Bir kez daha… dinlemek için sanatçının adını tıklayalım:
bu destan unutulmamalı!

Nazım Hikmet Ran:
Şeyh Bedreddin Destanı
1
Sedirde al yeşil, dal dal bursa ipeklisi,
duvarda mavi bir bahçe gibi Kütahyalı çiniler,
gümüş ibriklerde şarap,
bakır leğenlerde kızarmış kuzular nar idi.
Öz kardeşi Musa’yı ok kirişiyle boğup
yani bir altın leğende kardeş kanıyla abdest alarak
Çelebi Sultan Mehmet tahta çıkmış hünkar idi.
Çelebi hünkar idi amma
Al Osman ülkesinde esen
bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgar idi.
Köylünün göz nuru zeamet
alın teri timar idi.
Kırık testiler susuz
su başlarında bıyık buran sipahiler var idi.
Yolcu yollarda topraksız insanın
ve insansız toprağın feryadını duyar idi.
Ve yolların sonu kale kapısında kılıç şakırdar
köpüklü atlar kişner iken
çarşıda her lonca kesmiş kendi pirinden ümidi
tarümar idi
Velhasıl hünkar idi, timar idi, rüzgar idi
ahüzar idi.
sohrab: çağır beni

çağır beni
senin sesin iyidir
senin sesin hüznün samimiyetinin sonunda yeşeren
o tuhaf bitkinin yeşilliğidir.
anımsama!
Bu iki şiiri Latoya’nın Mentalnotes1 adlı blogundan aldım. Kendisi çevirip yayınlamama izin verdi:
Anımsama
Auğustos’tan hatırlarım seni
salla uyuyayım öyle unutabilirim
Şiiri özgün dilinde okumanız için yukarıdaki fotoğrafı tıklayın lütfen!
Beklerim seni
Daha ne kadar bekleyebilirim seni
Güneşin kül rengine dönüşmesini görmek için
Senin gecelerinin benim gündüzlerime karışması için
Şah İsmail Hatayi’den bir gazel…

Gétdi o mehru yanımdan yüz cefa qaldı mene
Cövr bilmen kim, belayi münteha qaldı mene
Éy peri çox işveyi hevesinen meğrur olma kim
Mülkü fani sanma ki ne sene qaldı mene
Ta kim o xurşid rux gétdi gözümden su teki
Gözyaşım onun üzünden aşina qaldı mene
Sen gédenden beru ancaq zaru feqan étmişem
Yér ve göy ins-u melek cümle baxa qaldı mene
Dilberin gétdi Xetayi sen nédirsen dünyanı
Çünkü can gétdi bu ten ya reb niye qaldı mene
***
Gitti o ay yüzlü yanımdan yüz cefa kaldı bana
Cefa bilmem ki sonsuz bela kaldı bana
Ey peri işvelerinde çok mağrur olma ki
Fani mülk sanma ne sana ne kaldı bana
O güneş yüzlü gidince yüzümden su gibi
Gözyaşım onun yüzünden aşina kaldı bana
Sen gittin gideli inleyip figan ettim ancak
Yer ve gök insan melek cümle bakakaldı bana
Sevgilin gitti Hatayi ne edersin dünyayı sen
Çünkü can gitti bu ten ya rab niye kaldı bana
Şiir: Şah İsmail Hatayi, Azerbaycan Türkçesi
Anadolu Türkçesi: h.h.
sohrab: burada kuş vardı

ey ince geçiş
anlamlandır kanadı!
yansın diye benim zekam kıskançlıktan
ey şiddetli yaşam
senin köklerin
ışığın fırsatından su içer
insanoğlu
bu hüzünlü oylum
zamanın kıyısında
havuzunun dolgunluk gününü düşler
ey gerçeklikten azıcık yukarı çıkmış olan
içgüdünün yumuşacık sarsıntısıyla
biçimlerin karanlık irsi senin kanatlarından boca olmakta
uçuşun sersemlemiş sililiği
salınan bir çizgi gibi
havanın oyuklarından giz serpmekte
ben
yeryüzünün nakışlarının varisiyim
ve şadırvanın tüm eğimleri
o bakır kasenin şekli gibi
benimle yol yoldaşıydı
içgüdüselliğin hoyrat yerlerinden
bugünün yontulmuş vicdanlarına değin
şiir: sohrab sepehri
ç.: h.h.

sizi de bekleriz!

petunya yapraklarına ne oldu…
“Gece yarıyı aşmıştı. Yağmur dinmiş, her yan sessizliğe gömülmüştü. Sokak başındaki sarı lambanın arnavut taşları üzerindeki yansısını kara bir gölge bölüyordu. Kara gölge sigarasından bir soluk alınca, alnına yapışmış ıslak saçlarının altından parıldayan panter bakışını kımıldatmadı: “Hepinizden iğreniyorum!” Dumanı yere tükürür gibi üfledi. Paltosunun yakasından çıkan kedinin kafasından öptü. Yoluna devam etti. Sokak nedense ondan boşalamıyordu. Caddeye yakın sokaktan gelen sarhoş şarkılara uzaktan duyulan iki el ateş sesi karıştı. Sabahtan beri cebinde taşıdığım ıslak, ezilmiş petunya taçyapraklarını parmaklarımın arasında sıktım. O an her şey olabilirdi. Peşine takıldım. Rampayı inerken ayın sokağa serpildiğini fark ettim. Sokağın sonunda karanlığa bürünmüş denizin göğsünde gümüş bir titreşim serilmişti. Karanlığa karıştım.”
(h.h.)
Okunması iyi olur!
Dünyadan Çeviri sitesinden alınmıştır:
Okumak için fotografı tıklayın lütfen!
Ursula K. Le Guin’den, hayali hikaye anlatıcılığının mümkün olana dair
algımızı nasıl genişlettiği üzerine – Maria Popova
Ve seni sevmekten korkmuyorum!

Yağmur kırbaçlıyor yüzümü, omuzlarımı
Bir fırtına uğulduyor çakıllar üzerinde
Darbeler indiriyorsun tenime ve ruhuma
Fırtınanın gemilere vurduğu gibi
Asla bilmek istemiyorum
Sonrasında neler olacak bana
Acılarıma karşı ezilecek miyim
Yoksa mutluluğa mı savrulacağım
Korku ve neşeli kıvançla geçiyorum
Fırtınanın içinden geçen bir gemi gibi
Seni gördüğüme pişman değilim
Ve seni sevmekten korkmuyorum
Şiir: Bella Akhmadulina
İngilizceden Ç.: h.h.
ve kendi sesiyle şiirlerinden örnek:


