Kadınların katılmadığı hiçbir toplu sosyal hareket zafere ulaşamaz. Bunu bilen Faşizm topluma saldırıya geçerken öncelikle kadınları hedef alır ve özellikle de onların bedenlerine ve özel yaşamlarına saldırır. Kapitalizmin saldırgan diktatörlük biçimi olan faşizm, ekonomik krizlerde ve burjuvazinin halkın günlük sorunlarını dahi çözmekten aciz kaldıkları dönemlerde azar ve daha da kudurur! Faşizm korkak ve fakat yırtıcı köpek gibidir, korkar ve önünden kaçarsan daha da saldırganlaşır ve öldürücü olur. Tek çare ona karşı dayanmak ve toplumu çürümüşlükten kurtarmak için temel insani değerlere dayanarak dim dik ayakta durmaktır!
Yazar: Haşim Hüsrevşahi
Bilim İnsanı Avcıları
“… ben bu kamayla 200 Filistinlinin kafasını kulaktan kulağa kesip başını kopardım!”
Bu yazı 24 Ağustos 2014 tarihli Macelle Hefte’nin sitesinde yayımlanmıştır. Yazıda değişiklik yapmadan aynen çevirerek veriyorum. Bunu okurken IŞİD’in baş kesmeyi hangi okulda öğrendiğini bir kez daha anlamış oldum…
“El Meyadin TV kanalından alınmıştır.
Çeviren: Ahmed Mezarei, 24 Ağustos 2014
Nükleer bilim insanlarının terörü konusu hakkındaki çevirmenin notu: Geçenlerde N.P.T. (h.h.: Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması) örgütünün sorumluları İran’dan, İran’ın Parçin askeri merkezinin sorumlularının adlarını istemiş, ancak İran bu istekleri ret etmiştir. Geçmişte İran ya aptallığı yüzünden ya da tecrübesizlikleri nedeniyle kendi bilim insanlarının birkaçının adını N.P.T’ye vermiş ve bir süre sonra o bilim insanlarının hepsi Amerika ve İsrail tarafından terör edilerek öldürülmüşlerdir. El Cezira’nın bildirdiğine göre, 14 Haziran 2005 tarihinde Pentagon, Beyaz Saray’a bir rapor iletilmiştir. Bu raporda, Amerika ile işbirliğine yanaşmayan 500 Irak nükleer bilim insanının adının, ortadan kaldırılmaları için MOSSAD’a iletildiği kaydedilmiştir. ABD bu isimleri, N.P.T’nin Irak’ın nükleer ve toplu imha silahlarını inceleme komisyonu vasıtasıyla elde etmiştir. Amerika’nın ve İsrail’in cinayetleri hakkındaki geniş bilgilere Mecelle Hefte’nin sitesinden “Bilim insanlarının Terörü, ve Batının ‘demokrasi’ ve ‘İnsan Hakları” başlığı altında ulaşabilirsiniz.
Çevirmenin El Meyadin TV kanalından çevirdiklerinin devamı:
O Otobüs!
Gost’un Evinin Macerası ve Ermenistan’a Giden Otobüs
İran Yazarlarına Karşı Komplonun İç Öyküsü
Yazan: R. Beraheni
Çeviren: H. H.
1997 yılı yazında, Simoniyan adlı bir şahıs, İran Yazarlar Birliği (İYB) Danışma Kurulu üyesi Mensur Kuşan ile, İran yazarlarını ve şairlerini orada şiir ve öykü geceleri düzenlemek ve İran edebiyatını tanıtmak için Ermenistan Cumhuriyeti’ne davet etmek üzere, temas kurmuş. O günler gerçi Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki savaş oldukça dinmişti fakat iki ülke arasındaki çekişmeler tüm şiddeti ile sürmekteydi ve her an savaşın yeniden alevlenmesi olasılığı vardı. Kuşan, konuyu İYB Danışma Kurulu toplantısında açtığında ben bazı nedenlerden dolayı gidemeyeceğimi söyledim. O nedenlerden biri, o savaş kargaşası arasında yazar ve şairlerin savaş halindeki ülkelerden sadece birine yolculuk etmeleri anlamsızdı. Diğer nedeni ise; ben İran Azerbaycan’ının en büyük kenti Tebriz doğumluyum, Ermenistan’a gidişim, dil ve edebiyat alanında Azerbaycan Cumhuriyeti ile ortak olan ve hâlâ Ermenistan savaşında ölenler için anma törenleri düzenleyen ve ağıtlar yakan kendi halkımın aleyhinde bir tavır sayılırdı. Ben Ermeniler ile asla kişisel bir anlaşmazlığım olmamıştır. Sayısız Ermeni dostum vardı ve hâlâ da var, ve günümüz Ermeni şiirini de işte bu dostlarım aracılığı ile 1964-65 yıllarında tercüme edip yayınlamışım. Doğal olarak tüm nedenlerimi Danışma Kurlu’na aktarmadım, fakat kurul üyelerinden birçoğu benim gitmeyeceğimi biliyorlardı. Ben görüşümü bildirdikten sonra, Ali Eşref Dervişiyan ve birkaç kişi daha gitmeyeceklerini açıkladılar. Merhum Dr. Gaffar Hüseyni, başka bir oturumda, yazarların bir otobüsle Ermenistan’a gideceklerini duyunca: “Hepinizi alır götürür uçuruma atarlar!” dedi. Onun bu sözü, güya otobüste yolculuk sırasında, sonradan yazarların zincirleme öldürülmesinde rol aldıkları anlaşılan dört katilden biri olduğu sonradan ortaya çıkan, şoföre bile söylenmiş. Sanki hem katil şoför ve hem de otobüsteki yazarlar korkunç bir hadisenin beklediğini sezinlemişler ve ondan haberleri vardı. Ancak 21 yazarı Héyran gediklerinde dereden aşağı uçuruma atma fikri o denli gerçek dışı algılanıyordu ki Gaffar Hüseyni’nin uyarısı bile bu yolculuğa çıkılmasını engelleyememişti.
İran Tecrübesi-3
Onlar Yeşildiler. Taze sürgün vermiş fidanlardılar. Devrim’in yenilgisi sonrasında, o karanlık ve zor yıllarda çocuktular, gençliğe yeni adım atmıştılardı. 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ahmedinejad’a karşı koymayı bahane kıldılar, ona karşı diğer adaylardan Musevi’yi desteklediler.

İran’da kim cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olabilir(di)? Anayasanın 115.nici maddesi şöyle der ki: “Cumhurbaşkanı aşağıdaki koşulları karşılayan siyaset ve din adamları arasından seçilmek zorundadır. İran uyruklu olmalı, müdür ve müdebbir olmalı, geçmişi temiz, emanete ihanet etmeyen, takvalı, İran İslam Cumhuriyetinin temellerine ve resmi mezhebine mümin ve inanmış olmalıdır.”
Aday olmak isteyenlerin mutlaka rejimin değişik makamlarında hizmet geçmişi olmalı, birçok kurumun ve bu arada en az meclisteki 100 milletvekillerinin onayı olmalı, Seçimleri Gözetleme Konseyi, İran İslam Cumhuriyeti Koruma ve Kollama Konseyi onayı gibi birçok koşul daha!

2009 yılında, seçimlere katılabilme onayı alan 4 kişi vardı: Mahmut Ahmedinejat (Eski Tahran Belediye Başkanı, bir önceki cumhurbaşkanı ve Dini lider Hamnei’nin desteklediği aday), Mir Hüseyin Musevi (Irak-İran savaşı zamanında İran’ın Başbakanı, 1983 ve 1988 hapishanelerde cereyan eden katliamlarda iktidarda), Mehdi Kerrubi (Molla, Humeyni’nin sırdaşı, Humeyni tarafından eski parlamento başkanlığına atanan adam), Muhsin Rizai (Eski Devrim Muhafızları Genel komutanı) Seç, seç, seç… Demokratik seçim! Halk istediği adayı seçebilir!! Halk bu dört isimden bir tanesini Demokratik hakkını sonuna kadar kullanarak seçebilir!!! Hayır seçemez! Hepsi benim has adamlarım olsa dahi onların içinden birini seçemez. Ben kimi seçiyorsam odur!
Haydı arkadaşlar trafoya!
Haydı arkadaşlar, toplantı bitmiştir… herkes kendi trafosuna…

Bir Tanığın Rivayetiyle -2-
“Bir Tanığın Rivayetiyle” bir fotoğraf serisinin adıdır. Yakın dönem İran tarihindeki 17 trajik ölümü canlandıran 17 fotoğraftan oluşan bir seri. Bu düşüncenin sahibi ve fotoğrafları canlandırma düşüncesini hayata geçiren sanatçı Azade Ahlaki’dir.”
http://sardunyalar.com bu 17 fotoğrafı, öyküleri ile birlikte sırayla yayımlamaya devam edecektir. Birinci ve bu proje hakkında bilgi veren bölüm burada yayımlandı. (Yazılar, kısmen Bist web sitesinden, k ısmen başka kaynaklardan alınmıştır)
Şimdi ikinci rivayet: Furuğ Ferruhzad.
“Tahran, 13 Şubat 1967
Dün öğleden sonra ünlü şair Furuğ Ferruhzad trafik kazasında öldü. Furuğ aynı zamanda usta bir film yapımcısıydı. Bir kez tiyatro sahnesinde bulundu ve Altı Karakter Yazarını Arıyor oyununda rol aldı. Olay saat 16:30’da, Lokman-o-ddovle Caddesi, Edhem Dorus, Mervdeşt Dörtyolunda cereyan etti. Çarpışmanın şiddetiyle Furuğ’un arabasının kapısı açıldı ve başı ön cama çarpan Furuğ kapıdan dışarıya savruldu ve başı arkın kenarındaki refüje çarparak şuurunu kaybetti. Onu hızla Tecriş’teki Pahlevi Hastanesi’ne kaldırdılar ancak o hastaneye gelmeden önce hayatını kaybetti. Furuğ’un na’şı, ölüm nedeni araştırılmak üzere adlı tıpa götürüldü. Furuğ’dan bir erkek çocuk, birkaç kitap ve birkaç senaryo kaldı. (…) Furuğ eşi Perviz Şapur’dan ayrıldıktan sonra yalnız yaşamaktaydı. Furuğ 32 yaşındaydı, on yedisinde evlendi ve 14 yaşında Kamran (Kamyar) adlı bir oğlu var.” (“Furuğ Ferruhzad dün bir trafik kazası sonucunda öldü”, İttilaat Gazetesi, 24 Şubat 1967)
“Onu şehit diye adlandıralım, çünkü insanların yaşamı bir birinden farklıdır, onların ölümü de yaşamları gibi başka anlamları vardır. Örneğin Nima’nın ölümü bir musibet değildi, kaza ve takdir değildi, zamanın yeknesak devinimin zorunlu sonucuydu, ancak Furuğ’un ölümü, sadece bir musibet değil, aynı zamanda doğaya karşı bir tepkiydi de, sadece kaza ve takdir değil, zamanın akışının ani duruşuydu. Nima’nin ölümü doğal bir ölümdü, zira ki Nima yaşlandı ve öldü, ancak Furuğ’un ölümü, doğal değildi, Furuğ’un ölümü genç bir ölümdü.
biz bu kuşağın erkekleri, ne kadar da bakış açısı, düşünce, algı ve yaratıcılık ve başka şeyler bakımından farklı olsak da, yine de az çok aralıklarla birbirimizle karşılaştırılabiliriz, ancak Ferruhzad, sahip olduğu özel konumundan dolayı kimseyle karşılaştırılamaz. Zira erkek şairler her biri erkeklik kapasitelerinden bir parçasını göstermişler ve bir rolü omuzlamışlarsa, Ferruhzad tek başına yüz yıllar boyunca suskun kalan İran kadınının sesli dilidir, Ferruhzad İran kadının suskusunun acı ve bıkmış düğümün patlayışıdır.”
(Rıza Beraheni, “Furuğ Ferruhzad Şehir Şaire”, Firdevsi Dergisi, sayı 804)

Gönül yardan geçmiyor!
Siyah perçemlerin gonca yüzlerin
Siyah perçemlerin gonca yüzlerin
Garip bülbül gibi zar eyler beni
Hilal ebruların ahu gözlerin
Tığ-i sevda ile yaralar beni
Sevdayı aşkınla ahuzar oldum
Kalmadı tahammül bi-karar oldum
Korkarım ki bu dert pareler beni
Cemalin göreli sevdakar oldum
(Meğer tabutlara saralar beni)
Elif kametine hayran olduğum
Gece gündüz hayaline döndüğüm
Hep senin içindir boyun eğdiğim
Yoksa zap’tedemez buralar beni
Siyah perçemlerin gonca yüzlerin
Garip bülbül gibi zar eyler beni
Hilal ebruların ahu gözlerin
Tığ-i sevda ile yaralar beni
Hani, nerde Faşizm?
Faşist devletlerin 14 ortak belirti ve bulgusu:
1- Güçlü ve sürekli nasyonalizm[1]– Faşist devletler, hemasi söylemleri, sloganları, simgeleri, şarkıları ve araç gereçleri sürekli bir şekilde kullanır. Her yerde bayrak-sancak olur. Faşistler, üzerinde simgeleri olan giysileriyle[2] açıkta dolaşırlar.
2- İnsan haklarını aşağılar ve yok sayar– Düşman korkusundan dolayı sürekli emniyete ve güvenceye gereksinim duyar. Faşist rejimlerdeki halk, başka “ihtiyaçlar” nedeniyle insan haklarından vazgeçebilir söylemiyle kandırılır. Halk başka yöne bakar, hatta işkenceyi, infazları, terörleri, uzun tecrit ve hapisleri bile onaylar…
3- Düşman yaratmak ve birleştirici faktör olarak onu günah keçisi haline getirmek– Irksal, etnik ya da dini azınlıklar, özgürlükçüler, komünistler, sosyalistler, teröristler gibi hissedilen hayali düşmanı defetmek için halk birleştirici hamasi çılgın mitinglere sürüklenir.
4- Kolluk kuvvetlerin egemenliği– Halkın yaygın güncel sorunları olsa dahi, bütçenin orantısız bir bölümü kolluk kuvvetlerine verilir ve halkın ivedi gündemi yok sayılır, unutturulur. Kolluk kuvvetleri cazip hale getirilir.
5- Sınır tanımayan sexsizm– Faşist devletler hemen hemen her zaman erkek egemendir. Faşist rejimlerde, geleneksel cinsel roller daha katı hale dönüştürülür. Eşcinsel düşmanlığı ve anti-gey yasama ve ulusal politikada olduğu gibi kürtaj karşıtlığı artar, yükselir.
6- Medya rejimin kontrolündedir– Bazen medya direk hükümet tarafından kontrol edilir, ancak diğer durumlarda, dolaylı olarak yasamayla, sempatik medya sözcüleriyle ya da medya yöneticileriyle bu kontrol devam eder. Sansür, özellikle savaş dönemlerinde yaygınlaşır.
7- Ulusal Emniyet konusunda takıntı– Ulusal emniyetin tehlikede olduğu korkusu, halkın üzerinde motivasyonel bir araç olarak hükümet tarafından kullanılır.
8- Din ve Devlet iç içe girer- Faşist rejimlerde hükümetler, halk arasındaki en yaygın dini, halkın görüşlerini manipüle etmek için kullanır. Dini retorikler ve deyimler, dinin genel öğretileri hükümetin politikalarına ve uygulamalarına karşı olsa bile, hükümet liderlerinin dilinde pelesenk olur.
Sakın!
Sakın rehavete kapılma! Sakın düşünme ki senin başına gelmeyecek! Halk düşmanları yeminliler! Bütün bölgeyi kan gölüne çevirecekler… Allah Allah bağırarak Müslüman kanı dökecekler. Dökecekler ki Emperyalizm ve Siyonizm bütün bölgeye egemen olsun! Bu vahşetin son halkalarından sadece bir tanesidir! Bu vahşetin önünde sadece halkın gücü, bütün halkın, birleşen ve birleşmiş halkın gücü dayanabilir ancak! Ayrışmalara karşı dayanmak gerek! Bizi her ne bahaneyle olurse olsun birbirimize düşman kesen ayrıştıranlara karşı birlik olmalıyız!
Son aylarda başı kesilen insanları görüp de bilerek susanlar aynı cinayetin safında yer aldıklarını biliyorlar ya sen? Bu kadının haykırışı, Siyonizmin ve Emperyalizmin çıkardığı ve halen Gazze’den Bağdat’a kadar bir coğrafyada cereyan eden din savaşlarında ve nifak savaşlarında can çekişmekte olan insanlığın haykırışıdır! Dinle ve bu haykırışı unutma sakın!
Sayın Başkan! Şengal Dağları’ndaki Yazidiler… Sayın Başkan! Biz La ilahe illa Allah sancağı altında kılıçtan geçirildik! Sayın Başkan… Şu ana kadar 500 Yazidi erkek ve oğlan çocuğu doğranmıştır! (Mecliste ‘Yazdiler La ilahe illa Allah sancağı altında kılıçtan geçirildiler’ sözüne karşı homurdananlar oldu) Rica ediyorum… Rica ediyorum kardeşlerim. Şu anda biz konuşuyorken, Yazidiler aleyhine bir soykırım gerçekleşmekte. Lütfen kesmeyin Sayın Başkan… Rica ediyorum Sayın Başkan! Bitirmeme izin verin. Şu anda benim ailemi kesiyorlar! Diğer katledilen Iraklılar gibi öldürüyorlar. Şiiler, Sünniler, Hristiyanlar, Türkmenler ve Kürtler gibi. Ve bugün Yazidiler! Kardeşlerim, bütün siyasi farklılıklarımızı bir kenara bırakmanızı istiyoruz ve insan olarak birlikte ayağa kalkmanızı istiyoruz. Ben burada insanlık adına konuşuyorum. Lütfen koruyun bizi! Koruyun bizi! 48 saattir, 30,000 aile Şengal Dağları arasında sıkışıp kalmışlar; susuz, yemeksiz… Onlar ölüyorlar. 70 çocuk susuzlukta can vermiştir! 50 yaşlı adam ağır koşullardan dolayı hayatından olmuş! Kadınlarımız cariye olarak kullanılıyorlar, pazarda satılıyorlar! Sayın Başkan! Biz meclisi bir an evvel bu soykırımı durdurmaya çağırıyoruz. Yezidileri yok etmek için 72 saldırı gerçekleşmiş ve şu anda 21. YY’da bir kez daha tekrarlanmakta. Biz katledildik. Biz kesilip doğrandık. Bütün din yeryüzünden silindi. Kardeşlerim, insanlık adına size sesleniyorum, bizi kurtarın! Sayın Başkan istiyorum…
(teşekkürler… Teşekkürler sayın konuşmacı!) (Ne yazık ki bazı milletvekilleri sözüm ona Sünni Devrimi adına bu cinayetleri yapanların sözcüsü olmuşlar)
