Heykel’deki O Kadın!

Bugün gazetelerde kısa bir haber vardı: “Eski Türkiye ve ilk Avrupa Güzeli Günse­li Başar, 81 yaşaında İstanbul’da yaşama gözlerini yumdu.” Bu belki sıradan bir haberdir. Ancak bu ölümün başka bir olayla ilintili olduğunu görünce bunun “yazık!” dedirtecek türden ve bir o kadar “hayıflandırıcı” olduğunu duyumsadım. Paylaşıyorum.

Hürriyet gazetesinin 9 Ekim 2012 tarihli bir haberinde şöyle yazıyor:

“İstanbul Üniversitesi rektörlük binası önünde 57 yıl önce büyük bir heyecanla açılışı yapılan Atatürk ve Gençlik Heykeli’ndeki kadın ve erkeğin gerçek kimliklerini kaç kişi biliyordur acaba?

‘Atatürk ve Gençlik Heykeli’nin, unutulup gitmiş hikayesinin üzerindeki tozu, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ergün Yolcu üfledi. Üniversitenin tarihiyle ilgili hazırlanan bir kitap için başladığı araştırma taaa 1951 yılına kadar uzandı.
Heykelin hikayesi, 3 Mart 1951 yılında Milli Türk Tale Birliği Yöne­tim Kurulu’nda, (MTTB) Atatürk’ün 13. ölüm yıl dönü­münden bir gün önce alınan bir kararla başlıyor. MTTB, İstanbul Üniversitesi’nin bahçesine bir Atatürk ve Gençlik anıtı yapılacağını, bedelinin kendileri ve İstanbul Üniversitesi tarafından karşılanacağını duyuruyor

Okumaya devam et “Heykel’deki O Kadın!”

Şems’in Makalatı’ndan…

Üveys Karani[1] Musatfa’nın huzuruna çıkmadı Peygamber yaşıyorken, yüzünde su ve çamur. Gerçi boş değildi, perdeler kalkmıştı ve özrü annesinin yanındaydı, o da hakkın işaretiyle. Ve Resul, Ömer’i ve bazı yarenleri onun halinden haber etmiş ve demişti benden sonra gelirse onun işareti budur diye. “Benim selamımı ona yetirin. Ama onunla fazlaca söz etmeyin!”

Okumaya devam et “Şems’in Makalatı’ndan…”

Yaşlı Ninenin Masalı

Azerbaycan masallarından: Qarı nenenin nağılı!

kar kış

Bir varmış bir yokmuş, Allah’tan başka kimse yokmuş. Bir yaşlı Nine varmış. Yaşlı nine bir köyde, bir kır evinde yaşarmış. Yaşlı ninenin uzun, ak saçları varmış. Saçlarını taradığında beline kadar inermiş. Ama gel gör ki yaşlılıktan beli bükülmüş, eğilmişmiş. Yürürken sanki yerde bir şeyleri arıyor gibiymiş. Neyse, bu yaşlı Nine yalnız yaşarmış, her işine de kendi koşarmış. Kendi evini süpürür, ekmeğini pişirir, yemeğini yapar, kimseye yük olmazmış.

Okumaya devam et “Yaşlı Ninenin Masalı”

şimdi gitmeliyim!

Bu şiiri Vehdan Abla’m için yazmıştım. Kış bitmedi, bahar gelmedi ve o gitti!

avuçlarımda yaktığım bu buruşmuş kağıt benim kaderimdir
kurşun kalemle yazdım      dumanı ondan karadır        kaşları çatık yağmur!
 
hep susturulmuş on dörtlük ölü gelinler vardı sesimde          duydunuz duymadınız
sizinle dağı aşmaya nefesim yetmedi             siz gidin bensiz
dağın diğer eteğinde beklerim           eteğimde yabani vişne dalları
 
gittiğiniz kumsaldan çakıl taşları toplayın benim için
duvar kenarlarındaki kimsesiz çiçeklere basmayın
onların gözüne benzer benim gözlerim
 
bahar ne zaman gelecek                   saçlarım bilirdi
ama bu kış belki hiç bitmeyecek                  
bahar belki de hiç gelmeyecek
bunu gelincikler söyledi         
sarhoş rüzgarda salınan o kırılgan öfke
 
bir daha geldiğimde soframız için kır çiçekleri toplayacağım
temizlikçi kadın çöp toplama abla diyecek biz güleceğiz…
 
şiir ezberleyemedim sevgilim senin için
seni ve beni yaktım
küllerimizi saçlarıma serptim
 
bilirsin avuçlarımda kınalı keklikler saklanırdı
gözyaşlarımda sarı sıcak günbatımı
eteklerimi çırptığımda günebakanlar bakardı
 
ben hiç doğmadım
ama ağladım hep
dokuzunda kardeşlerimin annesi ben
gönlümü sesini susturan ben
on yedisinde satılan ben
seni sevdiğimde sevmediğimden beş çocuk annesi ben
 
isyanım geç oldu geç
hücrelerim çürümeye başladığında baş kaldırdım
geç oldu adsız sevgilim!
 
böyle biteceğini hiç bilmezdim
 
şimdi gitmeliyim
sessiz ve mazlum
dökülen saçlarımı sabah rüzgarına veriyorum
güzelliğimi sana veriyorum kırlar
sana kumsallar dağlar
 
şimdi gitmeliyim        
bir avuç çakıl taşı bir de yol kenarındaki çiçeklerden alarak

yol kenarı

(foto, şiir: h.h.)

Nevruz Bayramımız kutlu olsun!

heftsin

Binlerce yıldır ateşi Odlar Yurdununda ayakta tutan ve bölgeye ilk yerleşen halk olarak bilinen Azerbaycan Halkının yaratıp ve Farsından Arabına, Kürdünden Hindlisine bütün halklara armağan ettiği Nevruz Bayramı kardeşliğin, barışın, eşitliğin ve insanın insana olan egemenliğinin, ırkçı ve dinci bağnazlıkların son bulduğu günün umuduyla bütün insanlığa, özellikle de bütün bölge halklarına kutlu olsun!

ateş

Benim yaralarım tuzum tuzum der!

1 Mayıs Marşı:

Muhabbet bağında bir gül açıldı
Bir derdim var bin dermana değişmem
Yüküm lal’i gevher mercan saçarım
Bir derdim var bin dermana değişmem

Cümle kuşlar dile gelir yazım der
Gövel turnam Şam’a gelir güzüm der
Benim yaralarım tuzum tuzum der
Bir derdim var bin dermana değişmem

Şah Hatayi’m muhabbete bakarım
Ben doluyum ben dolana akarım
Güzel pirim bir dert vermiş çekerim
Bir derdim var bin dermana değişmem

Garipbülbül gönlüm eğler ses ile
Nicelerin ömrü gitmiş yas ile
Arayıp bulduğum gür heves ile
Bir derdim var bin dermana değişmem

Dem vuralım!

Hayyam’ı okumak ne kadar güzelse onu anlamak da bir o kadar güzeldir. Bu anlamak, sadece söylenenin ne anlama geldiği noktasına varmak değildir, aslında Hayyam’ı okumanın tadı o noktaya gelmemekte ve sürekli anlamdan anlama, gönderiden gönderiye, renkten renge geçmek, dolaşmak ve kavuşamamaktadır. Bilmecelerin iç içe geçmiş sokaklarında, bahçelerinde dolanmanın tadına benzer bu. Tam da Hayyam’ı anladığını düşünürken ve bunun şevkine, tadına varırken bu anlamaya kuşkunun işvesinin düşmesiyle başka bir anlama meyil etmenin tadıdır bu.

Kısa bir süre önce Kamkaran grubunun da icra ettiği ve bu sayfada yayımlanan iki dörtlünün ilk dörtlüsü bu türden bir anlamsal işve dörtlüsüdür.

Önce Farsçasını veriyorum. Sonra Türkçesine geçeceğim.

Ta dest ber éttefaq ber hem nezenim /  Pai ze néşat ber sere ğem nezenim

Xizim-o demi zenim piş ez deme sobh / İn sobh demi zened ke ma dem nezenim

Bu dörtlüyü, sözünü ettiğim Kamkaran icrasında altyazı olarak şöyle çevirmeyi uygun bulmuştum (burada üçüncü ve dördüncü mısraın yerini değiştirerek veriyorum):

Birliktelik elini bir birine koymazsak / neşe tekmesini bu hüzne biz vurmazsak

Bu sabahlar çok ışır bizse soluksuz kalırız / kalkıp da tan ışımadan soluk almazsak           

Okumaya devam et “Dem vuralım!”