Bilsen ötesi aydınlık çizginin
Delice yakardın eski şiirlerini
Bir tutam bulut iki damla yağmur için
Yeniden sevinirdin içten içe
Bilsen ötesi aydınlık çizginin
Bu hal senin halin değil
Bütün gücünü yitirmiş
Bu hal senin halin değil
Yaşamanın kendisini yitirmiş
tabutlar biçersin boyuma boyuna bakmadan tarihe karşı cüce! avuçlarımdaki güneşi neylersin? ırmaklar geçer saçlarımdan dilimde ormanlar tutuşur hah diyelim bugün bir kasım yarın başka kasım! kalemim sönmeyen köz cinsinden uyur gezer düşerse de kuyuya komşularım ne fark eder mavi yelken açmışım bulutlarımda kızıl yağmur yağacak diyor cadılarım şimdiden korkabilirsin sen muzaffer diyelim ben yenilmiş!
Bu şarkı İran’ın görkemli Şubat Devrimi sırasında dillerdeydi. Devrim yenilgiye uğratıldıktan sonra şiiri yazan, şair, senarist, gerilla Said Soltanpur düğün gecesinde Devrim Muhafızları tarafından tutuklanmış ve Humeyni rejimi tarafından kurşuna dizilmiştir!
dinlemek için aşağıdaki bağlantıyı tıklayın lütfen:
Kış sona erdi İlkbaharlar çiçeğe oturdu Güneşin kızıl çiçeği geldi yine Gece kaçıp gitti Güneşin kızıl çiçeği geldi yine Gece kaçıp gitti Dağlar lalelerle dolu
Karanlık bir dönemin şarkısıdır dineleyeceğiniz! Daha önce yayımlamıştım! Bu akşam birkaç kez daha dinledim… Siz de dinleyin… bir kez daha! Ne çok acılar çekmiş bu insanlar özgürlüğün o tatlı meltemi gezinsin diye yanaklarında… ne acılar çekmiş bu insanlar karanlığın devleri toprağa gömülsün ve insanca yaşamın güneşi doğsun diye evlere, sokaklara… “Nereye böyle aceleyle?” Sordu çalı rüzara!! “Tanrı için sana ve dostluğumuza yemin ederim, Şayet bu vahşet çölünden, Geçersen sağlıkla, Ilgımlara ve yağmura, Bizim selamımızı götür!”
Ölümden ve Karanlık zorbalıktan medet umanlara inat Güneş doğacak! Hiçbir karanlık sonsuza kadar sürmemiştir zira!
Söyle yağmura Yağsın bu gece Yıkasın yüzünden Bu bağ sokaklarının tozunu Duruluğunda Seher arasın diye Sınırsızlarda Bizim buradalığımızı Dönüş yolunu bilmediğimiz Kıyıların arayışında… Sen ve ben uyanık Görmede yitik Ayışığından ve uykudan daha hafif Işık deltasında akan biz Rüzgarın dudaklarında bir şarkıyız
27 Ocak 1973 tarihinde, Vietnam Devrim Geçici Hükumeti ile barış antlaşmasını imzaladıktan sonra Vietnam’dan defolup giden Amerikan ordusu tam 7 ay öncesinde Vietnam halkının üzerine Napalm bombaları yağdırmıştı… ve çocuklar. Her zaman sermayenin çıkardığı savaşların en masum kurbanları durumundaki çocuklar! Ve onların arasında 9 yaşında bir kız bağırarak koşuyor. Bütün vücudu napalm bombası ile yakılmış, cildi haşlanmış gibi soyulan Kim Phuc!
Kim şimdilerde 52 yaşında, Toronto yakınlarında eşi ve iki kız çocuğuyla yaşamakta. Vietnam savaşında elbette Vietnam halkı 30 seneyi aşkın bir süre içinde saldırgan Fransa ve Amerika devletlerinden çok acılar çekmiştir. Bilinen ve bilinmeyen nice vahşetler yaşanmıştır. Ancak Vietnam Devriminin zaferini getiren o kız çocuğunun çığlığı hala dünyanın kulaklarında çınlıyor.
Türkiye’de İran’ın Farsça edebiyatı ile ilgilenen birçok edebiyatçı, yazar ve akademisyen var. Eleştiri, inceleme, araştırma makaleleri ve çevirileri ile kuşkusuz önemli ürünler vermişler ve vermektedirler. Ancak kimi yazarların Farsça ilk isimlerin yazılışında, oldukça basit ve bir o kadar da özensiz ve gülünç hataya imza attıklarına tanıklık ediyorum. Nicedir bu notu düşmek istiyordum, kısmet bugüneymiş.
Ahaay denizcim Elini uzat Dalgaların içinden bereketi getir bize Balıkların öpücüklerini Ay inmekte Güneş esnemeye başladı Dalgalar uyanmakta Elini uzat Ağını sürükle krallığına Şarkılarımı sana sakladım kıyıda Ölü yengeçler şiirlerini Gel ey ebedi denizcim Kediler gelmeye başladı Gel kulağını yasla göğsümdeki istiridye kabuğuna Bu atı senin için tımarladım bak! Çıplak günlerimizin çıplak kısrağını Dedelerimizden kalan eski ateşi yaktım Sesleri davullara gömdüm Dön artık yetim denizcim! Kuşları senin için saldım gökyüzüne Bir masal sakladım ikimiz için Tutuşan kül rengi saçlarım deniz fenerin olsun dedim Gel! Aaah yalnız kadınım Denizin şeytanlarına inanmadım Yıldızların anlattıklarına inanmadım İnadına leylaklar açtı avuçlarımda Gel artık Saçlarını topla denizden Bu şehir senin bereketinle ayakta kalacak Etme! Gel ey ilk ve son umudum!