Evin aydınlığısın bırakıp evi gitme sakın
Şeker gibi işretimizi koru fakat gitme sakın
Baş düşmanım işve eder işvesini dinleme sen
Can evimi hüzne gama sen bırakıp gitme sakın
Bizim ve öz düşmanını tanrı için şad eyleme
Dinleme düşman hilesin dostu üzüp gitme sakın
Hasteli kimse sanemim güzel konuşmaz arkadan
Dost kereminden neyin var, var ise ver gitme sakın
Saman gibi her soluğun her rüzgara salma sakın
Vesveseyi bir kerede yak fakat gitme sakın
Yıl: 2012
Şirazlı Sadi’den bir gazel
Öldüğüm nefeste seni arzularken ölürüm / sokağının toprağı olurum umuduyla can veririm
Kıyamet sabahı kaldırdığımda başımı topraktan / seninle konuşmaya kalkarım seni arar dururum
İki âlemin tanıkları tanık oldukları o cem’ide / senden yana bakarım tekçe senin kulun olurum
Yokluk yatağında uyursam da binlerce yıl ne gam / sonunda senin saçının rayihasıyla uyanırım
Ravza hadisini söylemem, koklamam cennet çiçeklerini / Huri cemalin aramam sana, sana koşarım
Rıdvan sakisinin elinden içmem cennet şarabını / bana şarap ne gerek yüzünün sarhoşu olurum
Sen var iken gitmek bin çölü aşmak kolay / hata yaparsam eğer Sadi sana doğru gelirim.
Osip Mandelstam’dan
Sözcüklere gerek yok
Sözcüklere gerek yok Hiçbir şey duyulmamalı Bir hayvanın karanlık zihni Ne kadar acı ve ince Hiçbir şey duyulmamalı Sözcükler kullanışsız Genç bir yunus hızla suya dalar Dünyanın külrengi derinliğiyle (İngilizceden çeviren: h.h.)
Nobel Ödüllü Yazar Günter Grass ve İsrail
Dünya Basınından:
Günter Grass, Ne Söylenmeli (ya da Söylenmesi Gereken) adlı şiirini yayımladıktan sonra İsrail resmi yetkililerince “kabul edilir kişi” olmadığı açıklandı ve Günter’in İsrail’e girişi yasaklandı. Alman Yeşiller Partisi, İsrail’in bu tutumunun Günter’in demokratik haklarına saldırı olarak değerlendirdi. Günter yazdıklarını savunarak ekledi: “Şayet İsrail sıradan bombalarla bile İran’ın nükleer enerji merkezlerine saldırırsa Üçüncü Dünya Savaşını tetikler.” Günter sözlerinin devamında Almanya’da İsrail’in nükleer güç olduğunu ifade etmenin yasak olduğunu açıkladıktan sonra İsrail’in dünya barışını tehdit ettiği konusundaki genel suskunluğa katılmak istemediğini sözlerine ekledi.
Yanlışlıkla kendimden kaçtım
Şakayık Za’feri’den İran Kadın Ozanlar Seçkisi için çevirdiğim bir şiir:
kendim gibi bir aşıkküçük memeleri ve soluk teniyle gövde üzerinde sevdalıca dönmek karanlık ve yalnızlıkla dolu dörtnala gitmek babaya karşı ayaklanmış bu hatalı yılların analığının anası olduğunu bilen bir annenin anılarına karşı ayaklanmış
Suskumuzu öldürdüler
Şebnem Azer’ın İran Kadın Ozanlar Seçkisi için çevirdiğim bir şiiri:
suskumuzu öldürdüler
suskumuzu öldürdüler ağızla caddeye sürüklediğimiz gövdemizi soğuk silahımız olan elimizi sesimizi öldürdüler hayır! biz hiçbir şeyi saklamadık ne ceplerimizde ne yumruklarımızda sadece bu hıncın karanlığını aydınlatan bir ışık istiyorduk gözyaşlarımızı mendilinin köşesine teyelleyecek bir el adımızı anımsayacak bir kelam istiyorduk
sonsuz Tuba
Roya Tefti’den İran Kadın Ozanlar Seçkisi için Farsçadan çevirdiğim bir şiir:
bin dallı tubayım Tubabiricik yol kalmış ben senin sütünü kendimle paylaştım yalnızca senin yuvarlak yapraklarını emerim ellerimin sumağı ve gözlerim göğsünde Tuba! erimiş karların kadınısın her iki göğsünü koy ağzıma aşkı paylaşıyor musun? başsızım ve uykusuz senin o yan yatışının hazzı var ya? koynumu saksı yapayım senin için en yüksek dalının bibere bulaşmamış olduğunu söyle son güneşi senin için yerim sonuna değin bitmeyen Tuba ve o adsız dalı koy ağzıma
Günter Grass’in şiiri!
Günter Grass’in savaş aleyhtarı ve İsrail’in hukuk tanımaz saldırganlıklarını eleştiren Ne Söylenmeli adlı şiiri, savaş çığrıtkanlarını çok kızdırmışa benziyor! Bu şiir ilk kez Süddeutsche Zeitung’da yayımlandı. Amerika, İsrail ve yandaşlarına kalırsa bir tek kendileri konuşacaklar ve bütün insanlar onların zırvalarını kabullenip peşlerinden meeeleyerek sürüklencekler.
İğnenin ucu kadar aydın olmanın vicadnını taşıyan herkes SAVAŞA HAYIR demeli…
The Guardian, Thu 5 Apr 2012 23.16 BST
Hayyam’dan çeviridklerim!
Bu dörtlülerin ilki orjinal farsça, sonrasında benim çevirilerimdir. Affola!
Ber mefreşe xak xoftéqan mibinem der ziré zemin nehoftéqan mibinem
Çendanké bé sehrayé edem minégerem na amedeqano reftéqan mibinem
Toprak halıda çok uyuyanlar gördüm altında yerin ne saklananlar gördüm
Yokluk çölüne baktığımda ben heyhat hiç gelmemiş ile gitmiş olanlar gördüm
Farsçanın çağıldayan sesi
Doğuyu sarı çöl kumundan, şal ile şerbetten ibaret sananlar için anlattığı hikâyeler kabul edilemez, dili irkiltici!
Suat Duman:
Yazın okunacak kitap önerilerinde mevsimsel döngünün göz önünde bulundurulduğu apaçık. Dünyayla organik bir bağımızın olmadığını öne süremeyiz ne de olsa. Güneşi kat eden bu rota bizi yaza, kışa mecbur bırakıyor. Şunu soracağım: Yazar, eserini kaleme aldığında okurunu uyarır mı, yaz mevsiminde okunması, kumsalda şezlong, odalarda klimanın hazır tutulması diye. Hiç sanmıyorum. Hedeflenen daha ziyade, kendi eşiğine çekilmiş zihne, adamakıllı gevşemiş bedene fazlaca yük getirmeyecek önerilerle, okurun, rehavet mevsiminde de okuma eyleminden uzak kalmamasını sağlamak muhtemelen… Sadık Çubek ve Sabır Taşı için ilk uyarıyı yapalım o halde. Birçok nedenle, rehavet altında okunacak bir roman değil. Yazlık listelere bağlı bir okuma mevsimi geçirenlerdenseniz, kadim komşunun bu evrensel kalemiyle tanışmayı korkarım bir başka bahara erteleyeceksiniz. Zira dikkat, elimizdeki hiç de mevsim normallerinde seyretmeyen bir roman!
Sadık Çubek, İranlı. Farsça edebiyatın yirminci yüzyıldaki gür sesi. Yaratıcı bir edebiyat ve kuvvetli bir toplumsal muhalefet geleneğinin içinden geliyor. Doğuyu sarı çöl kumundan, şal ile şerbetten ibaret sananlar için anlattığı hikâyeler kabul edilemez, dili irkiltici!



