Behçet Necatigil Hepimizi Kandırmıştır!
1- Behçet Necatigil’in anma törenine konuşmacı olarak davet edildiğimde iki önemli soru zihnimde oluştu: Birincisi şu ki bir panelde gecikmiş bir bilgilendirme neye yarar? İkincisi ise şu; ben bu oturuma katılmasam ne olur? Sorularımın yanıtı çok ilginç bir şekilde “hiçbir şey!” oldu. Ancak soruyu yanıtlamamla konu kapanmadı, olmamak konusu zihnimi meşgul etmeye devam etti. Sonra da olmama’nın her iki türü yani var olduktan sonra var olmamak, ve de hepten olmamak şekilleri bana ilginç gelmeye başladı. Var olmanın kökenini (en azından süreğen dönüşüm kuramı dâhilinde) şimdilik bir kenara bırakırsak dahi, var olmuş olanın yok oluşunun birden fazla türü olabileceği gerçeğini bir kez daha düşünmeye başladım. Mesela, bu masanın üzerinde bu vazo önceden burada yok’tu, birsi buraya getirdi, var oldu. Şimdi birisi onu buradan alıp salonun dışarısına çıkarırsa masa coğrafyasında onun varlığından söz etmemiz mümkün olmasa da vazonun henüz var olduğuna inanmamız akıl dışılık değildir. Kaldı ki akıl dışı olması bile ve bizi bu yönde tehdit etse de bu konuda risk almamıza mani olamaz!
Gılgamış dedi ki…
“Sonra gelecek ölümüme ağladım,
ve terk ettim evimi nefes alabilmek için dağ doruklarında,
dostumun ölümü tutsak etmişti rüzgarımı…”
Sohrab’dan bir şiir: Suyu bulandırmayalım
suyu bulandırmayalım
aşağılarda bir güvercin su içiyor
ya da hoş uzak bir köşede bir sığırcık kanat yıkıyor
ya da köyde bir testi doluyor
Okumaya devam et “Sohrab’dan bir şiir: Suyu bulandırmayalım”
Hayalet
bana bir masal anlat… yeniden. bir hayalet başka bir hayalete ne anlatabilir deme. şimdi sonbahar günleridir. şimdi Ankara nergis çiçeklerine hazırlanıyor. şimdi hapishanelerdeki hasretler yasemin kokularını anımsıyor. şimdi okyanusların ötesinde aynı yağmur yağıyor. anlat! dinleyeceğim. ben de anlatacağım. bu hepimizin anlatısı olacak.

Lanet olsun size!
Bunlar mı Suriye halkına özgürlük armağan edecekler?
Bunlar mı insan onuruna yakışır bir düzen sağlayacakar?
Bunlar için mi savaşa gireceğiz?
Bu insan kasapları… Bu acımasızlığın ve şakavetin en iğrenç örnekleri?
Söz bulamıyoruz anlatmak için!
Lanet olsun sizinle sıkışıp kaldığımız bu zaman dilimine!
Lanet olsun size, özgürlüğünüze, sermayenize, demokrasinize ve bütün inançlarınıza!
Bu resimler Suriye’deki Suudi Arabistan, israil, Amerika ve yandaşları tarafından silahlandırılıp Suriye halkını sindirmek için organize edilen Özgür Suriye Ordusu, Al Nasr ve benzeri profesyonel, insanlıktan yoksun katilleri gösteren birkaç örnektir sadece… onlarca başı kesilmiş, kalbi deşilmiş, asılmış, doğranmış insan bedenine ait resim var… Yayımlamıyoruz… Yayımlamamız bile insan onurunu zedeleyecek dehşet tablolarıdır.
12 Eylül’ün Karanlık Meyveleri!
Uğursuz 12 Eylül’ü Ekenler acı ve karanlık meyvelerini acımasızca biçiyorlar!
Halk hep uyumaz… elbette uyanma zamanı gelecek!
Canınız cehenneme!
Sizin egemenlik savaşlarınız dolayısıyla çocuğumun cesedini molozların altından çıkarmak istemiyorum. Ben bir Filistinli, İsrailli, Iraklı, İranlı, Türkiyeli, Suriyeli, Mısırlı, Tunuslu, Libyalı, Afganistanlı, Somalili, Bosnalı… olarak söylüyor, haykırıyorum:
Bu savaşlarınızla canınız cehenneme!
Kirli ellerinizi biz masum halkların üzerinden çekin!

Sonra siz meni emzireceksiniz!
Sol mememdeki qızıl südle emzireceyem seni Ağ fosfor bombalarılan yanan gözlerüve baxanda baxmıram Yanan saçlaruva toxunanda toxunmuram Aaaay balaca bala Ay menim zeherli zamanımın sessiz qurbanlığı Ay barmaqlarıvun ber bendine qurban olduğum qurban bala Seni sol mememedeki qızıl südle emizreceyem...... Bir semender tükü saxlamışam yaman günlerimize Üreyimin alovuna tutacağım onu Süreceyem yaralaruva Duracaqsan ayağa Bilirem evvelce soruşacaqsan menim günahım neydi Sonra ölen yüz min uşaqla qanatlanacaqsan Onda men de gözyaşlarımı silib güleceyem bu gülüş ebedi olacaq! Güleceyem ve sizin hamızı Yüz min uşağı Sağ mememdeki yaşıl südle emzireceyem Halay çekib yér üzündeki cengellere doluşacağıq Sonra siz meni emzireceksiniz balaca barmaqlarınızla!








