ya da gel bir birimizin daşında sınaq
calanaq bir birimize
yél olaq bir birimizde esek
bir birimizin torpağına qarışaq
sözümüz bir birinde menasını itirsin
eslen bir birimizin küçelerinde qaçaq
ya da gizlen panç oynıyaq bir birimizde
sen mende gizlen men sende…
ya da bir birimizin dağında nefes nefese düşek
denizinde bir birimizin nefessiz qalaq
sévişek terimiz qarışsın bir birine
bir birimizin nefesinde dincelek sonra!
ya da bir birimizde axaq bir çay kimi
suyumuz qarışsın bir birine
ya da eslen men sende eriyim qutarım!
bilirsen ki sen yanımda olanda menim yanım yox olur
menim yanımda olanda sen eslen men yoxam
men sende itende dilinde tap meni
tapılanda öp meni
tapmaca dé mene
sen menim möcüzem ol
yadımdan çıx héy dilimin ucunda qal
Mahatma Gandhi diyor ki:
“Benim acım yalnızlık değil;
dilenciliği kani olma,
beceriksizliği sabır
ve bu ahmaklığı gülümseyerek
Allah’ın hikmeti olarak adlandıran
bir milletin ölümüdür!”
Furuğ’dan yeni çevirdiğim bir şiir: Çift
Sohrab Sepehri’nin Çizdiklerinden!
Furuğ’un çizdiği resimlerden…

Bilindiği üzere Furuğ Ferruhzad bir süre şair sohrab Sepehri’nin resim atölyesinde çalışmıştır…
Öp Beni (Mera Bébus)
30 Ağustos ve Yardakçılar!
30 Ağustos Emperyalizmin belinin bu coğrafyada kırıldığı gündür. Kim ki bu günün kutlanmasından gocunuyorsa ya emperyalizmi tanımamıştır, ya halkı anlamamıştır, ya da emperyalistlerin yardakçılığına soyunmuştur! Yine bu kadar basit!
Penguen oynatan entellektüeller
Bu günlerde şiir, roman ya da öykü eleştirileri yapan, falanca yerde falanca şair üzerine toplantı düzenleyen, falanca felsefi söz üzerine sayfalar karartırken savaşa değinmeyen entelektüellerin acınaklı durumu Penguen oynatan kanalların durumundan daha vahim, daha tehlikeli ve daha gülünç olup sorumluk alma korkusunu bildiren bir tablodur. Savaşa susamış Emperyalistler yüz binlerin kanını akıtmaya hazırlanıyorken ses çıkarmıyorsan aydın insan değilsin, ölümler sonrasında çıkaracağın ses ise bir zavallılık bulgusu olacaktır. Savaşa şimdi hayır demiyorsan ne yazık ki savaşa tapanların yanında yer alıyorsun demektir! Bu kadar basit! Hoşuna gitmedi mi? Ne alaaaa!
Ey savaşa tapanlar!
Aaah sizler! Sizler ki savaşa tapanlarsınız… Sizler ki ateşin yaratan yanından değil yaralar açan acı yanından doğmuşsunuz, sizler ki şeytan bile sizi kendi ateş dergahından kovmuştur…
Aaah sizler ey savaşa tapan ölüm elçilerinin uşakları… Aah sizler ki sırtlanlar bile sizi inlerinden kovmuş, salyalarını sizin yüzünüzden esirgemiştir, kuşanın! Atom bombalarınıza kuşanın, füzelerinize, fırkatayınlarınıza, kimsayllarınıza, biyolojklerinize, lazerlerinize, mazerlerinize, nötronlarınıza, napalmlarınıza! Kuşanın! Dünya hazırdır alt üst olmaya!
Yağdırın bombalarınızı, dünya çocuklarının bir avuçluk tenleri hazırdır yanmaya!
Aaaah ey dünyanın savaşa tapan münafıkları, ey Sina eteklerinde altın buzağıya tapanların gaddar torunları, ey Golgota’da İsa’nın sırtına tomruk yükleyip tepelere sürenlerin gaddar torunları, ey Kerbela’da Muhammed’in öptüğü Hüseyin’in gırtlağını keserken kahkaha atıp gülen komutanların gaddar torunları, ey nerde düşman varsa onun uşaklığına soyunmuş soysuz efendiler, başlatın savaşlarınızı! Mademi emeğinden başka kaybedeceği hiç bir şeyi olmayan bu yüzü kavruk erkekler, kadınlar size kanmışlar ve hazırlar sizin sermayeniz yolunda ölmeye, başlatın savaşlarınızı!
Aaah sizler, aah ey savaşa tapanlar, bütün ormanlarımız hazırdır yanıp kül olmaya, bütün ovalarımız, tarlalarımız hazırdır, evlerimiz, sokaklarımız hazırdır bombalarınıza…
Kendi türünün kanına bu denli susamış başka hangi yırtıcı hayvan var?
Dişlerinizi bileyin, zehirlerinizi akıtın! Biliyoruz, her şeyi teslim alacaksınız, her şeyi! Ama kendi külünden yükselen o özgür ruhu asla! Analarımızın yanan saçları arasından doğacak, kadınlarımızın bombalanıp yanan dölyataklarından doğacak, erkeklerimizin parçalanan avuçlarından doğacak… Sevgilinin kavrulan dudakları arasından!
Aaaah siz ey savaşa tapanlar, bu gün sizin gününüzdür… yarınsa asla!
(h.h.)



