sen, Havva!

Havva dinle!
ben senin avare oğlunum…
 
cehennemin kapılarını açtılar Gazze’de
çocuk Havva’yı salkım bombalarıyla yaktılar evinin önünde
ne zaman sokağa çıksam
cehennemin kapıları var karşımda
 
soracak kimsem kalmadı
Habillerin ikiyüzlü çıktı Havva
Kabillerin ilk yalan!
hangi omuza kolumu attıysam
yaralı yanıma düştüm
 
Bağdat sokakları haramilerin haram adımları altında
İbrahim’in közlerinde bebekler közleniyor Havva
bu sürgün böyle olmamalıydı…
 
keşke sen de kör olsaydın Havva
ışığı bilmeseydin ve göstermeseydin!
 
keşke bütün evlatların Nuh’un tufanında boğulsaydı Havva!
lal olsaydık sağır olsaydık…
keşke büyümeseydik hiç
renkli çiçeklere ikiz kalsaydık pınarlara
 
Havva bilmiyorsun
bıçak nardan geçer gibi geçiyor günler
 
ne olurdu he deseydin ve yasakları delmeseydin
öğretmeseydin bize isyanı!

Şiir Saati ve Mevlânâ

Özdemir İNCE

Şiir Saati ve Mevlânâ

ON kadarının adı bilinir, bazıları gazetecilerde, kitapçılarda vitrine konur ama Türkiye’de 500 kadar edebiyat ve şiir dergisi yayınlanır.

Nasıl yayınlanır? Onu ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Harçlıklar toplanarak, giyim ve kuşamdan keserek, imece ile? Daha başka, akla gelmeyecek yöntemleri de vardır. Ama sonuçta yayınlanırlar, dağıtılırlar, okunurlar. Türkiye’nin düşünce, edebiyat ve sanatına büyük katkılarda bulunurlar. Her yıl çoğu batar ama yerleri hemen doldurulur. Bugün bunlardan birinden ve yaptığı bir işten söz edeceğim.

Okumaya devam et “Şiir Saati ve Mevlânâ”

ben ne bileyim…

Mansur Hallaç’ın sesine ses diye Mevlana’nın gazellerinden.

Bana kiminlesin dersin ben ne bileyim
neden böyle mecnunsun? Ben ne bileyim
Böyle zavallı düşmüşken aşkıma
nasıl kalkışırsın? Ben ne bileyim
Ben aşkının denizlerinin dalgalarında
nerdesin dersin, ben ne bileyim
Şayet öldürülmüş tanrıysan, dersin
tanrılıktan neyin var, ben ne bileyim
Ne ararsın artık, dersin 
ışığın ötesinde, ben ne bileyim…
Bu kafeste işin ne, dersin
havaların kuşuysan şayet, ne bileyim
Benim doğru bir yolum vardı yitti gitti
o Hatai Türk’ün yüzünden, ne bileyim
Bir gece ansızın çaldı Şems-i Tebriz
tek olan benden ikiyi, ne bileyim
(h.h.)

anlamadı

Sırta geçen tırnakların şehveti gölgesinde
Kıpırdanır huzursuzca rahmindeki
Devir siyah gözlere gözleri
Anasını yırtarak kanlı suareler de doğarken şiir.
İşte adını koyamadığın bebek
Haykırsın kime ne?
Candan can gitse de zira
Nefir sesidir duyduğun aldırma.
Açılan bacaklardan süzülen sülfürlü gözyaşları
Kokuşmuş ten de tuzlu zerresi avuntunun
 Okumaya devam et "anlamadı"