çalınmış sabah nerede?
“kan kıtasında”
kışkırtıyorsun ha!?….. kırbaç!
ne durumda yakalandın?
“tan yeri pasaportuna giriş damgası vuruyordum.”
kaçakçılık demek…. kırbaç!
eşin nerede?
“gelinciğinin kara gömleğinde kayboldu.”
vuslatı yadsıyorsun ha?… kırbaç!
bahar çağı bırakma elden ey saki/ su kıyısın kadeh kenarın yar dudağın ey saki ilkbahar geldi, yeşillik, çiçekler ve değerli ömrümüzü/ bırakır da geçeriz, gafletle geçirme sen ey saki çiçekler mevsimi tövbe doğru değil ey dostlar/ tövbe ne demek getir badeyi sen ey saki sayılı günlerdense söz say günleri sen/ benim gibisini kim sayar söyle bana ey saki şahit, bahçe, gül, mül hepsi güzeldir lakin/ hoş sevgili bu dörtten daha hoştur ey saki çimenlikten cennet rayihası gelmededir ey arif/ çimenden sevgilinin nakşı yükselir ey saki senin içilecek kadehin dolu oldukça hep lal şarapla/ kadehin öldürür humarlıkla beni ey saki nevasızım bir gazel söyle bana ey Selman/ humarım testiden yeni kadeh getir ey saki
(h.h.)
bana güldün ancak bilmiyordun
ben nasıl korkarak komşunun bahçesinden elmayı çalmıştım
bahçıvan peşimden hızla koştu benim
elmayı senin elinde gördü
hışımla baktı bana
ısırılmış elma elinden düştü yere
ve sen gittin ancak hâlâ
yıllardır benim kulağımda usulca
senin adımlarının hışırtısı canımı acıtır
ve ben düşünürüm hep
neden bizim küçük bahçemizde elma yoktu, neden!
Sonra Furuğ şöyle yazdı:
ben sana güldüm
çünkü biliyordum
sen nasıl korkarak komşunun bahçesinden elmayı çalmıştın
babam peşinden hızla koştu senin
ve sen bilmiyordun komşu bahçenin bahçıvanı
benim yaşlı babamdı
ben sana güldüm
istedim ki gülüşümle senin aşkına karşılık vermiş olayım
ancak senin gözlerindeki hüzün
ellerimi titretti benim
ısırılmış elma elimden düştü yere
yüreğim git dedi, git!
çünkü senin acı gözyaşların aklımda kalsın istemedim
ve ben gittim ve hâlâ
yıllardır zihnimde benim usulca
senin hayretin ve ağlamaklı halin tekrarlanarak
canımı acıtır
ve ben düşünürüm hep
ne olurdu bizim küçük bahçemizde elma olmasaydı!
herzamanlık güneşler ortasında senin güzelliğin bir demir atmadır – öyle bir güneş ki bütün yıldızların tan atmalarından gereksinimsiz kılar beni! bakışın zulmün yenilgisidir o bakış ki ruhumun çırılçıplaklığına benim sevgiyle giysi oldu
Ben neş’eyim, neş’e benim, Zühre çalar bu nağmemi– aşıklar ortasında aşk nâz eder benim için Gün geçti geç oldu ah, lütuf ahusu oldu aslan — sevgili ve yar doydular sözümden ve çağrımdan Yar gitti yürek kaldı her gece suda çamurda — humar acı çırpınırım sabaha kadar vaaay bana Tanrı için saki nolur o şaşılası kadehi koy– yaşlı elime ver onu, ver kadehi rizam için O öldüren sakim benim, öldürürse beni hoşum — lütfu rahtır onun, ruhtur benim cömertliğim[1] Şarap sensin kadeh benim, su sensin ark benim– sokaktaki sarhoş benim, benim sakim sakam benim
Parçanın özgün adı “Tareb Menem” Şenlik Benim anlamında, Şiir: Mevlana, Beste: Mecid Direhşani, Söyleyen: Mehdiye Mohammedhani
men tarebem tareb menem, zohre zened nevayé men – éşq miyâne aşéqan şivé koned berayé men
ah ké ruz dîr şod, ahuyé lotf şîr şod – délber-o yâr sîr şod ez soxen-o doayé men
yâr béreft-o mand dél, şeb hemé şeb der âb-o gél – telx-o xomar mitepem tâ be sebuh vâyé men
behré xoda saqiya an qadehé şégérf ra – ber kefé pîré men bénéh ez ceheté rézâye men
saqiy-é ademi koşem ger békoşed mera xoşem – rah boved atâye u, ruh boved sexâyé men
bâdé toi sebu menem, âb toi-o cu menem – mest miyâné ku menem, saqiyé men seqâyé men
(Farsçadan çeviri: h.h., bu çeviri daha çok anlama yöneliktir, ne yazık ki şiirin müziği ikinci plana düşümüştür. Şarkının ve şiirin güzelliğini paylaşmak istedim)
[1] Rah ve Ruh, Arapça. Eski müzikte bir deyim. Rah, ferahlık ve şenlik demek.