Türk ulusunun Egemenlik Bayramı olan 23 Nisan’ın ertesi günü 24 Nisan 1972 tarihli TBMM oturumunda tarihi bir karar oylamaya sunuldu. O dönemde, 12 Mart 1971 muhtırası verilmiş, askeri cunta devletin başında ve hükümet sözde “partiler üstü” kurulan teknokratlar hükümeti işbaşındaydı! Başbakanlığını Nihat Erim’in yaptığı, AP, CHP, MHP ve CHP’den ayrılan Turan Feyizoğlu’nun başında bulunduğu Cumhuriyetçi Güven Partisi’nden (CGP) teknokratların yer aldığı I. ve II. Nihat Erim Hükümetleri (33. ve 34. Hükümet) işbaşındaydı.
hayat ki bir oyundur oyunlardan!
Hayat ki bir oyundur oyunlardan, ya biter ya da biter!
Satranç geldi çıktı İran mülküne! Sunuldu padişaha. “Ne ola bu?” diye sordu padişah. Anlatıldı: “Buna satranç denir. Akıl ve sabır işidir. Hayattır ve mücadele. Görürünürde 64 hane var! Yarısı siyah, yarısı beyaz. Tümü paylaşılmış siyah ve beyaz ordular arasında. 16 ülkede siyah ordular, 16 ülkede beyaz ordular hâkim. 32 hane boş. Kim ki tüm bu 64 haneden karşı orduyu silerse kazanır. Evren onun olur!”
shelter
English version of my poem “sığınak” in Turkish.
there are verses of whispering nights read in the morning
your eyelashes evoke of rain with no umbrella
dark clouds under your gaze
while sheltering under your earlobes.
*
or let’s say it in this way
sidle to my rocky harbours
let’s move our tavern to your southern beach
your northern lips had always bloody words
set sail on the open seas unfurl
*
it’s hard to differ the shining sun from generous cursing out at that very moment
as if plucking an apple from its branch
come on now,
almost a bitter jouissance the wind!

Sığınak!
Eski bir şiirime yeni düzen:
fısıltılı gecelerin şiirini sabaha okumak var
şemsiyesiz yağmurları anımsatır kirpiklerin
kara bulut bakışlarının altında
sığınmışken kulak memelerine.
*
ya da şöyle diyelim
yanaş kayalıklı limanlarıma
meyhanemizi güney kumsalına taşıyalım
şimali dudaklarının kanlı sözcükleri olmuştur hep
açık deryalarda yelken fora.
*
güneşi bonkör küfürlerden ayırmak zordur o an
elmayı dalından koparır gibi bir şey
haydi artık
neredeyse acı bir haz rüzgâr!
(H.H.)

Savaş atım / My Steed!
Ben gidiyorum savaş atım
bu meydanda çocuklar oynamalıydı
oysa cesetler çürümeye bırakılmış
arsız akbabaları görmekten yoruldu gözlerim
*
ben gidiyorum… sen de gel benimle savaş atım
bak benim dilimde konuşuyorum seninle
bilmiyorum nerede hangi şarkıyı söyler sevgilim
bu dağın ötesi yeşil bir vadi
emin değilim sonrasından
*
Gözlerin de güzeldir savaş atım
bakışlarındaki hüzün afyonlu
sözlerin akar bana o camdan
yağmur dinmiyor bir türlü
*
Aynayı yandan tutuyorum yüzüne
rüzgar yelende kararsız
başımı boynuna yaslıyorum
senin dilinle konuşuyorum suskun
birisi buna aptalca diyor hayvanca!
ah benim dilsiz “le cheval de guerre[1]”
silahsızdım oysa sürüklendiğim bu savaş meydanında
(Haşim Hüsrevşahi)
[1] Claire Parnet’in Gilles Deleuze ile yaptığı söyleşiye (1996) gönderi. Fransızca “savaş atı” demek.

I’m leaving, my steed
children should be playing in this field
instead, corpses are left to rot
my eyes are tired of seeing vultures
*
I’m leaving… come with me, my steed
look, I’m speaking to you in my language
I don’t know where or which song my sweetheart sings
beyond this mountain lies a green valley
I’m not sure what comes after
*
Your eyes are so beautiful my steed
the sorrow in your gaze opium-full
your words flow to me through that glass
the rain just won’t stop
*
I hold the mirror to your face from the side
the wind on your mane blows uncertainly
I rest my head on your neck
I speak in your language silent
someone calls this foolish, animalistic!
o, my de-tongued “le cheval de guerre[1]”
I was unarmed, yet I was dragged into this battlefield.
[1] Addressed to the Claire Parnet’s interview with Gilles Deleuze (1996)
(Hashem Khosroshahi)
While creating the Literature of Silence!
While Creating the Literature of Silence!
(A daily dialogue among ourselves!)
Hashem Khosroshahi (Haşim Hüsrevşahi)
- There is no doubt that we are living in an age of great decay. A decayedness that encompasses the entire world without exception! What is decaying? What is causing the decay? What is the most defining feature of our era? Today, our world is governed by the laws of the capitalist system. The foundation of this system is based on a production and consumption relationship geared toward profit. Those who dominate this system strive to spread the idea among people that it will continue indefinitely. Since they also claim that what exists forever is the god they believe in, they seek to imbue the capitalist system—profit-driven production and consumption—with a divine yet illusory hue. People, regardless of their class, live by the dictates of these laws. Nothing, absolutely nothing, exists outside this order. Bread, education, health, information, technology, religion, love, honour, rebellion, morality, anger, literature, art, and everything else we can think of is redefined within this order, this wheel. What can be put on the market is put on the market; what is objectionable is suppressed. Wars are the product and the result of this order. Armies, police, courts, and prisons exist to protect this order. This is a scenario.
Duydum ki!
Duydum ki!
Mevlana’dan bir gazel çevirdim. Ekte aynı şiirin müzikle icrası var!

Furuğ’un Ses(ler)i: Ev Karadır’ı anımsama
Ocak 2023 tarihinde Salih Necefi’nin kaleme aldığı bu yazıyı Furuğ’un sesinin Ev Karadır filmi yoluyla yeniden duyulabilmesi umuduyla özgün Farsça dilinden çevirdim.
H.H.
İran sinema tarihinin en güçlü filmlerinden birini yirmi sekiz yaşında, hiç de sinemacı olması düşünülmeyen ve bu filmden başka karnesinde başka filmi bulunmayan bir kadın yapıyor. Ama Ev Karadır hakkındaki temel nokta, Furuğ’un kendi sesini bu filmde buluyor/yaratıyor olmasıdır. Ev Karadır, Furuğ’un en iyi şiirlerinden biri belki de en önemli şiirdir. Sadece bir eleştirmenin dediği gibi onun bu poetik belgeseli, edebiyattaki şairanelikle filmdeki şairaneliğin karması olması değil, aynı zamanda Furuğ’un Yeniden Doğuş’u onun İran’ın kuzey batısındaki cüzamlılar evinde on iki gün ikamet ettiği sırada gerçekleşmiş olmasıdır. Orada Furuğ’un sesi Eski Ahit düz yazı çevrisi ve onun filmin medyumuyla çatışması sonucunda dünyaya gelmiştir.
Furuğ işte bu cüzamlılar evinde Eyyûb’un Kitabı’nın satırlarında bir karşılık bulur: “Anımsa ki benim yaşamım rüzgardır ve gözlerim asla iyiliği görmeyecektir. Beni gören kimsenin gözü bir daha bana ağlamayacaktır ve gözlerin bana bakacak ve ben olmayacağım.” (Yedinci Bab, yedinci ve sekizinci ayetler) İlginç olan şu ki Yeryüzü Ayetlerinin dölü burada atılmıştır. Bu Kara Ev’dedir ki o “Umutsuzluğun Görkemi”nden, “Mahpus Ses”ten söz etmekte ve bu “lanetlenmiş geceden / ışığa bir yol açmaya çabalamıştır. Yeniden Doğuş’un her satırında dalgalanan tuhaf dişil-peygamberimsi sesin tınısı, o tuhaf düz yazının tercümesi ve bu tuhaf medyumun çakışması sonucudur:
‘Don’t forget!/ I beg you, God, don’t forget!/ My life is just a breath,/ and trouble lies ahead./ I will vanish from sight,/ and no one, including you,/ will ever see me again.’,
Dikey Sevgi
Daniela Andonovska-Trajkovska’dan çevirdiğim iki şiir

Daniela Andonovska–Trajkovska 3 Şubat 1979, Bitola, Kuzey Makedonya doğumlu şair, bilim insanı, editör, edebiyat eleştirmeni, pedagoji doktoru ve üniversite profesörüdür. Bitola Eğitim Fakültesi, St. “Kliment Ohridski” Üniversitesi-Bitola, Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nde çalışmakta ve Dil Sanatları Öğretimi Metodolojisi, Yaratıcı Yazma, Eleştirel Okuryazarlık, Erken Okuma ve Yazma Öğretimi Metodolojisi vb. dersleri vermektedir. Üniversite Edebiyat Kulübü “Denicija PFBT UKLO” ve Eğitim Fakültesi-Bitola’daki Edebiyat, Sanat, Kültür, Retorik ve Dil Merkezi’nin kurucularından biridir. Makedonya Yazarlar Birliği ve Bitola Edebiyat Çevresi üyesidir ve Makedonya Bilim Derneği Yayın Kurulu başkanlığını (iki dönem) yapmıştır. Bitola Edebiyat Çevresi tarafından yayınlanan “Rast”/‘Büyüme’ adlı edebiyat dergisinin genel yayın yönetmenidir ve ayrıca Uluslararası Dergi “Çağdaş Diyaloglar” (Makedonya Bilim Derneği) dergisinin genel yayın yönetmenliğini ve “Literary Elements” (Perun Artis) dergisinin editörlüğünü yapmaktadır. Ayrıca birçok şiir ve düz yazı kitabı bulunmaktadır. Bir düz yazı kitabı yayınlamıştır: “Kahve, Çay ve Kırmızı Gökyüzü” (2019),
2019 Ulusal “Karamanov” Şiir Ödülü, Makedon Edebiyat Avant-garde (2020), “Abduvali Qutbiddin” (üçüncülük, 2020, Özbekistan), İtalya’da Premio Mondiale “Tulliola- Renato Filippelli” (2021) ve şiir dalında en önemli ulusal ödül olan “Aco Shopov” (Makedonya Yazarlar Birliği tarafından 2021 yılında “Math Poetry” kitabı için verilmiştir).
Şiirleri yurt içinde ve yurt dışında birçok antoloji, edebiyat dergisi ve gazetede yayınlanmış olup, eserleri 38 dile çevrilmiştir: İngilizce, Sırpça, Slovence, Hırvatça, Boşnakça, Bulgarca, Arnavutça, Romence, Lehçe, Çince, Arapça, Türkçe, Vietnamca, Özbekçe, Bengalce, Almanca, İtalyanca, Felemenkçe, İspanyolca, Fransızca, Portekizce, Sicilya dili, Yunanca, Çince, Hintçe, Japonca, Farsça, İzlandaca, Rusça, Filipince, İbranice, Tamilce, Bengalce, İrlandaca, Ermenice, Endonezce, Malayca, Katalanca. İngilizce, Sırpça ve Bulgarca dillerinden Makedonca’ya ve Makedonca’dan İngilizceye birçok edebi eseri çevirmiştir. Şiirler yazar tarafından Makedonca’dan İngilizceye çevrilmiştir.
Dikey Sevgi
dişi dikey bir çizgi var
konumu asla değişmez
karnını istediğiniz kadar yumruklayabilirsiniz
saçlarından çekebilirsiniz
ya da dilinizi çıkarabilirsiniz
kollarının üzerinde durarak dans edebilirsiniz
sizi duyması için bağırabilirsiniz ona
önünde kanınızı akıtabilirsiniz
adınızı değiştirebilirsiniz
gölgesini öpebilirsiniz
gülümsemesi için onu gıdıklayabilirsiniz
sizi tanıması için
istediğiniz kadar onun gözlerine bakabilirsiniz
istediğinizi ona yapabilirsiniz
arzuladığınız kadar
karşınızda eğilmesi için
ama o hala bir duvar olacak
sizinle dünya arasında
Kurma adımlı oyuncak bebek!
koridorda parıldayan uykulu ayak izleri
ve CO2 ile dolu döşemeli duvarlar
benim tanıklarımdır
senin dokunduğunda ağlayan
oyuncağın olmak istemedim
avuçlarıma ipler dikmeni istemedim
midenle benimle konuşmanı istemedim
ne de sırtımda basamaklar kurmanı
Ama hiçbir şey söylemedim
başımı öne eğdiğimde
senin düşüncelerinin yanında
Ev Karadır filminde Furuğ’un seslendirdikleri
Filmin senaryosundan çevrilmiştir. h.h.
Cehennemin diplerinde kim var sana hamt okuyan Tanrım? Kim var Haviye’de?
Senin adına ey yücelerin yücesi şarkılar söyleyeceğim, senin adını on telli utla çalacağım; çünkü çok tuhaf ve korkunç yapılmışımdır.
Gizlide ben oluşuyorken senden saklı değildi kemiklerim ve yerin diplerinde biçimleniyorken ben… Senin defterinde benim bütün organlarım yazılıdır ve senin gözlerin benim ceninimi görmüştür ey yücelerin yücesi! Senin gözlerin benim ceninimi görmüştür!
Dedim keşke benim de güvercinler gibi kanatlarım olsaydı, uçsaydım ve bir dinginlik bulsaydım. Uzak bir yerlere gitseydim ve çölde yuva yapsaydım. Korkunç fırtınalardan kaçsaydım sığınaklara, çünkü yeryüzünde zorluklar ve şirretler gördüm. Dünya boşunalığa gebe kalmıştır ve zulmü doğurmuştur.
Senin ruhundan nereye kaçarım, senin buradalığından nereye giderim? Sabah yelinin kanatlarını alsam ve denizin en ücra yerine konsam, orada da senin ellerinin ağırlığı üzerimde olacak. Bana avarelik badesi içirmişsin. Ne korkunçtur senin yaptıkların! Ne korkunçtur senin yaptıkların!
Kendi ruhumun acısından söz ediyorum, kendi ruhumun acısından söz ediyorum! Suskunken ruhum çürüyordu gün boyu süren naralarımda. Benim yaşamımın rüzgâr olduğunu anımsa!
Çöllerin kaşıkçı kuşu olmuşum, harabelerin baykuşu! Ve bir serçe gibi çatıda oturmuşum yalnız. Boca olmuş su gibiyim ve uzun zaman önce ölen leşler gibiyim ve kirpiklerimde ölümün gölgesi var! Kirpiklerimde ölümün gölgesi var.
Terk et beni, beni terk et! Çünkü günlerim bir soluk gibidir. Terk et beni dönüşü olmayan yere gitmeden önce, o zifiri karanlık ülkesine…
Aaah tanrım! Kendi kumrunun canını vahşi hayvanlara bırakma…
Benim hayatımın rüzgâr olduğunu anımsa ve anımsa ki boşunalık zamanını benim payım kılmışsın. Ve çepeçevremde şenliğin şarkıları ve değirmenlerin sesi ve ışıkların aydınlığı mahvolmuştur.
Ne mutlu şu anda ektiğini biçen ekincilere; elleri başakları koparmakta olan ekincilere… Gelin ve uzak bir çölde şarkı söyleyeni dinleyin, kollarını açan ve içini çekerek: Eyvahlar olsun bana! Çünkü ruhum irinlerimin ortasında bilinçsiz kalmıştır!’ diyenin sesini dinleyin.
Ve sen ey kırmızıyla kuşanan ve altınlarla süslenen ve gözlerine sürme çeken gündüzün unutulmuşu! Kendine boşuna güzellik verdiğini anımsa! Uzak çöldeki şarkıdan dolayı ve seni küçük düşüren dostlarından dolayı…
Yazıklar olsun bize. Zira gündüz zeval bulup sona ermekte ve akşamın gölgeleri uzamakta ve bizim varlığımız, kuşlarla dolu ve tutsaklığın iniltileriyle dolup taşan kafesler gibidir.. Aramızda ne zamana değin süreceğini bilen kimse yoktur…
Hasat mevsimi geçti ve yaz bitti ve biz kurtulmadık. Kumrular gibi ağlarız insaf için ve yoktur… Aydınlığı bekleriz ve şimdi karanlıktır…
Ve sen ey senin sevgi soluğunu sürükleyen dopdolu akan ırmak
Bize doğru gel!
Bize doğru gel.
(Film metninden çeviren: H:.H.)

در هاويه كيست كه تو را حمد ميگويد اي خداوند؟ در هاويه كيست؟
نام تو را اي متعال خواهم سراييد
نام تو را با عود ده تار خواهم سراييد
زيرا كه به شكلي مهيب و عجيب ساخته شدهام
استخوان هايم از تو پنهان نبود وقتي كه در نهان به وجود ميآمدم
و در اسفل زمين نقش بندي مي گشتم
در دفتر تو همگي اعضاي من نوشته شده
و چشمان تو اي متعال جنين مرا ديده است
چشمان تو جنين مرا ديده است
گفتم كاش مرا بال ها مثل كبوتر ميبود
تا پرواز كرده راحتي مي يافتم
هر آيينه به جايي دور ميرفتم
و در صحرا مأوي ميگزيدم
مي شتافتم به پناهگاهي از باد تند و طوفان شديد
زيرا كه در زمين مشقت و شرارت ديده ام
دنيا به بطالت آبستن شده و ظلم را زاييده است
از روح تو به کجا بگریزم و از حضور تو کجا بروم
اگر بال های باد سحر را بگیرم و در اقصای دریا ساکن شوم
در آنجا نیز سنگینی دست تو بر من است
مرا باده سرگردانی نوشانده ای
چه مهیب است کارهای تو
چه مهیب است کارهای تو
هنگامي كه خاموش بودم
جانم پوسيده ميشد از نعرهاي كه تمامي روز ميزدم
به ياد آور كه زندگي من باد است
مانند مرغ سقای صحرا و بوم خرابه ها گردیده ام
و چون گنجشگ بر پشت بام ، منفرد نشسته ام
مثل آب ریخته شده ام و مثل آنانی که از قدیم مرده اند
و بر مژگانم سایه ی موت است
بر مژگانم سایه ی موت است
مرا ترک کن مرا ترک کن
زیرا روزهایم نفسی است
مرا ترک کن پیش از آنکه به جایی روم که از آن برگشتن نیست
به سرزمین تاریکی غلیظ
آه، ای خداوند، جان فاخته ی خود را به جانور وحشی مسپار
به یاد آور که زندگی من باد است
و ایام بطالت را نصیب من کرده ای
و در گرداگردم آواز شادمانی و صدای آسیاب و روشنایی چراغ نابود شده است
خوشا به حال دروگرانی که اکنون کشت را جمع می کنند و دستهای ایشان
سنبله ها را می چیند
بیایید به آواز کسی که در بیابان بیراه می خواند گوش دهید
آواز کسی که آه می کشد و دستهای خود را دراز کرده می گوید: وای بر من
زیرا که جان من به سبب جراحاتم در من بیهوش شده است
و تو ای فراموش شده ی روزها
که خویشتن را به قرمز ملبس می سازی
و به زیور های زر می آرایی، و چشمان خود را به سرمه جلا می دهی،
به یاد آور که خود را عبث زیبایی داده ای
به سبب آوازی در بیابان بیراه
و یارانت که تو را خوار شمرده اند
وای بر ما، زیرا که روز رو به زوال نهاده است و سایه های عصر دراز می شوند
و هستی ما چون قفسی که پر از پرندگان باشد
از ناله های اسارت لبریز است
و در میان ما کسی نیست که بداند
که تا به کی خواهد بود
موسم حصاد گذشت و تابستان تمام شد
و ما نجات نیافتیم
مانند فاخته برای انصاف می نالیم و نیست
انتظار نور میکشیم و اینک، ظلمت است
و تو ای نهر سرشار که نفس مهر تو را می راند
به سوی ما بیا
به سوی ما بیا

