ben ne bileyim…

Mansur Hallaç’ın sesine ses diye Mevlana’nın gazellerinden.

Bana kiminlesin dersin ben ne bileyim
neden böyle mecnunsun? Ben ne bileyim
Böyle zavallı düşmüşken aşkıma
nasıl kalkışırsın? Ben ne bileyim
Ben aşkının denizlerinin dalgalarında
nerdesin dersin, ben ne bileyim
Şayet öldürülmüş tanrıysan, dersin
tanrılıktan neyin var, ben ne bileyim
Ne ararsın artık, dersin 
ışığın ötesinde, ben ne bileyim…
Bu kafeste işin ne, dersin
havaların kuşuysan şayet, ne bileyim
Benim doğru bir yolum vardı yitti gitti
o Hatai Türk’ün yüzünden, ne bileyim
Bir gece ansızın çaldı Şems-i Tebriz
tek olan benden ikiyi, ne bileyim
(h.h.)

anlamadı

Sırta geçen tırnakların şehveti gölgesinde
Kıpırdanır huzursuzca rahmindeki
Devir siyah gözlere gözleri
Anasını yırtarak kanlı suareler de doğarken şiir.
İşte adını koyamadığın bebek
Haykırsın kime ne?
Candan can gitse de zira
Nefir sesidir duyduğun aldırma.
Açılan bacaklardan süzülen sülfürlü gözyaşları
Kokuşmuş ten de tuzlu zerresi avuntunun
 Okumaya devam et "anlamadı" 	

Hrant Dink’e fısıltı

neden güvercinler aniden o avludan havalanınca sen geliyorsun aklıma
kanat kokulu balkonum neden senin yırtık pençeli pabucunu anımsatır
biliyorum biliyorum
sen de mırıldanıyorsun şimdi
dinini dinime çarptılar altın yaptılar
dilini dilime çarptılar altın yaptılar
sınırını sınırıma çarptılar ölüm üstüne ölüm
böyle yüzü koyun kalacaksın zaman aşımına değin!
  Okumaya devam et “Hrant Dink’e fısıltı”

Adalet yerini bulsun diye

ÖMER TÜRKEŞ’in ‘Ölümü Gözlerinden Gördüm’ adlı romanım üzerine eleştirel yazısı: Kitap / Radikal İnternet, 30/04/2010

‘Ölümü Gözlerinden Gördüm’, yalnızca tarihin unuttuğu ve öğüttüğü ezilmiş insanları, siyasi ve toplumsal kötülüklerin yol açtığı felaketleri, iktidarların ve suç ortaklarının sığındıkları büyük yalanları teşhir etmekle kalmıyor; adaleti ve hakikati aramak için akla ve vicdana sesleniyor Okumaya devam et “Adalet yerini bulsun diye”

geç vakittir

bayan sizi bana kirazlar getirdi

vişne miydi yoksa dudaklarınızdaki

ben yağmurlu kumsalda gözü kapalı yürüdüm                          hep yalınayak

yağmurla dalgaların sevişmesi getirdi sesinizi

şarabın son kadehiydi

 aç mavilikler bayan sapanı anımsatır bana hep

gece yirmi dörde geldiğinde bayan                            sizi çok sevdim

sevginiz beni ürkek kıldı

istanbul sokakları bulaşır her yanıma saat yirmi dörde geldiğinde

 bayan siz güldüğünüzde nar tanelenir ömrüme

sustuğunuzda bayan                    geç vakitlerdir hep               

zaman beklemiyor demiştiniz!

(foto ve şiir: h.h.)