Maria Polydouri

1902 yılında Yunanistan’ın Kalamata şehrinde doğdu. Hukuk okumayı seçtiği halde bütün çabasını şiire ve edebiyata adadı ve Yunanistan’ın 1920’ler kuşağının seslerinden biri oldu. Yunanistan’ın büyük şairi Kostas Karyotakis ile ümitsiz aşk ilişikleri oldu ve Maria bu aşkı ömrünün sonuna kadar taşıdı. 1928 ve 1930 yıllarında yayımlanan iki şiir kitabı var. Söylendiğine göre en güzel şiirlerini Atina’da sanatoryum’da yattığı, ömrünün son 4 yılında yazmıştır. Onun şiirleri, Karyotakis’in savaş öncesi ile Yiannis’in savaş sonrası şiirleri arasında bir köprü oldu. Aşk en belirgin motif olarak ortaya çıktı şiirlerinde. Şiirleri acı, hüzün ve melankolik bir atmosfer içinde akar. 1930 yılında Atina’da verem hastalığından öldü.

Bulduğum şiirlerinden bir bölümünü İngilizceden çevirdim. Zaman zaman yayımlayacağım.

Beni sevdiğin için sadece (1928)

maria-1
Maria Polydouri (1902-1930)

Beni sevdiğin için sadece  geçmiş yıllarda şarkı söylüyorum
Ve güneşte, yazın kehanetinde,
yağmurda ve karda
Beni sevdiğin için sadece şarkı söylüyorum

Çünkü elin üzerimdeydi bir gece sadece
 ve dudaklarımdan öptün
Sadece onun için, açan bir nilüfer kadar güzelim
Ve ruhum titriyor
Çünkü elin üzerimdeydi sadece

Çünkü gözlerin bana baktı sadece
Varlığımı onurla süsledim
Seken bir ruhla,
Çünkü gözlerin bana baktı sadece

Okumaya devam et “Maria Polydouri”

Çomak ve Çomakçı!

Erdelan, çoraplarını katlayarak bavulun kenarlarına yerleştirdi: “Hep böyle sıcak tut ilişkilerini! Senin, ailene, Şah Âlâ Hazretleri’ne sırt çevirdiğini, kendilerinden biri olduğunu sansın… Bu çok önemli! Anlıyor musun?”

“Evet, anlıyorum!”

“Anlamıyorsun! Bunu da anla, anlamaya çalış, çabala! Sana gereken talimatı daha sonra göndereceğim… Yakında, çok önemli olaylar olacak. Düşün ki, mesela bir savaş çıkacak! Bu devletin silaha ihtiyacı olacak! Nerede olacak senin yerin? Ha?”

“Neden savaş çıksın ki? Hem savaş olursa general amcam hayatta olsaydı ne söylerdi onu düşünürüm! Savaşırdım!”

“İşte! Dedim ya anlamıyorsun!” Kafasını sallayarak mırıldandı: “İşim çok zor!”

“Ya ne?”

Okumaya devam et “Çomak ve Çomakçı!”

Kör Baykuş (Film)

Kör Baykuş filmi ilk kez 1975 yılında ekran oldu. Yönetmen: Keyumers Dirembahş. Oyuncular: Perviz Fennizade, Pervin Soleymani, Ferşid Ferşud, Nasır Nesiri, Novin Kiyasi. Müzik: Ali Ekber Han.

Ne yazık ki alt yazılı versiyonunu bulamadım. Ancak romanı okuyanlar kolaylıkla izleyebileceklerdir. İnternete konan kopyasının kalitesi düşüktür.

Narların Rengi!

Daha önce yayımladığım bir makalemde (https://sardunyalar.com/2012/07/17/siiri-izlerken-iran-sinemasinda-siirin-gosterimi/) Sergei Paradjanov’un Narların Rengi adlı filminden söz etmiştim. Bazı arkadaşlar filmi seyretmemişler, aramışlar bulamamışlar. Burada linkini veriyorum.

Bu film Ermeni bir şairin yaşamı hakkında. Anlatı onun şiirlerine dayanmakta. Daha doğrusu onun şiirleri icra edilmekte. Görsel dili tam bir şiirsel şölen ve seyirci çoğu zaman peş peşe akan resim tablolarıyla karşı karşıya kalmakta! Müzik ise harika!

Bir yerde bu not düşürülmüş Youtube’da:

One of the greatest masterpieces of the 20th century, Sergei Parajanov’s “Color of the Pomegranate,” a biography of the Armenian troubadour Sayat Nova (King of Song) reveals the poet’s life more through his poetry than a conventional narration of important events in Sayat Nova’s life. We see the poet grow up, fall in love, enter a monastery and die, but these incidents are depicted in the context of what are images from Sergei Parajanov’s imagination and Sayat Nova’s poems, poems that are seen and rarely heard. Sofiko Chiaureli plays 6 roles, both male and female, and Sergei Parajanov writes, directs, edits, choreographs, works on costumes, design and decor and virtually every aspect of this revolutionary work void of any dialog or camera movement.

Bir arkadaşın uyarısı ve yardımıyla Türkçe alt yazılı olarak filmin tümünü gösteren linki aşağıda veriyorum: teşekkürler Özgür Ö.

Filmi izlemek için

aşağıdaki narları tıklayın:

برای دیدن فیلم عکس انار را کلیک کنید

birgün biz!

Shamlo-halfface
Ahmed Şamlu

birgün biz güvercinlerimizi bulacağız
ve sevecenlik güzelliğin elini tutacak
en küçük şarkının
öpücük olduğu gün
ve insanın
insana kardeş
evlerin kapısını artık kapatmadıkları gün
kilit
söylencedir
ve yürek
yaşamaya yeter
 
tüm sözlerin anlamının sevgi olduğu gün
son sözcük için söz peşinde olmayasın diye
tüm sözcüklerin ahengi
yaşam olduğu gün
son şiir için uyak peşinde acı çekmeyesin diye
tüm dudakların şarkı olduğu gün
en küçük şarkı öpücük olsun diye
senin geldiğin ve her zamanlığına geldiğin
ve sevecenlik ve güzellik beraber olduğu gün
güvercinlerimize yeniden tane serpeceğiz
ben o günü bekliyorum
benim
belki
olmadığım
günü

(Benimle Aydınlıktan Söz Et! yakında ikinci baskıya girecek!, h.h.)


uyanacağım senden!

ben önce senin mavi kaşlarını sevdim
tül perde salınırken sise
sonra dilinin ucundaki unutkanlığı
hani bir dörtyol vardı ya
tef güler
şifa istemem derdi

sonra şakayıklar ektin avuçlarımıza tek tek
susam serptin avuçlarımıza
kuşları çağırdın
ben deliliğe vurdum senin dişlerinde

güneş bir şarkılarından doğdu o kalabalık caddede
bir yan dönerken boynundan…

ben önce senin mavi sözcüklerini sevdim
sonra gözyaşlarımı emerken çırpınan göğsünü
hani on dört yaşında bir ekmek asfalta devrildi ya
sonra masal gibi kaldın hep

gözlerimi ovuşturup uyanacağım senden diyorum
olmuyor!

(h.h.)