bir at durur alaca yapraklar ardında yanında pencerenin
elif sırtı kavistir güzellik boy posunun büyüsü altında: Sen
güz renkli güneşli gökten düş ve dilek birlikte yağar
bu andaç mı? sevda andacı? bu nedir?
haykırışlarım benim kendime doğru döner yaprak saraylarından ve boğazından fırtına mevsiminin
Çocuğum sana bir vasiyetim var. Çocuklar babalarının, büyüklerinin vasiyetini, öğütlerini sevmezler bilirim. Ama ben yine de söyleyeceğim. Biliyorum hoşlanmasan da okuyacaksın. Şimdi unutsan da bir gün anımsayacaksın. O zaman ikimiz de aynı kadehi paylaşmış olacağız!
Bize sakın boyunuzdan büyük işlere kalkışmayın diye dediler, kimi zaman öğüt verir gibi, kimi zaman tehdit ederek. Bizden bir bölümümüz boyumuzun ölçüsünü bile bilmiyorken evet dedik, olur dedik. Bize budur, dediler. Boyunuz bu kadardır, dediler. Bir gün baktık ve gördük ki hep budamışlar bizi ve bodur bırakmışlar. Dilimizi budamışlar, cesaretimizi budamışlar, yüreğimizi budamışlar, ruhumuzu budamışlar ve irademizi… güneşi emecek bütün yeşil yapraklarımızı budamış yolmuş yere dökmüşler. Gördük ki talan yemişiz. Bir gün baktık ve gördük ki boyumuzdan büyük işlere kalkışmak istesek dahi ölçümüz güneşi yutmaya yetmeyecek artık.
Bilindiği üzere İran’da doların 3000 Tuman’dan 15000 Tuman’a fırlamasının ardından zaten katlanılamaz olan pahalılık, işsizlik, üretimsizlik daha da yükselmiştir. Halk yoksulluk içinde kıvranırken, bu halkın emeğini sömüren bir avuç azınlığın Tahran’ın kuzeyinde milyar dolarlık kasrlar inşa edip o saraylarda keyif sürmeleri devam ederken benzine %300 gelen zam, halkın yanan yüreğine benzin dökmüş ve halkı caddelere dökmüştür. Ancak halkın barışçıl protesto gösterileri her zaman olduğu gibi en şiddetli ve orantısız güç kullanılarak bastırılmış ve yüzlerce masum ölüme yol açmıştır. Halkın itirazları yine dış güçlerin kışkırtması olarak lanse edilmiş, internet kesilmiş, birçok telefon hatları kesilmiş ve karanlık bir iletişimsizlik çevreni yaratılmıştır.
Bir grup İranlı ünlü yazar ve sanatçının İran’da bu olaylar hakkında yayınladıkları bildirinin çevirisini aşağıda veriyorum:
yanlış bir cumarteside
yanlış bir yerde
yanlış bir adla
dünyaya geldim
biri beni kaybetmişti sanki
bulunma
telaşının acısındaydım
ve kesik aralıklar
aralık ayında onca karın arasında
ve bu bulunmanın tuhaf olasılığı
gri boyanıyordu
adım benim değildi
belki birisi gözlerimin rengiyle çağırıyordu beni
Hayyam’ı okumak ne kadar güzelse onu anlamak da bir o kadar güzeldir. Bu anlamak, sadece söylenenin ne anlama geldiği noktasına varmak değildir, aslında Hayyam’ı okumanın tadı o noktaya gelmemekte ve sürekli anlamdan anlama, gönderiden gönderiye, renkten renge geçmek, dolaşmak ve kavuşamamaktadır. Bilmecelerin iç içe geçmiş sokaklarında, bahçelerinde dolanmanın tadına benzer bu. Tam da Hayyam’ı anladığını düşünürken ve bunun şevkine, tadına varırken bu anlamaya kuşkunun işvesinin düşmesiyle başka bir anlama meyil etmenin tadıdır bu.
Kısa bir süre önce Kamkaran grubunun da icra ettiği ve bu sayfada yayımlanan iki dörtlünün ilk dörtlüsü bu türden bir anlamsal işve dörtlüsüdür.
Önce Farsçasını veriyorum. Sonra Türkçesine geçeceğim.
Ta dest ber éttefaq ber hem nezenim / Pai ze néşat ber sere ğem nezenim
Xizim-o demi zenim piş ez deme sobh / İn sobh demi zened ke ma dem nezenim
Bu dörtlüyü, sözünü ettiğim Kamkaran icrasında altyazı olarak şöyle çevirmeyi uygun bulmuştum (burada üçüncü ve dördüncü mısraın…
1 gelmelisin
gelmelisin
yaralarını da getirmelisin kendini hiç iyi hissetmeyen bu şiire
arkadaşlarının sesini de getirmelisin
kahraman olmaları şart değil
inlemelerinin sesini getir
yalvarışlarının
boyunlarının kırılması sonrasındaki itirafların sesini
kırık dişleri de getir
kenarı kırık kaseleri
yol yol çizgili elbiseleri
kızıl koridorları
hiç önemli değil birisi görürse kötü olur diye
ya da kötü olur duyunca
bu şiir bön kalamaz
rahat uyuyamaz
ve dünyanın
insanlar için
emniyetli yer olduğuna
inanamaz!
2 beyaz bayrak
gömleğini koynuma almışım
bu benim beyaz bayrağımdır
dünyanın eşit olmayan savaşlarına
karşı