Yaşar Kemal’siz…
Yaşar Kemal’siz kalmak birden bilmediğin sokaklarda kaybolan bir çocuk yapıyor insanı!
Gölgesini toplayıp giden bir çınarın arkasından susuz bakmak gibi bir şey bu gidene bakmak!
Yaşar Kemal’siz bir dünya çok daha kahpe görünüyor, çok daha karanlık ve çekilmez!
Yaşar Kemal’siz bir dünya güzel atlıların ardı sıra toza toprağa bulanmış gözyaşlarıyla hasretine dalmak gibi bir şeydir…
Yaşar Kemal’siz bir dünyada çakallar fink atar ancak!
Biliyorum, gidişin ne zaman olsa beklenmedik olacaktı, oldu! Güle güle aydınlığı kitaplığımın!
Kış gecesi düşü!

Kar yağıyordu, kar üstüne
Cennetin ve yeryüzünün buz kesilmişliğine
Ne kadar derin uyuduysam o kadar büyüdüm
Çegem lalelerinin ısıtan alazlarıydı.
Kar yağıyordu. Duygular şarkı söylüyordu
Karın beyzalığından uzaklarda
Kar yağıyordu. Ağaçlar yeşeriyordu
Nasıl da yeşilsin, kış düşleri, sen!
(İngilizcesinden çevirdim)
yoksun diyelim eğer ki varsan hoş ol!
Hayyam’dan çevirdiğim 3 dörtlü:
Ölünce beni badeyle şarapla yıkayın
telkinimi eskil köhne şaraba bulayın
Mahşerde bulmak ister iseniz eğer
beni meyhanenin toprağında arayın
*
İç şarabını ölümsüz ömür işte budur
gençlikten elinde kalan işte budur
Çiçekler ve şarap vaktidir dostlar sarhoş
hoş ol sen de, bütün yaşam işte budur
*
Hayyam eğer şarapla sarhoşsan hoş ol
ay yüzlü bir güzelle oturmuşsan hoş ol
Zira ki cihanın sonu yokluktur yok
yoksun diyelim eğer ki varsan hoş ol
(Hayyam dörtliklerinden, ç:h.h.)
gel beni öldürelim!
gel beni öldür sevgilim
ölümlere yakalandım
bulaşmam var
dünya kadınlarını kurtarmalısın
gel beni öldürelim
bulaşmamı bağışlayalım bir söyleşe
ben iyiyim
saat kılıcı birkaç dakika geçiyor
ben kendimden bir gömlek ve
kızıl taçyaprakları birkaç yaprak kalmış rubaiye
zumla bakışlarını başkaldıran çıplak memelerime
başını bu araya yaklaştır
taş kırmayı bilir sadece
kır.
(Ziba Kerbasi, Zibahu, ben iyiyim adlı uzun şiirinden bir böüm, Farsçadan çeviri: h.h.)

بیا مرا بکش عزیزم
من کشتن ګرفته ام
سِرایت دارم
باید زنان جهان را نجات دهی
بیا مرا بکشیم
و سِرایتم را به سُرایتی ببخشیم
حالم خوب است
ساعت چند دقیقه از تیغ ګذشته
من یک پیرهن از خودم و
ګلبرګهای سرخ چند برګ مانده اند به دوبیتی
زل بزن در پستان های سر به هوای برهنه ام
سرت را نزدیک بیار بزن این لا
سنګ فقط شکستن بلد است
بشکن
بخشی از شعر بلند حالم خوب است، زیبا کرباسی
(ترجمه به ترکی : هاشم خسروشاهی)
iki dev çınar yan yana!
İran’ın günümüz edebiyatının tartışmasız ustalarından, yazınsal eleştiriyi başlatan, Farsça yeni şiir akımının babası, Pen Kanada dönemsel başkanı, İran ve Toronto üniversiteleri eski hocası, edebiyat teorisyeni, romancı, şair, insan hakları savunucusu Rıza Beraheni ve hakkında tek bir sözcük bile söylemeye gerek olmayan Yaşar Kemal yan yana!
aaah Furuğ! bak bir tanen Kami ne halde!
Furuğ Ferruhzad’ın oğlu: Kamyar. Furuğ’un deyişiyle Kami! Furuğ, eşi Perviz Şapur’dan ayrıldıktan sonra ömrünün sonuna kadar bir daha Kami’yi görmedi ve onun hasretiyle tutuşup yandı. Bu yasağı koyan ve sürdüren eşi yazar Perviz’di. Furuğ, Ev Karadır filminin çekimi sırasında Tebriz Cüzamhanesinden Hüseyin Mansuri’yi evlatlık edindi. Hüseyin şu anda Almanya’da yaşamakta ve çevirmenlikle uğraşmakta. Kami’nin dediğine göre, Furuğ’un Hüseyin’i seçmesindeki en önemli neden onun Kami’ye benzeyişiydi. Furuğ’un oğlu Kami ise, İngiltere’deki yaşamı sonrasında Tahran’a döndü. Ve şimdilerde 63 yaşlarında ve Tahran sokaklarında, parklarında dolaşarak gitar çalıp üç kuruş, beş kuruş topluyor…
Behey saki!
Behey saki dolandır kaseyi ver badeyi ver
kolay sandık bu sevdayı fakat çıktı bu müşküller
Saba bir nâfe amberle açarsa türre kâkülden
kara saçlarının her dalgasından kan içer diller
Canım canan evinde emin eğlence yok dem dem
Çığırır seslenir çanlar ki kalkın bağlayın yükler
Eğer pirin söylüyorsa, seccadeni sen meyle rengin kıl
ki salikler bilir bu hangi yoldur hangi menziller
Gece kör dalgalar korkunç bu denli de derin burgaç
halimizden anlamaz sahildeki dingin bu yüksüzler
Başı buyrukluğumla bednama çıktı ah adım sonda
gizil kalmaz o gizler ki ondan kurarlar çoklu meclisler
Eğer dinginlik istersen, kayıp olma ondan ey Hafız
ufuklar onların oldu, bu dünyanı atan kimler
(Şirazlı Hafız’dan bir gazel, h.h.)
الا یا ایها الساقی ادر کاسا و ناولها
که عشق آسان نمود اول ولی افتاد مشکلها
به بوی نافهای کاخر صبا زان طره بگشاید
ز تاب جعد مشکینش چه خون افتاد در دلها
مرا در منزل جانان چه امن عیش چون هر دم
جرس فریاد میدارد که بربندید محملها
به می سجاده رنگین کن گرت پیر مغان گوید
که سالک بیخبر نبود ز راه و رسم منزلها
شب تاریک و بیم موج و گردابی چنین هایل
کجا دانند حال ما سبکباران ساحلها
همه کارم ز خود کامی به بدنامی کشید آخر
نهان کی ماند آن رازی کز او سازند محفلها
حضوری گر همیخواهی از او غایب مشو حافظ
متی ما تلق من تهوی دع الدنیا و اهملها
canım acıyor!
“Canım acıyor!” diyorsun annem
Senin canın acırsa gözyaşlarım dinmez…
Ölen bir çocuk ağlamaz sanma annem
Sokaklara bak, evlere bak!
Yüz binlerce göz var senin acınla ağlayan
Kısılan sesine ses verip bağıran.
Olsun bırak böyle yazılsın ferman
Ve affedilsin zulada beni kıstırıp kanımı dökenler
Bak bu şiir falan değil
Tan yeri gecenin en karanlığında söker
Tam da benim düştüğüm yerden
Yattığım topraktan!
(h.h.)
biz sarhoşlarız yolda kalmışız!
Biz gamsız sarhoşlarız kalbi yitirmişiz
kadehle nefes alırız aşkla sırdaşız
Bize çokça sitem yayları germişler
çetin düğümleri cananın kaşıyla açmışız
Cana dün gece sabuhi yangısı çekmişsin
bizse o gelinciğiz ki dağ ile doğmuşuz
Muğan piri bizim tövbemizle üzgündür
söyle badeyi süz özr için ayakta durmuşuz
Her şey seninledir nazar eyle ey yol sebebim
insaf edip hak veririz biz yollarda kalmışız
Lale gibi mey görme kadeh meyanında
bu yangıyı gör ki kanlı kalbe vurmuşuz
Dedin ki Hafız nedir bunca renk bu hayal
yanlış nakış görme biz o sade levhalarız
(Şirazlı Hafız’dan bir gazel, Farsçadan çeviri: h.h.)




