Beyaz Mintan (Vietnam’dan bir şiir)

Huy Cá­n
Huy Cá­n (31 Mayıs 1919-19 Şubat 2005)

Kalbinle, ruhunla geldin bana
Düşsel arınlığın sade beyaz mintanı içinde
Işık sağanağındı senin eski patika yolu boyunca
Ayaklarının yeşimi, biricikliğin kızıl rayihası
 
Senin sevimli uzun ince parmakların okşadı
Güneşin öptüğü nazik yuvarlak yanaklarını
Masmavi rüzgârı doldurdun saçlarına
Ve hava dağlarını odama estirdin

Okumaya devam et “Beyaz Mintan (Vietnam’dan bir şiir)”

yelelerinde hasretim…

Şiirin orijinal dili: Almanca 

Die erde unter meinen Füssen bebt
vom donnernden Hufschlag der Pferde
im Galopp stürmen sie davon
wild, ungezähmt, aufgescheucht
zur Flucht nach vorn
doch in ihren Mähnen
verfingen sich meine Wünsche
meine Schnsucht
mit ihnen zu fliehen

Pferdegeruch leigt in der Luft
und Wehmut
und ein wenig Neid
und am Horizont
tanzen kleine schwarze Punkte
und die Erde, auf der ich stehe
hat sich schon wieder beruhigt
als wäre es nur ein Traum gewesen
von Freiheit
oder
die Ahnung
von Unfreiheit

Çevirisi (h.h.)

ayaklarımın altında yer titriyor
aniden kopan fırtına gibi
dört nala geçen atların toynakvurumlarından
gem koparmış, yabansı, ürkmüş
ileriye koşan atların
yelelerine düğümlenir arzularım
hasretim
onlarla birlikte firari…

hava at kokusuyla dolu
ve acıyla
ve biraz da imrenme…
gözeriminde
küçücük siyah noktalar oynaşır
ve üzerinde durduğum bu yeryüzü
yeniden dinginliğe kavuşur
sanki bir düştü olup biten
özgürlüğün düşü
ya da
sezgisi
tutsaklığın!

(Şiir: Margot Bickel, Almancadan çeviri: haşim hüsrevşahi)

 

 

kaybedilen bebeğin şiiri

Lucille Clifton ile ilgili görsel sonucu
Lucille Clifton. 27 haziran, 1936 –  13 şubat, 2010 / Baltimore, Maryland

 

senin hemen hemen oluşmuş vücudunu yere düşürdüğümde
yere, şehrin altında akan sulara karışman için
atık sularla denize ulaşman için
ne bilirdim ben geri akan sular hakkında
ne bilirdim boğulmak hakkında
ya da boğulmuş olmak?

bir kış vakti doğmuş olmalıydın
havagazının kesildiği yıl
ve arabanın olmadığı
biz yürümek zorunda kaldığımız

genesee tepeleri’nden kanada rüzgarlarına
yabancı ellere kayıp gitmen için
burada olsaydın söylerdim sana
bütün bunları ve başka şeyleri

ve şayet ben bir dağdan eksiksem hep
senin kardeşlerin ve bacıların için
bırak ırmak benim başımdan akıp gitsin
bırak deniz beni götürsün denizleri serpip saçana
bırak kara derili adamlar beni hep yabancı diye çağırsınlar
senin asla adlandırılmayan hatırın için…
(1972)
(Ç: h.h.)

avın beşinci günü!

Etrafa bakındık
dünya dört biryandaydı
böyleydi mağaraları terk ettik
ve güneşe doğru yürüdük.
 
Bu dünyaya geldik
avcılar olarak
ve bize söylediler
yaşayamadığımızda
avcılar olarak
yitip gideceğiz
duman gibi!

[Bir kızıkderili şiiri
Resim ve Şiir: Michael Robinson
İngilizceden çeviri: h.h.]

Şairin çizdiği tablonun sol alt köşesindeki el yazısıyla kendi şiiri!

Biz efsaneleri gerçek yapmak için doğduk!

Geçen akşam Zoya’nın kahramanlığını anlatan blogumu yeniden anımsamış sizinle paylaşmıştım. Bugün düşünüyordum acaba Zoya şiir okusa kimi okurdu, müzik dinlese kimi dinlerdi, not alsa ne yazardı okuduğu roman hakkında?… Arama motoruna Zoya Kosmodemyanskaya ve Mayokovski yazdım. Bir seri yazı çıktı. Ancak birisi tam da sorduğum sorulara yanıt veriyordu ve fazlasını… sizinle paylaşıyorum. Çok uzun bir yazıdır. Okudukçe o kış gecesinde sanki donan benmişim gibi oldum ve sanki içimi ısıtan Zoya’nın alev alev yanan umut dolu ruhu ve yaşama sevinciydi! 
Dinleyin !
Bu yıldızları böyle
                                        her gece
                                                       niçin yakarlar ?
(V. Mayakovski)

Paylaşmadan edemedim, iyi okumalar:

Zoya Kosmodemyanskaya

Rusların savaşma azmini kırmak için, Wehrmacht, işgal edilen bölgelerde bir terör saltanatı kurdu. Fakat terör halkın gözünü korkutacak yerde, düşmanın cephe gerisinde giderek artan bir direnişe yol açarak halkın kararlılığını ateşledi. Partizan savaşı direnişin belirleyici biçimi haline geldi. Savaş sırasında faaliyette olan ve toplam gücü bir milyonu geçen, 6000’den fazla partizan birliği vardı. Bu bir milyondan fazla partizan içinde, genç bir kadın, onun Nazilerce çizilen kaderini öğrenen yoldaşlarının gözünde bir efsane halini aldı.

Bu genç kadın Zoya Kosmodemyanskaya idi. Soyadı, pek çok Rus soyadında olduğu gibi, Hristiyan azizlerinin isminden türetilmişti: Kosma ve Demyan.

Okumaya devam et “Biz efsaneleri gerçek yapmak için doğduk!”