öldüm
ama kalbim hala atıyordu
dilim tutulmuştu
ama bir ses yankılanıyordu içinde
kördüm
ama içimdeki göz görüyordu dışarıyı
kımıltısızdım
ama kıvrak düşler götürdü beni kilometrelerce uzağa
öldüm
ama diri diri…
İngilizceden çeviri: h.h.

öldüm
ama kalbim hala atıyordu
dilim tutulmuştu
ama bir ses yankılanıyordu içinde
kördüm
ama içimdeki göz görüyordu dışarıyı
kımıltısızdım
ama kıvrak düşler götürdü beni kilometrelerce uzağa
öldüm
ama diri diri…
İngilizceden çeviri: h.h.

Gita’dan pasajlar
Goswani Tulsidas: (1532-1623)
Sri Krishna’dan Arjuna’ya[1]

Adalet benim: duru ve yansız [2]
Yaratıklar doğar ve yaratıklar kaybolur gider
Ben, sadece ben gerçeğim Arjuna,
Derinlerden, keyifle izleyerek
Tüm yaratıkların gözlerinin içinde.
Benim tüm bilgilerin amacı
Dünyanın babası, annesi dünyanın
Her şeyin kaynağı, tüm arın olmayanların
Ve arın olanların, kutsal olanların ve dehşetin.
Bugüne bak:
Onun kısa geçişinde
Yaşam olduğu için, yaşamın ta kendisi
Tüm gerçekler ve senin varlığın saklıdır
Büyümenin neşesi
Devinimin görkemi
Başarmanın şaşası
Zamanı deneyimlemeden başka nedir
Dün bir rüyadır
Yarınsa bir evham
Bugün iyi yaşanmışsa
Dünü mutlu bir düş yapar
Ve her yarını umudun hayali
Öyleyse bugüne iyi bak
Böyledir her yeni günün selamlaması!

(Hint şair Kalidasa, 170 M.Ö., İngilizceden ç: h.h.)
Günümüz şairinin aşk meselesine bakışı yüzde yüz hizipçidir. Günümüz şiirinde aşk, biraz temenna, azıcık ah vah ve nihayet birkaç kelimede de her şeyin sonu olan vuslattan ibarettir. Hâlbuki her şeyin başlangıcı olabilir. Aşk yeni düşünsel ve duyumsal dünyalara, fikirlere, ufuklara bir delik açmamıştır ve hâlâ insani kalıplarından ayırdığınızda bomboş imgelerden başka bir şey olmayan göz, kaş, güzel baldır bacak düzeyinde seyrediyor. Günümüz şiiri, genel bir kuşağı; taşların, bitkilerin ve doğanın aşkını, aylak kadınların ve pis kokulu sokakların ve yalın ayakların aşkını ve iki insanın aşkını unutmuştur ve yaşamın hüzün dolu güzelliklerine dikkat etmemekte.
Günümüz şiirini sadece olumsuz yönleriyle asil ve başarılı şiir olarak kabul etmek mümkündür. Düşünsel ve ruhsal avarelikler, mutlak güvensizlik ve inançsızlık, ümitsizlik ve kuşku, şiirin kalbini fethetmiş olan kavramlardır ve şair, bizim kuşağımızın en umumi derdi olan onmaz inzivasından, melankoliyalarını kâğıt üzerinde çizmekte ve sadece bu yoldandır ki şiir zaman zaman yücelme ve özel bir parıltı göstermekte.
Günümüz şiirinde epik içeriklerin de yeri görünüyor. Bu alanda sunulan -örneğin Kesari Bey’in Okçu Areş şiiri örnek olarak gösterilebilir- kendi doğuşu için şerefli kandan, gururdan ve inançtan kaynaklanan bir epik eserden çok gevşek ve sölpük bir ninniye daha çok benzemekte.
Buna karşın günümüz şiiri büyük ölçüde kendisini asla şairane olamayacak fazlalıklardan kurtarmış, şiirin çekirdeği ve temel kavramına yaklaşmıştır. Günümüz şiiri artık vaaz, öğüt, yargı ve hikâye anlatımı aracı değil. Şiir, şiir yaratmaya yönelmiştir. Bu yoldaki başarısı çok naçiz olsa da artık enerjisini sapaklarda harcamamakta ve kendi ikliminin sınırlarını bilmekte, bu ise etkili ve takdire şayan bir adımdır. Bugünün Farsça şiirinin içeriğini bir kenara bırakırsak benim büyük eleştirim orada kullanılmakta olan dildir.
Günümüz şiirinin dili yalancı, tembel ve temkinlidir. Aktarma görevini üstlenmiş olan duyguların anlatımında kendi geniş olanaklarından yararlanmamakta. Günümüz şiirinin dilinin iki yönü var. Ya çok böbürlenen, fadılca ve geçmişin kurallarına bağlıdır ya da çok dağınık, başıboş ve sokak işidir. Genel bir çizgide benzer anlamları taşıya sözcükler ancak her biri başlı başına bağımsız anlamları ifade etmekteler. Günümüz şiirinde kullanılması sırasında bunlar, kulağa en güzel ve en hoş gelenin lehine kenara itilmekteler.
Günümüz şairi, sözcüğün güzelliğine dikkat ediyor, ifade ettiği anlama değil. “Alımlı” sözcüğünün yerine “güzel” sözcüğü asla kullanılamaz zira alımlı ve güzel eşit anlamlı olsaydı asla iki sözcük olarak ortaya çıkmazdı.
Günümüz şiiri yeni sözcüklere ihtiyacı var ve onları kendisinde yer etme cesareti bulmalıdır. Sözcüğün gerçek anlamını tanımak ve onu doğru bir biçimde kullanmakla günümüz şiir diline bir sıcaklık ve yeni bir hayat verilebilir ancak.
En kaba ve en çirkin sözcükler, kendilerine gereksinim duyulduğunda sırf daha önce şiirde kullanılmadıkları için bir kenara itilmemeli. Ne yazık ki günümüz şairi bunu yapmakta.

(Önce Ben Öleceğim, h.h., Totem Yayınları, 2019)
Seher Kuşu. Şiir: M. Taki Bahar (Melikişşüera Bahar), Müzik: Morteza Neydavud, Söyleyenler: Homayun Şeceryan (İran), Abir Nehme (Lübanan)
Acımı tazele
Ateş püsküren ahınla bu kefesi
Kır, alt üst et
Ey kanatları bağlı bülbül kafes köşesinden kalk
İnsanoğlunun özgürlüğünün şarkısını söyle
Bu toprak yığını yeryüzüne bir solukla
Ateş düşür, alev eyle!
Zalimin zulmü, avcının cevri
Yuvamı dağıttı
Ey Tanrı, ey felek, ey tabiat
Bizim karanlık gecemizi seher eyle!
(Ç: h.h.)

1 Ekim 2020 Tarihli Cumhuriyet‘te çıkan Barış Terkoğlu’nun yazısıdır:
https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/baris-terkoglu/suphesiz-komunistin-supheli-olumu-1770123
Sayın Dr. Kadriye Işıklar ve Ege Tv’ye sonsuz teşekkürlerimle…
Bilimde çığır açan ilerlemeyi güden Breakthrough Vakfı’nın genç matematikçiler ödülü, Matematiğin Nobeli sayılan Fields Madalyası sahibi ünlü matematikçi adına dayanarak Maryam Mirzakhani New Frontiers (Yeni Sınırlar) Ödülü olarak adlandırıldı. Özellikle genç kadın matematikçileri teşvik amaçlı Yeni Sınırlar adı altında 50,000 dolarlık bu ödül 40 yaşın altındaki bilim insanlarına verilecektir.
Bu yılki temel fizik dalındaki Breakthrough 3 milyon dolarlık ödül Meryem Mirzakhani’nin yakın çalışma arkadaşı Alex Eskin’e verildi. Alex ödülü aldığı törende Meryem’le birlikte çalışmış olduğundan büyük onur duyduğunu dile getirmiştir. Bu ödül daha önce Jocelyn Bell Burnell, Stephen Hawking gibi yedi CERN bilim insanına verilmişti.
İran’ın harika çocuğu Meryem Mirzahani’yi ve diğer harika çocukları taşıyan otobüs, İran’da düzenlenen bir bilim yarışması sonrasında Tahran’a dönerken kaza geçirmiş, birçok harika çocuk hayatını kaybetmiş ve Mirzakhani mucize eseri kurtulmuştur. Bu kaza, harika çocukları uçakla değil sıradan bir otobüsle taşıdıkları için, İran hükümetine karşı büyük öfke duyulmasına yok açmıştır. Matematik Olimpiyatları kahramanı Meryem, Tahran Şerif Teknik Üniversitesi’nden lisansını aldıktan sonra Harvard’da doktora çalışmalarını başarıyla sürdürmüş ve sonrasında Princeton ve Stanford üniversitelerinde öğretim üyesi matematikçi bilim insanı olarak çalışmıştır.
Meryem özellikle hiperbolik ve sarmal yüzeyler üzerindeki çalışmalarla matematikte yeni çığırlar açmıştır. 13 Ağustos 2015 yılında Meryem Mirzahani, Riemann Yüzeyleri dinamiği ve geometrisi ve moduli uzaylar teorileri üzerindeki çalışmaları dolayısıyla matematiğin Nobeli olan Fields ödülüne layık görülmüştür. Fields ödülünü alan ilk kadın matematikçi olarak tarihe geçen Meryem (3 Mayıs 1977-15 Temmuz 2017 ) 40 yaşında meme kanserinden hayatını kaybetmiştir.

bir şeyler yazmalıyım
ölüm gibi
beklentimi karşılayan bir şey
hiçbir şeyden korkmayayım diye
ölüm haberimi kendinden önce getirme ihtimali olan
kargadan bile
bir şeyler yazmalıyım
onca kar katmanları altında Tebriz’in ateşi çıksın diye
kürenmeliyim ve yükselmeliyim kendimden
ya da değil?
iğne,
ceketimin yamalarının sıcak hayallerini dikeyim diye
neden bunca kimsenin sesi dertten çıkmaz?
neden bunca tek kişilik hücrelerin derdi ve aspirinler bedava eczanelerde tozlanır?
ben neden aspirinin derdine değmiyorum?
ben bunca üşüyorum burada
ve sen orada onca ölümsün ve işe yaramıyorsun neden?
Tebriz’in evlerinin duvarı olabilir mi?
benimle aynı evde yaşayan evler
birlikte avare ettiğimiz evler
duvarlarından fotoğraflarımızı kıran evler
ve biz sorduk
bunca ev arkadaşı olmanın nedenini
yanıtlamayan o evler…
evin başına çökmeli ki evin anlamını anlayasın da
ben neler yazıyorum ki bunca üşüyorum?
bunca yanan orman uzaktan ısıtmıyor beni
şayet güney Arizona’da bir orman yanıyorsa
mutlaka bir söz
bir sözcük
bir tümce
Tebriz’in bağlarında bir akkavağın kalbini kırmıştır.
(Farsçadan çeviri: h.h.)

