Elleri kırılsın desem suç olur, demiyorum; bu emri verenin dili ağzında kurusun desem suç olur demiyorum; bu vatana kıyana yaradan kıysın desem suç olur demiyorum… Ne desem diye düşünüyorum yanıt bulamıyorum:
Buraya bakın ve siz bulun ne söylenmesi gerektiğini…
Matematik alanında Nobel ödülü sayılan Fields Matematik ödülü Ağustos 2014 tarihinde ilk kez bir kadına, İranlı bilgin Meryem Mirzahani’ye verildi.
Meryem 3 Mayıs 1977 Tahran doğumludur. İlk, orta ve liseyi Tahran’da bitirdi. 1994 ve 1995 yıllarında (lise yıllarında) İran Matematik Olimpiyatı yarışmalarında altın madalya kazandı. 1994 yılında Hong Kong’da düzenlenen dünya matematik Olimpiyat’ında altın madalya kazanmayı başardı. Bir sene sonra henüz 18 yaşındayken Kanada’da düzenlenen yarışmada 42 puandan tam 42 puan alarak dünya matematik birincisi oldu. Tahran Şerif Ünviersite’sinde uzman matematikçi olarak eğitimine devam etti. Harvard Üniversitesi’nden burslu olarak Amerika’ya giderek doktorasını bu üniversiteden aldı.
Meryem, 1997 yılında, ulusal matematik yarışmalarına katılmak üzere gittiği İran’ın Ahvaz kentinden dönerken trafik kazası geçirdi. Otobüs ulusal ve uluslararası matematik alanında ödüller kazanmış dahi çocuklarla doluydu. Bu dahi çocuklardan altısı hayatını kaybetti. Meryem yaralı olarak kurtuldu. Birçok vatandaş bunun bir komplo olduğu fikrine kapıldı.
Meryem Mirzahani 9 araştırmacı ile birlikte, 10 Parlak Yetenek Oturumu’nda Amerika’nın prestijli Popular Science Dergisi tarafından takdir edildi. Bu 10 dahi çocuklardan 9’u halen gözlerden ırak bir şekilde araştırmalarına devam etmekteler. BBC’nin sitesindeki bilgilere göre Meryem özellikle hiperbolik geometri, ergodk teori, simplektik geometri ve Teichmüller teorisine odaklanıyor. Onun çalışmaları özellikle Riemann Yüzeyi olarak bilinen biçimleri temel almakta. O, 1999 yılında matematikçilerin hacimlerin ölçümünde kullanmak üzere araştırmalar yaparlarken kendisine ait yeni matematiksel yöntemini yayınladı. Onun görüşleri sayesinde dünyanın daha kesin biçim ve hacmi hakkında bilgi edinmek olası olacaktır.
Meryem halen Stanford Üniversitesinde Fields Madalyasını almayı başarmıştır. Uzmanlara göre bu geç kalmış bir ödüllendirmedir. Tarihin ilk kadın matematiçisi ünvanını alan Meryem, John Vandrak ile evli ve Anahita adında bir kızı var.
– İran’a gidecem! – Böyle mi? Önce saçını kapat kadın!
این مباحث مربوط یه تصمیات دولتهاست، دولتهای ملی. افراد خودشان را خسته نکنند بهتر است! ولی تا آن زمانی که دولتی بنام دولت آزربایجان در ایران بپا نشده هر کسی هر آرزویی دارد البته می تواند به زبان بیاورد. حالا بگذریم از اینکه مبنا بر این باشد که ایران سرزمین تورکها بوده !(حتی پیش از آنکه اقوام دیگری همچون فارسها به این جلگه قدم بگذارنذ)، هست و خواهد بود… !!
فهمیدنش مشکل است که چرا بعضی از هموطنان و همزبانان آذری ما این پرچم جمهوری آذربایجان را بلند میکنند، در سایت ها و فیس بوک میگذارند، آن هم بصورتی که گویا این پرچم آذربایجانی های ایران هم هست.
البته که باید از زبان مادری و حق تحصیل و غیره دفاع کرد. ولی پرچم یک کشور خارجی و همسایه دیگر چرا؟ گیرم که زبانمان بسیار نزدیک و حتی یکی است.مگر کانادائی های انگلیسی زبان پرچم آمریکا را بلند میکنند و یا اتریشی ها بصرف زبان مشترک به پرچم آلمان پناه میبرند؟
والله، بالله این پرچم خوب و قشنگی است. اما پرچم یک کشور دیگر، یک کشور همسایه است و پرچم ما نیست. من آن پرچم سه رنگ خودمان را دوست دارم و به آن عادت کرده ام، صرفنظر از آن آرم چمهوری اسلامی وسط پرچم و نقش و نگار دور و برش و یا آن شیر و خورشید و تاج گذشته… من…
Sayın yargı organlarının başkanı! Yine tehdit ediyorsun! Zaten tehdit, korkutma, hapis ve kırbaçtan başka da bir şey bilmiyorsun! Senin elinde kırbaç var benim yüreğimde ahlak! Sen rejimin içinde yuvalanmış fesattan feryadı yükselen vatandaşları mahkemeye çağırmakla tehdit ediyorsun. Hem de sadece mali fesat ve yolsuzluk değil, ahlak fesadı, yalancılık, haksızı haklı gösterme fesadı… Benim de tehdit dilim var. Ancak benim başvuru organım sen değilsin. Adalettir. Sen rejimdeki fesadın büyütüldüğünden söz ediyorsun ben fesadın rejim içinde saklandığından. Ey yasanın en yüksek sorumlusu!
Tebriz’in 209 sosyal aktivistinin imzasını taşıyan Kobani direnişine destek bildirisi:
İŞID’in insan katletme şehveti, küçücük Kobani kentini kuşatmış durumda. Güçlü ülkeler ve dünyanın patronları susmuşlar ve insan hakları konusundaki gülünç sesleri tarihin bu noktasında boğulmuştur. Koalisyon adı altındaki güçler -ki deniyordu uygar ülkeler adına bölge halkların imdadına koşacaklar ve demokrasi ve mutluluk armağan edecekler- parmak kıpırdatmadan birkaç yüz metreden İŞID vahşetini izlemekle yetinmekteler.
Yağma Golrui’nin bu sayfadaki şiirini, onun en son İran vatandaşı Araplar hakkında çok sert, nasiyonalist ve ırkçı bir dille yazmış olduğu ve Araplara “çekin gidin bu ülkeden” diyecek kadar düşmesi nedeniyle karaya boyarak siliyorum! Şair önce insan olmalı… bütün insanlar gibi… ırkı, dili, dini ve cinsiyeti olmadan! Bu sayfalarda şövenizme yer yok!
kadınların klaşnikof almış ellerine uyuyorlar ve çocukların boş kovanlardan düdük yapmışlar bir anlığına unutsunlar diye babaları bir daha eve dönmeyecek diye… Kobani! Ah savunmasız Kobani!
Kız-erkek öğrencilerin ayrı sıralarda, ayrı sınıflarda hatta ayrı okullarda okumalarını ve bulunmalarını istiyorlar, otobüslerde kadın-erkek ayrı ayrı koltuklarda oturmalı, yüzme havuzlarında kadın-erkek ayrı saatlerde olmalı ya da ayrı havuzları olmalı (İran’da deniz kıyıları ve plajlar kadın-erkek olarak ayrılmış), hamamda ve saunada mesela kadınlar kadınlarla, erkekler erkeklerle olmalı!! Bu ikiye yarılmış dünya bakış açısı, dünyayı ve toplumu cinsiyete ve cinselliğe dayalı bir görüşle iki ayrılmış, insan toplumunu bir bütün ve bireyleri eşit ve aynı insan olarak değil de, insanlar arasında bir uçurum var gibi görür ve değerlendirir ve idealleştirir ancak, her cinsel görüşe göre değil! Sadece Heteroseksüel cinsel eğilimi olanların görüşüne göre. Zira lezbiyenler kadın-kadın birlikte olmayı, geyler ise erkek-erkek birlikte olmayı yeğlerler. Yani adamların düzenlemeleri Gay-Lesbiyen grupların tercihlerine onay vermekte! Tabii rezaleti karikatürize ederken tuhaf sonuçların alınması kaçınılmazdır! Cinsiyete göre ve cinselliğe göre ayrımcılık yapanlar aslında faşizmin yanında ve daha doğrusu tüm insan haklarının karşısında durduklarıyla tanımlanırlar!