Suskunun Edebiyatını Yaratırken!

Yeniden okunması için!

Haşim Hüsrevşahi adlı kullanıcının avatarı

Bu yazıyı, Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi’nin “Geleceğin Edebiyatı” dosyası çerçevesinde yazdım ve  Dergi’nin Kasım-Aralık 2013 sayısında yayımlandı.

Suskunun Edebiyatını Yaratırken![1]

1-      Hiç kuşku yok ki büyük çürümüşlük dönemini yaşamaktayız. Dünyanın tümünü içine alan istinasız bir çürümüşlük! Nedir çürüyen? Nedir çürüten? Dönemimizin en önemli belirleyen özelliği nedir? Bugün dünyamız sermaye düzeninin yasalarına göre yöneltilmekte. Bu düzenin temeli ise kâra endeksli üretim ve tüketim ilişkisine dayanmakta. Bu düzene egemen olanlar, sistemin sonsuza kadar devam edeceği düşüncesini insanlar arasında yaymaya çalışırken aslında sonsuza kadar var olanın inandıkları tanrı olduğunu da bildirdiklerine göre sermaye düzenine, kâr amaçlı üretim ve tüketime tanrısal fakat aynı zamanda sanrısal bir renk vermek istemekteler. İnsanlar, hangi sınıftan olurlarsa olsunlar bu yasaların buyruklarıyla yaşamaktalar. Hiçbir şey, ama hiçbir şey bu düzenin dışında değildir. Ekmek, eğitim, sağlık, bilgilenme, teknoloji, din, aşk, şeref, namus, isyan, ahlak, öfke, edebiyat, sanat ve aklımıza gelen her şey bu düzenin, bu çarkın…

View original post 1.590 kelime daha

Hermafrodit bakış!

Etrafa bakınırken sevgili Uluer’in eski bir yazısına rastladım. Başlık özellikle ilgimi çekti; benim dişil dil bakışımla kesiştiği için. Sınıfsız toplumda cinsiyetsiz dil evresine gelmeden önce sınıfsal insan topluluğunun eril dil evresinden (şimdiki evre) dişil dil evresine, oradan hermafrodit dil evresinden geçeceği düşüncelerimi kastediyorum! Sizinle paylaşmayı uygun buldum!

Kendi kendine kendini dölle(ye)meyenler atılıp gider!

[Yazının bütününü okumak için alttaki linki tıklayın lütfen!]

http://aykiriakademi.com/haber/haber-goster/302-kendi-kendine-kendini-dolle-ye-meyenler-atilip-gider.html

Uluer’in sayfasına ulaşmak için fotoğrafı tıklayın lütfen!

uluer

 

sessizim

sessizim
sessiz gözyaşlarımsın
boy veren hayıflanmalarım her sabah vakti

geceler senin şarkılarınla çöker
şarap senin dudaklarınla esrik
bir de o masum öfkelerin
o zamansız küskünlüğün!

işte bundandır şiir yazmayalı yıllar oldu!

odamda gülüşlerine karışan el çırpmaların yoktur diye
kış bitmez
deli bakışların yoktur diye
sobada köz kalmaz

ne zaman boş bir sıra görsem
şehrin güz parklarında bir yerde
içim üşümesin diye
ikimizin olan ağıtları yakarım
o tenha adaya götürsün diye
kargaların tünediği o ağaca…

o ağacın altındaki masa
şarkılarımızı unutmaz!
belleğinde çay bardağındaki rakı tazelenir
yakamozlu dalgaları dinler!

sonra bir şiir yazarım belki!

(h.h.)

yeni yıl mesajımdır!

fotografın alındığı adres: http://www.fotokritik.com/3109955/kar-cicegi

Ne zaman ki Türk halkı, Kürt Halkı, Ermeni, Arap, Laz ve diğerleri kol kola girip halay çektiler bu caddelerde, meydanlarda; ne zamanki bu Türkiye, bu İran, bu Alman bu Japon denmedi; çocuklar analarının babalarının omuzlarında gülerek haykırdılar renklere, ışıklara; ne zaman kadınlar kadınlığıyla erkekler erkekliğiyle insanlığında onurlandı; ne zaman ki yoksulluklar yok oldu ve güz ve kış, yaz ve bahar kadar güzel oldu içimizde; ne zaman ki silahlar sustu ve silah fabrikaları viran oldu, sermayenin mezarı kazındı, emeğin terli bayrağı çekildi göndere; ne zaman ki analar çocuklarının haksız ölümlerine sarılıp yanmadılar; ne zamanki düşünceler güneşli günlerde ve beyaz gecelerde kanat çaldı korkusuz, kesintisiz ve sınırsız; ne zaman ki aşk, aşk ve sadece aşk yuvalandı yüreklerde; kısaca ne zaman ki düşlerimiz gerçek oldu işte dostlar o zaman gerçek Yeni Yıl gelmiş demektir, gerçek Bayram gelmiş demektir, ben olsam da olmasam da o gün hepimize kutlu olsun… o güne kadar düşümüz yalazlarını yitirmesin, yüreğimiz sımsıcak, ruhumuz apaydın olsun… mağaraların yarasaları nasılsa silinecektir o gün! Şimdi bu ölümler arasında, bu yalanlar, aldatmalar, kandırmalar, iki yüzlülükler, zulüm ve zorbalıklar mevsiminde içim kan ağlıyor ve bu kan aydın düşlerimi dipdiri tutuyor! Onlarımız, yüzlerimiz düşse de toprağa binlerimiz halay çekmeye devam!

Ümmiye Koçak…

“2015 Türkiye’sinde öne çıkan olaylar nelerdi?” diye sorulsa herhalde bir kitap yazmak mümkün! Siyasi, ekonomik, bilimsel, sosyal ve diğer temel alanlarda yaşanan ilerlemeler ve uçurumlara savrulmalar her biri gerçek araştırma alanlarıdır. “Emperyalizm ve Siyonizm bölgede neleri başardı ve neleri gerçekleştirme yolundadır ve Türkiye bundan nasıl etkilendi ve etkilenecek?” sorusu yine başlı başına geniş ve tarihi zorunluluk açısından bir değerlendirme alanıdır.

Ancak ben bu hengâme içinde ilkokul mezunu bir kadın sanatçının başarısını buraya yansıtarak bu vaveyla ortamda içimizde bir avuç serin su olsun diye!

Ümmiye Koçak yazıp yönettiği Yün Bebek filmi ile New York Film Festivalinden ödül almayı başardı. Ümmiye Koçak hakkında bilgiler için burayı tıklayın lütfen!

YAZDIĞI OYUNLAR        
. Erik Eşkisi
. Ozon Tapakası
. Kara Kuyu
. Doktor Beleş
. Turunçgil Hayattır
. Çicekler Solmasın
. Hasret Çiçekleri

 OYNADIĞI DİZİLER
. İstanbul . Hanımın Çiftliği
. Hayat Devam Ediyor
. Hanımın Çiftliği
. Kasaba
. Seher Vakti

ÖDÜLLERİ
. Adana Uluslar Arası Tiyatro Festivali Ödülü
. Ankara Uluslar Arası Tiyatro Festivali Ödülü
. Darüşşafaka Eğitim Kurumları Girişimcilik Ödülü
. Bornova Uluslar Arası Kadın Sanatcıları Festivali Ödülü
. Toros Koleji Eğitime Destek Ödülü
. Sivil Toplum Örğütleri (kader) Kadında Şiddete Hayır Destekleme Ödülü
. Mersin Sanayicileri ve İşadamları Derneği (MESİAD) Yılın Sanat Ödülü
. TİKAV- 2012 Anneler Okulu projesine destek ödülü
. Samsun sivil toplum örgütü girişimcilik ödülü
New York Avrasya Film Festivali: Sinemada En İyi Kadın Sanatçı ödülü

ÖYKÜLERİ
. Yün Bebek ( Uzun medraj sinema filmi )
. Vatan Sevgisi
. Irazcanın Düşleri
. Kanayan Yara
. Kader
. Obruk
. Ayaksız Ayakta Durmak
. Baba Ben Geldim
. Muhtar Adayı Hasret Ana

(son bilgiler alıntıdır)

 

Ziyaret

kısa öykü

Yazan: Emir Hasan Çehelten

Farsçadan çeviri: h.h.

[İran Kısa Öykü Antolojisi, ikinci baskıya hazırlandı]

 

“Aaaaaa! Rica ederim. Hayır asla. Sizin değil, biricik Aziz’imin ölüsünü göreyim ki yol uzak, yalan söylüyor. Söyle yarın nerede yatacaksın zavallı? Ne laflar! Ben sadece bir şey söyledim, insanın içi bir şey yemeyi kaldırmıyor, içine sinmiyor. O kadar. Elinize sağlık, bir bardak su. Boğazım kurudu… elleriniz dert görmesin. Tanrı, Kevser suyu nasip eylesin. Rica ederim. Çok da iyiydi. Serin… Tanrı bunları başımıza bela etmiş. İnsanı kudurtup, vücudunu tir tir titretmesini bilirler sadece. Bir tek Allah biliyor şu anda ne hâldeyim. Yüzleştiririz. Yüzleştiririz bacım. Bu kolay. Yanına yalnız gidersek hepten inkâr eder. İnkârın duvarı yüksektir. Faydasız, yüzleştirmeliyiz. Hemen şimdi bir koşu gideriz yanına. Aaaa! Hemen döneriz. Misafirliğe mi gideceğiz ki! Yalan söylediğine inanmanızı istiyorum. Nene Sultan gelmeden döneriz. İstersen anahtarı da Nobar Hanım’a bırakırız… Nasıl isterseniz. Daha ne söyledi? Ahmet Bey’inizin ölüsünü göre… Daha ne söyledi? İnsan, dostunu düşmanını tanımalı. Daha neler, bunlar gammazlama, dedikodu sayılmaz ki! Karı yeni huylar edinmiş. Sizin, Nahid’ime yakınlık göstermenizi çekemiyor. Nerdeee sizin gibi necabetli bir hanım! Güzel yüzüne kurban olayım… Hayır, söylemedi, kendisi neler neler dedi, ben de dönüp bir tek bu lafı ettim. Nihayet laf lafı açar. Allah bilir, sizin arkanızdan neler söylüyordur.

Okumaya devam et “Ziyaret”