O resim!

AdsızBu resmi ne zaman görsem yüreğime tanımsız bir acı, bir sızı iner. Gurur dolu bir sızı. Ah ne güzel böyle güzel insanlar var bu çirkinliğe boğdukları dünyada. Ne zaman bu resmi görsem bir şiir fısıldar kulağımda, kulağımda tefler çalar, bir keman sesi yükselir. Bu resmi ne zaman görsem demir demir üstünde kayar, kırbaç et üstünde şaklar, bayrak rüzgarda, bulut, sis ve köpüklü deniz dalgalanır, ağaçlar birden çiçeğe oturur, gözyaşları tersine akar. Bu resmi ne zaman görsem…

o kuş…

güneş batarken o kuş kırgın bir rüzgar taşıyordu ağzında
dallar üşüdüğünde bir masal vardı kanatları altında
öpülmedik yer bırakmamıştı oysa çılgın sesinde
delik deşik bir gerilla gibi salınıyordu o dalda!

sözcükler var yeni kuşanır ayaklanmaya
sözcükler var yaralı, kanlı, paramparça
sözcükler var tarla sessizliğinde günebakan
sözcükler var cehennem eşiğinde ayakta!

Okumaya devam et “o kuş…”

Uçraşqanda

Uçraşqanda (Karşılaşınca)

Söz: Abdülrehim Ötkür
Best ve söyleyen: Abdürehim Heyit

Sähär körgän çeğim közüm sultanini, (Seher çağı gördüm gözümün sultanını)
Didim sultanmusän? U didi yaq-yaq (Dedim sultan mısın? O dedi yok yok!)
Közliri yalqunluq, qolliri χeniliq, (Gözleri ateş yurdu, kolları kınalı)
Didim Çolpanmusän? U didi yaq-yaq. (Dedim çolpan mısın? O dedi yok yok!)

Okumaya devam et “Uçraşqanda”

sen merdivenlerimi tırmanmadın

geyik

– sen merdivenlerimi tırmanmadın
kuyularıma indin
kayısı çiçekleri açarken saçlarımda
sen adımı unutmaya gittin

– ben senin gözlerini terli avuçlarımda taşırdım
yüreğimde taşırdım çıldıran kalbini
senin gözlerini şehrin gürültüsünden sakınırdım
soluğunu ağzımda saklardım

– bütün delilerimi senin sokaklarına salardım
çıldıran sözcüklerimi sesine verirdim
yoksuldum
kalbimi verirdim

Okumaya devam et “sen merdivenlerimi tırmanmadın”

Eşi Meşi!

Bir Mesel ve bir Film!

“Goncéşkeké eşi meşi” ya da “mini minicik serçecik” olarak diyebileceğimiz bir İran meseli ya da koşmacası. Vikipedia’daki Hasan Hatemi’nin notuna göre, Kazerun lehçesinde “Eşi meşi”, “ba şah meşin, şahla oturma!”nın kısaltılmış şeklidir. Çok onurlu ve krallara eğilmeyenlere denir.

Ezgi ilk olarak ünlü sanatçı Peri Zengene, daha sonra da Ferhad Mehrdad tarafından seslendirilmiştir. Ezginin müziği ünlü müzisiyen İsfendyar Monferdzade’ye aittir. Eşi Meşi ezgisi siyasi içerikli Geveznha (Marallar, Dağ maralları) film için seslendirilmiştir. Bu film Mesut Kimyai’nin en önemli yapıtlarından biri olup baş rolünde oynayan Behruz Vosuki için ödüller kazandırmıştır. Geveznha filminin önemi İran’da baş gösteren ilk gerilla hareketi sayılan Siyahkel ormanlarındaki silahlı ayaklanma sonrasında (gerillaların tümü Şah tarafından öldürülmüştür) ve harekete gönderileri olan bir film olarak ekrana gelmiş olmasıdır.

Okumaya devam et “Eşi Meşi!”

Enerji kaynakları ve Din savaşları!

Amerika’da son günlerde haber ajansları IŞİD’in Hristiyan kadın ve çocukların başlarını kestiklerini servis ederek nefret ve kine dayalı geniş bir kamuoyu oluşturmaya başladıkları görülmektedir. Ancak bu katil örgütü kim yarattı, onlara silahları kim verdi, onları nerede kim eğitti, kim onlara siyasi hedef oluşturup ellerine tutuşturdu ve kimler hala onlara var güçleri ile yardım etmekte, bu konularda her hangi bir haber yok ve halkı bilgilendirme yok doğal olarak!!

Okumaya devam et “Enerji kaynakları ve Din savaşları!”

dün gece neredeydin?

Şiir: Mevlana
Söyleyen: Şeceryan
Ç: h.h.

can ve cihan dün gece neredeydin?, can ve cihan dün gece neredeydin?, yo yanlışım kalbimizdeydin,
ah ki ben nasıldım dün gece , ah ki ben nasıldım dün gece
ah ki sen dün gece kiminleydin, ah ki sen dün gece kiminleydin
kıskanırım keşke hırka olaydım, çünkü hırkanın bağrındaydın
kıskanırım keşke hırka olaydım, çünkü hırkanın bağrındaydın
korkarım sana sormaya, korkarım sana sormaya, “zavallı bensiz neredeydin?”
aynasın, rengin birinin yansısıdır, aynasın, rengin birinin yansısıdır,
sen tüm renklerden ayrıktın, sen tüm renklerden ayrıktın,
iyi yüzünün rengi tanıktır, iyi yüzünün rengi tanıktır
Tanrı lütfunun haremindeydin

Gazelin tümü:

can ve cihan dün gece neredeydin? / yo yanlışım kalbimizdeydin
dün hicrinden cefa gördüm / sen ki vefa sultanıydın
ah ki ben nasıldım dün gece /  ah ki sen dün gece kiminleydin
kıskanırım keşke hırka olaydım / çünkü hırkanın bağrındaydın
korkarım sana sormaya / “zavallı bensiz neredeydin?”
yeğni tinim, kaçışı anında sen / Saba rüzgarından daha hızlıydın
sensiz acı ve bela beni sardı / ola ki sen bela olaydın
iyi yüzünün rengi tanıktır / Tanrı lütfunun haremindeydin
rengin var, dünya renginden arın / sen ölümsüz rengindeydin
aynasın, rengin birinin yansısıdır / sen tüm renklerden ayrıktın

şiir: mevlana
ç: h.h.

can ve cehan duş koca budéi? / ni qaletem der délé ma budéi
duş zé hécré to cefa didéem / éy ké to soltané vefa budéi
ah ké men duş çé san budéem / ah ké to duş ké ra budéi
reşk berem kaş qeba budemi / çonké der ağuşé qeba budéi
zehré nedarem ké béguyem tora / “bimené biçaré koca budéi?”
yaré sobok ruh bé veqte goriz / tizter ez badé seba budéi
bito mera renc-o bela bend kerd / baş ké bende bela budéi
rengé roxé xubé to axér govast / der heremé lotfé xoda bud”i
reng to dari ké zé rené cehan / paki-o hemrengé beqa budéi
ayénéi rengé to eksé kesist / to zé hemé reng coda budéi

Vegan-Feminist Kamptaki Tartışmaya Dair.

yasemingumuss adlı kullanıcının avatarımorugultu

15.07.2014 / Muğla

“Eril” kelimesi erk, güç, iktidar ve de tahakküm ile ilişkili ve hatta direkt onları temsil eden bir kavram olmakla birlikte herhangi bir cinsel kimlikten bireyin de eril davranışlarda bulunabileceği/bulunduğunu kabul etmek gerekir. Zaten “eril” hallerimizin farkına varıp, onlarla yüzleşip ve mücadele pratiklerimizi geliştirmek gerekliliğini savunan ve  “eril” haller(im)le mücadele eden bir birey olarak eril davranışı asla tek bir cinsel kimliğe indirgemediğimi beyan ederim. Eril tahakkümle mücadele edilen bir alanda (yani feminist bir kampta) “eril” davranışla karşılaşıp buna tepki verilmesinin “transfobi” üzerinden okunma çabası üzücü birşey olarak görmekteyim. Elbette “seksizmden, transfobiden, türcülükten, homofobiden…” azade değiliz ve azade olduğumu iddia etmiyorum. Çünkü  içinde doğduğumuz “toplumsal yapı”, mevcut bir yığın iktidar pratiğini içselleştirmemize habitusumuz aracılığıyla neden olmuştur. “Yapı”nın içerisindeki bize dayatılan konumlara ve içselleştirdiğimiz pratiklere karşı direniş ağımızı örmeye başladığımız anda, bunlarla yüzleşerek aslında kendi içimizdeki iktidarla da her gün yüzleştiğimizi göstermez mi? Bu “seksizm, transfobi, türcülük, homofobi, bifobi…” değişen…

View original post 551 kelime daha