Şems’in Makalatı’ndan…

Üveys Karani[1] Musatfa’nın huzuruna çıkmadı Peygamber yaşıyorken, yüzünde su ve çamur. Gerçi boş değildi, perdeler kalkmıştı ve özrü annesinin yanındaydı, o da hakkın işaretiyle. Ve Resul, Ömer’i ve bazı yarenleri onun halinden haber etmiş ve demişti benden sonra gelirse onun işareti budur diye. “Benim selamımı ona yetirin. Ama onunla fazlaca söz etmeyin!”

Okumaya devam et “Şems’in Makalatı’ndan…”

bu hepimizin rivayetidir-2

Kuğulu’dan gelen serin rüzgâr, yanağında duyumsadığı sıcaklığı yalayarak geçiyordu. Hava giderek kararıyordu. Kaldırım ışıkları, vitrin projektörleri caddeyi aydınlatmaya başlamıştı. Tülay’ın içinde duyumsadığı acı tat, ağzında, dilinin ucundaydı sanki. Acı bir kahvenin ötesinde, gençlik yıllarında peş peşe yaktığı Üçüncü sigarasının çıplak acılığını anımsatıyordu. Gözünü daldığı caddedeki arabalardan alarak Taylan’a döndü: “Neden bu mektuplar?”

–          Bilmem!
–          Hayır bu yanıt değil!
–          Bir şiiri bitirmek diyelim!
–          Bunu da yazmıştın…
–          Doğru… yazmıştım.
–          Bitirmek! Sonlandırmak mı?
–          Hayır, yarım kalmış bir şiiri yazıp bitirmek…
–          Bu mu?
–          Evet!
–          Ya ben o şiir değilsem? Ya ben o şiirin yazılıp sonlanmasına tanık olmak istemiyorsam! Ya beni üzmüşsen bu mektuplarınla! Hiç düşünmedin mi?
–          Hayır düşünmedim!
–          Al işte… yazdığın mektuplar. Aralarından seç bir tanesini oku!

kuğulu-2

Okumaya devam et “bu hepimizin rivayetidir-2”

Yaşlı Ninenin Masalı

Azerbaycan masallarından: Qarı nenenin nağılı!

kar kış

Bir varmış bir yokmuş, Allah’tan başka kimse yokmuş. Bir yaşlı Nine varmış. Yaşlı nine bir köyde, bir kır evinde yaşarmış. Yaşlı ninenin uzun, ak saçları varmış. Saçlarını taradığında beline kadar inermiş. Ama gel gör ki yaşlılıktan beli bükülmüş, eğilmişmiş. Yürürken sanki yerde bir şeyleri arıyor gibiymiş. Neyse, bu yaşlı Nine yalnız yaşarmış, her işine de kendi koşarmış. Kendi evini süpürür, ekmeğini pişirir, yemeğini yapar, kimseye yük olmazmış.

Okumaya devam et “Yaşlı Ninenin Masalı”

onuru bağışlayanlar haykırmaz…


Masalı anlatan ihtiyar adam derin bir nefes aldı ve hayıflanarak sözlerine devam etti: Ben bilmiyordum onuru bağışlayanlar haykırmaz. Coşkuya kapılıp tezahürat yaparak bağıranların uğultusu, kendilerine onur bahşedilenlerin sevincinin sesidir. Ve kalabalık çığlıklar atıyordu… Şu anda size anlatacaklarım öykümüzün kaderidir. Sakın bana, ‘Öykünün de kaderi mi olurmuş?’ diye sormayın! Ah serüvenler… serüvenler… Eğer şimdi anlatacaklarım ve sizin duyacaklarınız olmasaydı, belki de size anlatmakta olduğum öykü asla var olmayacaktı ve ben hiçbir zaman onun râvisi olamayacaktım. Ve şayet siz şimdi beni dinlemezseniz, rivayet yine olmayacak ve öykü oluşmayacak. Biz, kendi irademizle kaderimizde yerimizi almışız ve bu öykünün bir parçası olarak varız. Ancak görüyorsunuz; öyküler de, onun kahramanları kadar kendi kaderlerinin tutsağıdır. Râviler ve o rivayeti dinlemeye katılanlar, rivayet olunanlar kadar bu kaderin kahramanlarıdır. Ama ilave ediyorum: Bu kaderde önemli olan, size ne anlattığım değil, beni, bunu size rivayet etmeme kimin, niye hükmettiğidir. O ilk rivayet! Eğer gözlerim gözyaşlarıyla dolduysa bu, yalnızca anlatırken o kaderi paylaşmama değil, bizim nasıl olur da kaderimizi çizerken başkalarının her şeyimizi altüst edebilecek kararlarına göz yummamızadır… Bir şeyleri kazanırken neleri kaybettiğimizi, kaybedeceğimizi hesaba katamayışımızadır. Ahhh, serüvenler, serüvenler…

Okumaya devam et “onuru bağışlayanlar haykırmaz…”

Musa dedi, kim benden daha âlimdir âlemde?

1.Musa dedi ki “kim benden daha âlimdir alemde?”
Yuşâ dedi ki “Biri vardır âlemde senden daha âlim.” Öfkelenmedi ve onunla kızgınlık eylemedi ki, “Bu ne sözdür?” diye, illa ona dedi, “Ha, ha! Nasıl söyledin?” Çünkü talipti.
Yuşâ da nebi idi, illa ki hüküm etmezdi. Hüküm o zamanlar Musa ile idi. Ve bu sözü de kendi yanımdan söylüyorum:  Ben de şayet bir matlup bulursam, aynısını yaparım ve saklarım ki eyleyeyim, bir hicap oluşmaya.
Musa’nın bu öyküsünü ki sıcaktı –ki sıcaklığı gökyüzünü yakardı- soğuk mu soğuk söylerler.
Mecmeülbahreyn’e geldiklerinde, ehl-i zahire göre, Antakya yakınlarında, Haleb’e aykın, ya bir daha, bir kavle göre namaz kılardı, bir kavle göre at üstünde, su üzerinde sürerdi.
Uzaktan, gördü onu.

Okumaya devam et “Musa dedi, kim benden daha âlimdir âlemde?”

Sene qoşdum neğmemi, menim Azerbaycanım…

Yeni kuşak Azerbaycan sanatçıları büyük usta olma yolunda onurla ilerliyorlar. Bayan sanatçılardan ikişer icra seçtim. Bu üç örnek özellikle unutulmaz usta Şövket Elekberova’nın yolunda olduklarını ne kadar güzel gösteriyorlar…

Sebine Erebli, Güllü Muradove ve Kamile Nebiyeva… Hepsine yürekten alkış!

Menim Azerbaycanım, şerefim şöhretim şanım!

Günde min yol sene qurban olardım… qorxuram ki diyerler çox az ola!

Çaylar daşır, neğme qoşur sene… bir xumar baxışla, seadet bağışla…

Axan sular dayandı… qelbim sesretle yandı, deyirmenler dolandı, bir görüşe gelemdin…

Senin ala gözlerin, qelbim yola gözlerin… her baxanda az qalır, canımı ala gözlerin…

Gelmişem otağına oyadam seni qaragile oyadam seni, ne gözel xelq éleyib yaradan seni qaragile yaradan seni

dédim, dédi!

Bu şéri yiğirmi il bundan önce yazmışam. indi bir néçe illeten ötürü tazadan burada tikrarlamaq istedim:

SÖYLEŞİ

I – Dédim

nefes nefese qalmışam
min il kéçse de aradan
gelib sene çatmışam
pozqun çox yuxulardan oyanmışam
xermen yéri saçlardan sovrulmuşam
ürkek néce gözden damcılamışam
seni görmeye çox
ölümlü gediklerden aşmışamqaflantı

nefes nefese qalmışam
tut ellerimi
sensiz gécelerim ayazdır
ağır hörküçlü şepelere
ayın sazaqlı gümüş üzüne buraxma!
sene gelmişem
iki küreğimin arasında
cehennem derinliğinde yaramla gelmişem
daldasında xençer gizlendnlerden
dost dost
diye diye
sene gelmişem
dincelmeye

Okumaya devam et “dédim, dédi!”