seni unutmayı öğret bana!

birbirine susan yıllarca iki akkavaktık ayrıldık
bulutlar doluşmuştu saçlarına
gözlerimin yamaçlarında sis
ahu ürkmesi sesinde
ikindi vakti sahilde
bu yüzden seni unutmayı öğret bana
…
kimi öyküler var başlamadan biter
kimi öyküler bitince başlar
kimi geceler şarapla sabahladık
kimi sabahlar koynunda saklandım
pencereden bakarsın sokağın öte yanı matem
pencereye bakarım köz yağmuru gözlerime
işte bu yüzden seni unutmayı öğret bana

bu eski ahşap masa bulutlu bir boğaz vaktine konmuş
soluk küskün dudaklarına çalar
bir tadım peynir, bir dilim karpuz
parmaklarımızın ucuyla dokunuruz
bıraksan kayıp gidecek bir leylak kokusu
gibi çarşıda köz üstünde kahve cezvesi
demem o ki çaresiz bu bahar vakti
seni unutmayı öğret bana!
(h.h.)

Bir Yaradılışın Öyküsüdür!

“Sana mürtet oluyorum, sana ulaşmanın tadına yeniden varayım diye!”

Tebriz’li Şems

Seni ilk ne zaman gördüm bilmiyorum, unutmuşum, 1976 mıydı?  Hayır o ilk zamandı. Zamanın başlangıcı ve sen ilk kadındın, başlangıcın kadını. Hayat da oradan başlıyordu. Bunu sonra fark ettim. Sen: “Bu bizim Tebriz, Petersburg’un ikiz kardeşidir!” demiştin. Şehrin ortasından geçen Kuru Çay üzerindeki Taş Köprü’nün korkuluğuna dayanmıştın. Bir Mayıs gecesiydi. Yüzünde ay ışığı nereden başlıyor nerede bitiyor, kestiremiyordum. Gülmüştüm ve ilk zamanın mutlak karanlığı kalkmıştı ve yaradılışımın altı günü başlamıştı. “Ne?” diye sorunca gülmüştün. O gün Tebriz ayaklanmış, biz ölümden kaçmış, birkaç cop darbesiyle kurtulmuştuk. Bayraklarımız da yırtılmıştı. Köprübaşına ben geç kalmıştım. Sen: “Nerdeydin deli oğlan merak ettim.” demiştin ve elimden sıkıca tutmuştun. Sanki bıraksan Erk Meydanı’ndaki bütün güvercinler oradan uçuvereceklerdi.

Okumaya devam et “Bir Yaradılışın Öyküsüdür!”

onun tutkusu bulaşıcı!

Bir arkadaşın blogunda seyredince buraya taşımaya karar verdim. Ahmet Uluçay’ın tutkusunun bulaşıcı olduğuna inananarak! tabii onun kadar kendisiyle ve yaşamla samimi yüzleşen sanatçılar için!

“Dostoyevski’nin yeri hep boş kalacak,” diyor Ahmet… yıllardır kendisinin de yerinin boş kaldığı gibi!

bir kez daha saygıyla anıyorum…

asla ötesine geçmeyeceğim bıraktığım ayak izlerimin!

Yirminci yüzyılın başlarında Danimarkalı araştırmacı ve antropolog Knud Johan Rasmussen (1879-1933) Kanada’nın kuzey doğu ve Greenland’ın güney batısında yaptığı bir seri yolculukla Eskimoların bütün yaşamları ile ilgili ve bu arasa öykü, masal, şiirleri ile ilgili önemli bir kaynak oluşturmuştur. Aşağıda toplanan bu şiirlerin birkaçını İngilizceden çevirerek sunuyorum. Bu şiirler bu kaynaktan alınmıştır.

1-

deniz serilmiş pırıl pırıl
sundurmamın yanı başında
uyuyamadım.

Okumaya devam et “asla ötesine geçmeyeceğim bıraktığım ayak izlerimin!”

kelebek sordu

tuzun tadı var belleğimde
sokakla ev arasında
bütün yollar
cennete çıkar!

Bu dizeleri yazan, Paris’te gönüllü sürgün yaşayan Suriyeli Şair Hala Mohammad’den kısa bir şiirdir “kelebek sordu”! Şair bu dizelerin öyküsü şöyle anlatır: 

“Ben Hala Mohammed. Size kendim hakkında bir ipucu vereceğim. İlk Suriyeli Türkiye’ye göç edip sığındığında ve ilk sığınmacı kampı kurulduğunda hayatımda ilk kezdi görüyordum. “Kelebek Sordu” adlı bir şiiri yazdım. Suriyeli bir kızla sığınmacı çadırında onu görmeye gelen bir Türk kelebek arasında geçen konuşmadır:

Kelebek “sen kimsin?” diye sordu

Sığınmacı “ben, benim” diye yanıtladı.

(Çeviri: h.h.)

Hala Mohammad