hayat ki bir oyundur oyunlardan!

Hayat ki bir oyundur oyunlardan, ya biter ya da biter!

Satranç geldi çıktı İran mülküne! Sunuldu padişaha. “Ne ola bu?” diye sordu padişah. Anlatıldı: “Buna satranç denir. Akıl ve sabır işidir. Hayattır ve mücadele. Görürünürde 64 hane var! Yarısı siyah, yarısı beyaz. Tümü paylaşılmış siyah ve beyaz ordular arasında. 16 ülkede siyah ordular, 16 ülkede beyaz ordular hâkim. 32 hane boş. Kim ki tüm bu 64 haneden karşı orduyu silerse kazanır. Evren onun olur!”

Padişah düşündü, taşındı. “Öğretin bana bu oyunu ki dünyayı fethetmek isterim!”

Dendi: “Öğretmek kolay, öğrenmek de ancak sır orada değil!”

“Nedir sır?”

“Karşılığında ne verirsin?”

“Ne istersin?”

“Haneleri sayısınca buğday!”

“Yani ki 64 buğday tanesine karşılık mı açık edersin sırları?”

“Hayır! Koy ilk hanesine bir buğday tanesi, ikinci hanesine iki katı, üçüncü hanede üç katı ve sonraki hanelerde o hanenin kendi katı… beşinci hanede bu hanedekinin beş katı!”

“Kolay bu… Verildi say!”

“Sayamam… Çünkü sen de sayamazsın!”

“Bu ne cüret?”

“Cüret değil gerçek! Ne saraydaki ne ülke buğday depolarındaki buğday yetmez borcunu ödemeye!”

“Niye ki?”

“Beşinci hanede 256 adet buğday olacak, altıncı hanede 256×256!, Yedinci hanede 4.294.967.296 tane olacak ve sekizinci hanede 4.294.967.296 x 4.294.967.296 tane! Yani 184.467.440.737.096.000.00! Sonra dokuzuncu haneyi düşün! Devam edelim mi?”

“Gerek yok!”

“Daha ilk hükümranlığın ilk sekiz ikliminde sayı budur düşün 64.cü hanede rakamın dehşetini!”

“Haklısın. Bunca buğday bulunmaz değil bizim sarayımızda, ülkemizde dahi!”

“Öyleyse sır bende kalır!”

“Yazık!”

“Yazık!”

Padişah oyunu oynamayı öğrendi lakın sır bir sır olarak kalakaldı. Bir gün padişah huzura çağırdı mülkünün en akıllı, en hekim, en bilge, en hilekar ve en şakacı adamlarını. Padişha, “! Satranca karşı bir oyun isterim sizden! Bu oyuna karşı bir oyun! Bir sırra karşı bir sır! Hiç bilinmeyen bir oyun!

Zaman geçti ve gün geldi en akıllı, en hekim, en bilge, en hilekar ve en şakacı adamlar huzura çıktılar. Ellerinde dikdörtgen yayvan ahşap bir kutu. Padişah sabırsızca, ““Anlatın nedir bu? Satranca nasıl karşı koyacak?”

En bilge olan kutunun iki kanadını iki yana açtı ve padişahın önüne serdi. Sonra elindeki siyah kesede on beş siyah pul, beyaz keseden 15 beyaz pul çıkardı ve bir düzen içinde dizdi tahtanın içinde çizilmiş bölümlere. Ve sonra söze başladı: “Bu basit bir oyundur. Ne basitliği anlaşılır ve ne de sırrı!”

“Anlatın!”

“Bu gördüğünüz insanın yaşamıdır. Oyun başlarken açılır ve yaşam bitince kapanır! Gördüğünüz gibi 30 taş var. 30 gün. 15’i gecedir siyah, 15’i gündüzdür beyaz. Her kanat ikiye bölünmüş, toplam 4 hane, dört mevsim. Toplam hane sayısı 24’tür.  24 saat. Her mevsim 3 geceli gündüzlü 3 ay. Her yanda 12 hane, 12 mevsim. Oyunun gayesi bir baştan başlayıp bahardan, sonra yaz mevsimi, sonra güz ve en son kış mevsiminde pullarımızı toplarız, teker teker hayat sahnesinden dışarı çıkarırız. Doğarız, ilerleriz son haneye. İlerlememiz zarlarla olur. Zar kaderdir, şanstır. İmkandır o anda, sadece o anda tanınır. Başka zaman başka şans. Kaderin her yüzünün toplamı 7’dir. 7 kainat, 7 yer yüzü, 7 yerin dibi. 7 haftanın günü! Bir yüz diğerine benzemez onu tekmil eder, tamamlar. Zar ki kaderdir ne gösterirse onunla ilerlemeye mahkumuz. Hangi haneye konmaksa, hangi oyunu oynamaksa oyuncunun iradesine bırakılmış. Ancak zaman gelir kaderin şansın tanıdığı imkan karşı insanın kaderindeki haneyle kapanmış olur. İlerleyemezsin. Son mevsimin son günlerine gelince ve gecelerimizi ve gündüzlerimizi oyun sahnesinin dışına atınca oyunu kazanırız! Biri kazandığında mutlaka diğeri kaybeder. Bu sahnede iki zafer yoktur. Bir daha şans tanınır! Bir daha… ve sonra biter!”

“Ama günlerin tümünü oyunun dışına atmak ömrün sonu değil midir?”

“Sonudur!”

“Bu ölüm değil midir?”

“Ölümdür!”

“Ölüm için mi oynuyoruz?”

“Biz oyunun içindeyiz ve ölümle sonlanırız. Bu ise oyunun sırrıdır!”

“Gönderin öyleyse satrancı bize getirenlere… Söyleyin oyunuzun sırrı buradadır. Keşfedilmiştir! Bu kez siz düşünün! Biz bildik ki yaşam ölüm içinde, ölüm yaşam içinde!”

“Gönderilir!”

“Adı nedir bu oyunun?”

“Oyun Tahtası![1]

“Yaşam bir tahttır, bir tahta! Ve oyunla meşgul olmamız için pullar ve zarlar!”


[1] Farsça Taht-i Nerd denir. Tavla.

Hepsi içinde yayınlandı

Yorum bırakın