korkuyla onlarla görüşmelerde bulunur. Bir askerin genelkurmay başkanını ziyarete gitmesi gibi… Anne Kraliçe anılarını kaleme aldığı kitapta bu ziyarete de işaret eder ve şöyle yazar:

“Kaderin bir oyunu, Hitler’in düşmanı olan Stalin’le de görüşmem oldu. Rıza İran’dan çıkınca ve Mohammed Rıza kral olunca, Tahran’da Müttefikler Tahran’da bir konferansı tertiplediler. ABD Başkanı, İngiltere Başbakanı ve Sovyetleri Birliği’nin lideri Tahran’a geldiler.

Hitler ruh hastasıydı. Bu deli adam İkinci Dünya Savaşı’nın ateşini yakarak milyonlarca insanı ölüme sevk etti ve sadece Rusya halkı 27 milyon insan bu şeytani arzulara kurban verip ona insan canından oldu. O zamanlar Mohammed Rıza gençti. İngilizler ve Amerikalılar İran’ı işgal ettikleri için kendilerini İran’ın hakimi olarak görüyorlardı. İran kralı Mohammed Rıza’yı ziyaret etmeyi kabul etmediler ve kralı onları görmeye gitmeye mecbur ettiler. Ama rahmetli Yusuf Stalin şahsen Saadabad Sarayı’na geldi. İran’ın genç şahı ve onun annesi olarak benimle, kızlarla ve Rıza’nın diğer çocuklarıyla görüştü ve ikindi saati atıştırmalık yedi.  Pekâlâ biliyorsunuz ki Stalin, Sovyetler Birliği’nin yani dünyanın en büyük ülkesinin lideriydi. Ülkesinde ve bütün dünyada “Demir Adam” adı alan Stalin, Müttefiklerin zaferinde ve Almanya’nın yenilgisinde başrolü oynadı. Aslında şayet Stalin’in müdüriyeti, sevk ve idaresi olmasaydı savaş Hitler’in lehine biterdi. Stalin ve Sovyet halkı olağanüstü fedakârlıklar yaptılar ve 27 milyondan fazla ölü vererek ve Hitler’i yenmeyi başardılar.

Stalin ikinci vakti atıştırma sırasında bize adının aslına Yusuf Yusufzadeh olduğunu, Gürcistan’da dünyaya geldiğini ve aslen İranlı olduğunu söyledi. Mohammed Rıza bunu duyunca pek sevindi ve Stalin’in aslen İranlı oluşundan mutlu oldu.

Benim gözümde Stalin daha çok iri yarı ve çok güçlü bir köylüye benziyordu. Ellerine baktım. Çok güçlü olduklarını gördüm. Parmakları kalın ve etliydi. Sürekli pipo içiyordu ve söylediği ya da duyduğu her iki üç cümle sonrasında yüksek sesle gülüyordu. Konuşmaları arasında asla Rıza’dan (Mohammed Rıza’nın babasından) söz etmedi, sadece Mohammed Rıza’dan nereden eğitim aldığını sordu. Mohammed Rıza ona İsviçre’de okuduğunu açıkladı. Stalin, Gürcistan’da bir din okulunda okuduğunu ama sonra bu dini mektepten kaçtığını ve okulu terk ettiğini söyledi.

O aynı zamanda Mohammed Rıza’ya onun yaşlarında bir çocuğu olduğunu ve halen Almanya’da esir alındığını söyledi. Biz çok şaşırdık, nasıl olur Ulu Stalin’in çocuğu esir düşer! Stalin bizim şaşkınlığımızı fark edince, Sovyet çocuklarının tümünün benim kendi çocuklarım gibidir, dedi. Bir lider vatandaşlarının çocukları ölürken kendi çocuğunu emniyetli bir yerde gizleyemez ve cepheye göndermezlik edemez, dedi.

Biz hepimiz Stalin’in ilginç ve istisnai karakterinin etkisinde kalmıştık ve söylemeliyim ki ben hâlâ o büyük insanın karakterinin etkisi altındayım ve bugün bile onun unutmuş değilim.

Tabi bu Stalin Bey, ki çok da iyi insandı, bizim hakkımızda kötü bir şey de yapmıştı. O da şu ki Kraliyet Saray Bakanı olan Teymurtaş’ı[1] kendi gizli istihbarat örgütüne dâhil etmişti. Biz fark ettiğimizde çok geç olmuştu. Aslında Teymurtaş taa ilk başlardan, Saray’a girdiği ilk günden ve Rıza’ya yanaştığından beri Sovyet memuruydu ve olup bitenlerin tümünü, Rıza’nın karar ve planlarını Sovyetlere bildirirdi.

Teymurtaş yakalanıp hapsedildi. Sonra da hapishanede onu rahatlattılar. Ama çok sıkı biri olduğundan asla bir Sovyet casusu olduğunu itiraf etmedi ve sürekli bu hikayeyi onu ortadan kaldırmak için İngilizlerin uydurduğunu ileri sürdü.[2]

Sonraki yıllarda, oğlum babasının yerine tahta oturunca birçok kral İran’a ziyarete geldi ve ben onların çoğunun eşleriyle görüştüm. Ama hiçbirini Hitler ve Stalin gibi bulmadım. Stalin hakkında bunu da söylemeliyim ki bizim duyduklarımızın aksine ki güya çok sert ve despot biriydi, o çok sevecen, güleç ve esprili biri şahsiyetti. Hitler’in aksine, ki sürekli göz kırpar, odada fır döner ve durduğu yerde duramaz ve tuhaf tuhaf hareketler sergilerdi, Stalin çok rahat, sakin ve dingin biriydi. Çok tatlı, içe sinen ve dinginlik veren bir gülümsemesi vardı yüzünde. Bu tür davranışı halkının savaş cephesinde ilk sıralarda savaşan bir liderden ve büyük çocuğunu Almanlara esir veren bir adamadan görmek bizi şaşırtıyordu doğrusu.

Stalin bizimle el sıkıştığında Rusça bir cümle sarf etti ki benim dışımda kimse onu anlamadı. Onun yanında olan Rusya elçiliğinden bir çevirmen, “Yoldaş Stalin Farsça bilmediğini söylüyor, acaba aranızda Rusça bilen var mı? diye soruyor” dedi. Ben, “Da!” dedim. Stalin, Mohammed Rıza’ya baktı ve başka bir şey daha söyledi. Ben ne dediğini anladım ama bir şey söylemedim. Bu nedenle de çevirmen Stalin’in dediğini çevirdi ve dedi ki “Yoldaş Stalin, İran’ın genç Şah’ı mutlaka İngilizce biliyordur.”

Mohammed Rıza başıyla onu onaylayarak, “Evet, İngilizce, Fransızca ve Almanca konuşurum,” dedi.

Stalin gülerek bir şey söyledi. Çevirmen aktardı: “Yoldaş Stalin diyor ki siz emperyalistlerin dilini iyi öğrenmiş olabilirsiniz ama onların planlarından asla haberiniz olamaz.”

Stalin bu görüşmede bize birkaç hediye de verdi. O sevecen ve sevimli bir baba (hatta dede) gibiydi. Stalin birkaç da sert öğüt verdi Mohammed Rıza’ya. Ona, “Feodalizm bir Ortaçağ sistemidir,” dedi, “şayet genç Şah başarılı olmak istiyorsa köylüleri sömürenlerin elinden kurtarmalıdır ve toprakları köylüler arasında dağıtmalıdır.” O ayrıca Mohammed Rıza’ya, “Asla emperyalistlerin desteğinden emin olma. Çünkü onlar nasıl ki Rıza Şah’ı ülkesinden dışarı attılar, çıkarları tehlikeye girerse seni de dışarı atarlar,” dedi.

Stalin bizim rahatsız olacağımızı bildiği halde, genç Şah’tan en iyisi ilk fırsatta egemenliği halka bırakmasını ve Ortaçağ sistemi olan krallığı da sonlandırmasını istedi. Stalin, Mohammed Rıza’ya dedi ki, önünde sonunda halk bu krallığa son verecek, şayet o kendi isteğiyle önayak olursa tarihe kendinden iyi bir isim hatıra bırakır.

Mohammed Rıza ve biz hiçbir şey söylemiyorduk ve sadece dinliyorduk. Sonunda Mohammed Rıza, Stalin’e “Ben sizin söylediklerinize teşekkür ederim. Ama bu hükümet biçimini İran halkı seçmiştir ve halk istediği sürece de biz onunla muhalefet etmeyeceğiz,” dedi. Stalin, ortamın buz kestiğini fark edince bize ailemiz hakkında birkaç soru sordu. Benim babamın Kafkas göçmenlerinden olduğunu ve Rusça bildiğimi anlayınca çok sevindi ve dedi k, “Kafkasya geçilmez dağları ve sert doğası nedeniyle çok çalışkan insanların yurdudur ve Kafkas bölgesinden çok erkek şu anda Almanya’ya karşı savaşta ilk saflarda yer almışlardır.” O zamanlar Kafkasya Sovyetler Birliği’nin güneyinde yer alan ve merkezi Tiflis olan ve Azerbaycan, Ermenistan vs cumhuriyetlerini içeren geniş bir bölgeydi.

Ortam biraz ısınınca ve dostane bir hava alınca, Mohammed Rıza bir tereddütle, “Acaba Sovyetler devleti ve Stalin cenapları benim saltanatımla muhalifler mi?”

Stalin, “Sovyetler Birliği sahip olduğu görüş nedeniyle sömürülen ve emperyalizmin sultası altında olan halkların destekleyicisidir ve aslında tek kişi hükümetlerine karşıdır, ancak onların içişlerine karışmaz. Umarım bu ülkelerin insanları ellerinden alınmış olan haklarını geri alırlar.”

Sonra Mohammed Rıza’nın bu yanıtla ikna olmadığını fark edince, “Emperyalistler İran’da ve Ortadoğu’da bir damla petrol kalıncaya kadar bölgeyi terk etmeyecekler ve Sovyetler Birliği emperyalistlerle savaşa girmeye hiç de niyetli değil. Bu nedenle de genç Şah’ın hükümetiyle de mücadeleye etmeyecek,” dedi. Biz onun bu sözünün anlamını iyi anlamadık ve sandık ki Stalin bizi Sovyetlerin İran’ın işlerine karışmayacağı konusunda teminat veriyor. Ama sonraları rahmetli Kavamülsaltana bize Stalin’in açık açık Şah’ın emperyalistlerin adamı olduğunu söylemiş ve aslında çok açık bir şekilde bize hakaret etmiştir. Stalin’in emperyalistlerden kastı Amerika, İngiltere ve Avrupa ülkeleriydi. Stalin elbette Almanya’yı da emperyalist biliyordu ve diyordu ki bu savaş (İkinci Dünya Savaşı) emperyalistler arasında ve ganimetleri ve etkin oldukları bölgeleri kendi aralarında paylaşma savaşıdır ve Sovyetler de istemeden bu savaşa sürüklenmiştir.

Stalin Saadabad Sarayı’nı terk ederken Saray’daki birkaç tabloyu da ziyaret etti. Özellikle de Kemalülmülk’ün çizimleri onun dikkatini çekti. Tabloları gördükten sonra Mohammed Rıza’ya, “Bunca değerli sanat eserini bu sarayda hapsetmenizin ne faydası var? Ülke halkını bunları ziyaret etmekten mahrum etmişsin! Bu tabloların değeri bütün halkın onları görmesinde ve halkın tat almasında yatar. Bu büyük bir bencilliktir ki kendi sarayını süslemek için bu eserleri burada tutuyorsun ve halkın hakları yok sayılıyor. Bu çürük bir despotluk ahlaktır.”         

Biz Stalin’in bu sözlerinden çok incindik. Ama o koşullarda itiraz edemezdik.

Amerika ve İngiltere ülke başkanları Mohammed Rıza’yı görmek için gelmediler. Onların hakareti Stalin söyledikleri soğuk sözlerden çok daha büyüktü.

Biz çok şaşırdık ki Rus Büyükelçiliği çevirmeni, Tahran’daki Rusya büyükelçisi ve Stalin’in yanında bulunan birkaç kişi onun yanında su içiyorlardı, rahatlıkla gülüyorlardı, bacak bacak üstüne atıyorlardı ya da sigara içiyorlardı. Onlar Stalin’e hitap etmek istediklerinde hiç öyle saygın ibareler kullanmıyorlardı ona sadece “Yoldaş Stalin” diyorlardı[3]. Bu ise bizim için çok şaşılasıydı ki Ruslar liderlerine karşı bu kadar edepsizdiler. Bizim ülkemizin dairelerindeki bir kâtip bile Stalin’den çok daha şatafatlıdır.

Stalin gittikten sonra Mohammed Rıza’ya dedim ki annecim üzülme, anlaşılan Ruslar köylü adamlar ve kendi duygularının ve söylediklerinin kontrolü ellerinde değil. Şayet daha önce Stalin’in fotoğrafını görmemiş olsaydım ve Rus Elçiliği’nin personeli ve çalışanları onun yanında olmamış olsalardı onu salona girmiş Saray’ın bir bahçıvanı ya da hademesi sanırdım. Mohammed Rıza dedi ki onu çok dürüst ve doğru konuşan biri olarak buldum. Roosevelt ve Churchill bu adamların tam tersidirler. Beni sadece seyredip gülümsüyorlardı. O iki adamın sessizliğinden Stalin’in bu sözlerinden daha çok rahatsız oldum.

(Ç: H.H:)

Stalin ve genç Şah
Tacülmülük Ana Kraliçe
Yusuf Stalin
önde, solda sağa: Şah (solda ayakta), Churchill, Roosevelt ve Stalin
Rıza Şah ve genç prens Mohammed Rıza

[1] Abdulhüseyin Teymurtaş (1881-1933 hapiste katledildi). Rıza Şah’ın ilk Saray Bakanı. Çok güçlü, bilgili ve etkili siyaset adamlarından. (h.h.)

[2] Kimi anlatılara göre Rıza Şah çevresinde güçlü adam istemezdi ve onları yok ederdi. Teymurtaş da onlardan biriydi. Teymurtaş İngiltere ile süren müzakerelerde, İran’ın petrol üzerindeki haklarını ve egemenliğini taviz vermeksizin savunduğundan İngilizler onu kendi yolları üzerinde bir engel olarak görmekteydiler ve Saray’daki kendi adamları vasıtasıyla Termurtaş’ın Sovyet casusu olduğu uydurmasını Rıza Şah’a fısıldamışlar. (h.h.)

[3] Mohammed Rıza Şah’ın son dönemdeki adı ve lakabı şöyleydi ve bu adlarla hitap edilirdi: Ala Hazret Humayun Şahenşah Arya Mehr Mohammed Rıza Pahlavi Bozorg Erteşdaran. (Humayun Ulu Hazretleri Arya Güneşi Şahlarşahı Mohammed Rıza Pahlevi Yüce Genel Kurmay Başkanı) (h.h.)

Hepsi içinde yayınlandı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s