Sohrab’tan mektup var!

Nazi;

Bakıyorum ve bir şeyler bende sürgün veriyor. Bu bulutlu günde ne de aydınım. Dünyanın bütün ırmakları bana akıyor. Ben ki hiçle dolurum. Toprak güzelliklerle dolup taşıyor. Benim gözlerimde yer kalmadı… bizim gözlerimiz küçük değil, güzellik sonsuzdur.

Yazın gölgesindeydi seni gördüm ve dün mektubun geldiğinde seni görmenin izi yerdeydi ve tazeydi. Şemiran’ın gün ortasında biz nelerden söz ediyorduk? Benim ellerim dünyanın aydınlığıyla doluydu ve sen kendi ruhunun aydın gölgesinde duruyordun. Bazen bir kuş gibi şaşkınlıkla yerinde kalakalıyordun.

Nazi, sen sudan daha iyisin. Sen buluttan daha iyisin. Sen tanyerine varacaksın. Sakın kaymayasın. Ben senin dostunum ve elini tutarım. Akar ol, kuşlar böyledir çünkü ve bitkiler de. Ağaca vardığında seyre dur. Seyir seni göğe götürecek. Bizim zamanemizde bakmayı öğrenmemişler ve ağaç evin süsünden başka bir şey değil ve kimse komşunun evinin çiçeklerine inanmıyor. Bağlar kopmuştur. Kimse ay ışığında yürümüyor ve bir karganın kanat çırpmasıyla aymıyor ve tanrıyı taraçanın yanında görmüyor ve ebediyeti su sürahisinde algılamıyor.

Gözlerde dal yok. Damarlarda gökyüzü yok. Bu zamanede ağaçlar insanlardan daha şendir, güler yüzlü. Dağlar dileklerden daha yüksektir. Kamışlar düşüncelerden daha doğrudur. Kar gönüllerden daha beyaz. Ayıplama. Bir gün gelecek ve ben gidip komşu evin bahçesini sulayacağım ve sen komşu evin çam ağacını selamlayacaksın ve bıldırcınlar bizim soframıza oturacaklar ve insanlar ağaçlardan daha sevecen olacaklar. Şimdi üzülme şayet dükkanlarda çiçeklerin ayağı altında onların fiyatlarını yazıyorlarsa ve horozun kafasını tan atmadan kesiyorlarsa ve atı arabaya koşuyorlarsa, kalmış yemekleri veriyorlarsa dilenciye. Böyle kalmayacak.

Kendi boyunun yükseğine çık ve kendi güneş doğuşunu bekler ol. Dünyayı okşa. Pencereyi aç. Sarmaşığı gör. Aydınlığa sarıl. Çöpten yüz çevirme ki hakikatin bir parçasıdır. Sürgün ver. Dolup taş ki taşkınlığın her yöne akıversin. Bir ses çağırır seni. Yönel. Kendine örnek ol. Kendi gözlerinle gör. Kendi bulgularınla yaş. Kendine dal ki başkalarına yaklaşasın. Kendi iletin ol. Kendi iletini dillendir. Kendi içinden meyve kopar. Dalları öyle dolu görürsün ki sepet arzularsın ve senin filen için bir dalın dolgunluğu yetecek.

Bu bulutlu günün ortasında ben seni çağırdım. Ben seni dünyanın ortasında çağıracağım ve sesinin yolunu bekler olacağım ve bu yalnızlık deresinde sen akar su ol ve fısılda. Ben duyacağım.

Sohrab

27 Mart 1963

(h.h., 04/04/2020)

سهارب سپهری، عکس از عباس حجت پناه | کاروان مهر

Koronayla savaşta önerimdir:

Önerimdir (1), 17 Mart 2020:
1- Büyükşehirler karantinaya alınsın, sokağa çıkma yasağı getirilsin
2- Fuar alanları hastaneye dönüştürülsün, büyük oteller karantina gerekirse izolasyon merkezlerine dönüştürülsün
3- Maske, eldiven, dezenfektan vs. muhtarlar kanalıyla halka ulaştırılsın
4- Gerçekler tüm çıplaklığıyla halka anlatılsın ve güvene dayalı ulusal dayanışma sağlansın
5- Hurafe yayanlara ve halkı bilimsel yöntemlerden uzaklaştıranlara ciddi yaptırımlar uygulansın.
6- Sağlık ordusu ve tüm hastaneler tam anlamıyla ve tüm hızıyla donatılsın
7- Diğer ulusların tecrübelerinden ciddiyetle yararlanılsın
8- Toplumsal neşe mutlaka sağlansın, morallerin yüksek ve felaketle savaşın umutla yürütülmesi sağlansın
9- Halkı dolandıranlar, karaborsacılar en ağır şekilde cezalandırılsın
10- Felaketi fırsata dönüştürerek din, dil, ırk ve cinsiyet farkı gözetmeyen virüsten öğrenerek din, dil, ırk ve cinsiyet farkı gözetmeden halk olarak omuz omuza vermeliyiz…
Önerimdir (2), 24 Mart 2020:

Okumaya devam et “Koronayla savaşta önerimdir:”

Bütün Dünyaya Uyarı!

300 İtalyan doktordan dünyaya Koronavirüsle ilgili açık mektup:

Önlem almak için hükümetinizi harekete geçmeye zorlayın!

Muhakkak bildiğiniz gibi, İtalya’da çok vahim bir koronavirüs salgını yaşıyor.
Virüs, ortaya çıkışının ardından geçen 3 hafta gibi kısa bir sürede 10.000 kişiye bulaştı. Elimizdeki verilere göre, hastaların yüzde 10 kadarı yoğun bakıma veya yarı-yoğun bakım yardımına ihtiyaç duyuyor ve hastaların yüzde 5’i ölüyor.

Öyle trajik bir durumdayız ki, İtalya’nın Lombardiya eyaletinin en zengin bölgesi, sahip olduğu en yüksek kalitede ve en iyi şekilde işleyen sağlık sistemine rağmen şu an neredeyse tam kapasiteyle çalışmak durumunda ve çok yakında yeni Covid-19 hastalarına bakmak çok zor hale gelecek.

Okumaya devam et “Bütün Dünyaya Uyarı!”

Muzaffer İlhan Erdost’u kaybettik!

Mayıs 2004’te bir grup arkadaşla birinci Komşu Aç Kapıyı: Türkiye-İran Edebiyat Şenliği’nin düzenlemiştik. Bu etkinliğin ilk ayağı Ankara’da yapılmıştı. Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde. Ve konuşmacıların biri de Muzaffer İ. Erdost’tu. Konuşmasında şöyle bir vurgusu vardı: “Komşu kapıyı aç etkinliğinin gerçekleşebilmesi dileğinin yerine gelebilmesi halkların bağımsız ve demokratik yönetimlere kavuşmasıyla mümkündür.” O zamanda haklıydı, bugün de! Devingen Edebiyat dünyasının başı sağ olsun.

Muzaffer İlhan Erdost ile ilgili görsel sonucu

ben aynada yalnız kalınca… 13 Şubat için

ben senden ölürdüm
oysa sen benim yaşamımdın

sen benimle giderdin
sen bende okurdun
ben caddeleri
başıboş dolaşırken
sen benimle giderdin
sen bende okurdun

sen, ulu çınarlar ortasından sevdalı serçeleri
pencerenin gün ışımasına çağırırdın
gece yinelendiğinde
gece bitmediğinde sen
ulu çınarlar ortasından, sevdalı serçeleri
pencerenin gün ışımasına çağırırdın..

Okumaya devam et “ben aynada yalnız kalınca… 13 Şubat için”

Furuğ’un o mektubu

İbrahim Golestan’ın Ferzane Milani’ye verdiği ve onun kitabına koyduğu mektupların arasında bir tanesi çok dikkat çekmiştir. Bunun nedeni bu mektupta Furuğ’un çok samimi bir dil kullanarak sevdiği erkeğe istediği gibi yazmasıdır. O kitaba ve özellikle bu mektuba karşı, okurlar arasında iki taban tabana zıt tutum ortaya çıkmıştır. Birinci grup inanıyordu ki, bu mektup çok özeldir, yayınlanması Furuğ’un özeline, hanesine tecavüz sayılır. Ablası Puran Ferruhzad da bu gruptandı. Diğer grup ise,  Furuğ’un mektuplarında “özel” alan kalmamıştır. İbrahim Golestan bu gruba aittir. Ben derleyip hazırladığım ve Totem Yayınlarından (2019) çıkan, Önce Ben Öleceğim  adlı kitapta bu mektubu ilk kez Türkiye’de ve Türkçe olarak yayınladım. Kitapta eklediğim açıklamayla birlikte burada yeniden yayınlıyorum:

Okumaya devam et “Furuğ’un o mektubu”