Dikey Sevgi

Daniela AndonovskaTrajkovska 3 Şubat 1979, Bitola, Kuzey Makedonya doğumlu şair, bilim insanı, editör, edebiyat eleştirmeni, pedagoji doktoru ve üniversite profesörüdür. Bitola Eğitim Fakültesi, St. “Kliment Ohridski” Üniversitesi-Bitola, Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nde çalışmakta ve Dil Sanatları Öğretimi Metodolojisi, Yaratıcı Yazma, Eleştirel Okuryazarlık, Erken Okuma ve Yazma Öğretimi Metodolojisi vb. dersleri vermektedir. Üniversite Edebiyat Kulübü “Denicija PFBT UKLO” ve Eğitim Fakültesi-Bitola’daki Edebiyat, Sanat, Kültür, Retorik ve Dil Merkezi’nin kurucularından biridir. Makedonya Yazarlar Birliği ve Bitola Edebiyat Çevresi üyesidir ve Makedonya Bilim Derneği Yayın Kurulu başkanlığını (iki dönem) yapmıştır. Bitola Edebiyat Çevresi tarafından yayınlanan “Rast”/‘Büyüme’ adlı edebiyat dergisinin genel yayın yönetmenidir ve ayrıca Uluslararası Dergi “Çağdaş Diyaloglar” (Makedonya Bilim Derneği) dergisinin genel yayın yönetmenliğini ve “Literary Elements” (Perun Artis) dergisinin editörlüğünü yapmaktadır. Ayrıca birçok şiir ve düz yazı kitabı bulunmaktadır. Bir düz yazı kitabı yayınlamıştır: “Kahve, Çay ve Kırmızı Gökyüzü” (2019),

2019 Ulusal “Karamanov” Şiir Ödülü, Makedon Edebiyat Avant-garde (2020), “Abduvali Qutbiddin” (üçüncülük, 2020, Özbekistan), İtalya’da Premio Mondiale “Tulliola- Renato Filippelli” (2021) ve şiir dalında en önemli ulusal ödül olan “Aco Shopov” (Makedonya Yazarlar Birliği tarafından 2021 yılında “Math Poetry” kitabı için verilmiştir).

Şiirleri yurt içinde ve yurt dışında birçok antoloji, edebiyat dergisi ve gazetede yayınlanmış olup, eserleri 38 dile çevrilmiştir: İngilizce, Sırpça, Slovence, Hırvatça, Boşnakça, Bulgarca, Arnavutça, Romence, Lehçe, Çince, Arapça, Türkçe, Vietnamca, Özbekçe, Bengalce, Almanca, İtalyanca, Felemenkçe, İspanyolca, Fransızca, Portekizce, Sicilya dili, Yunanca, Çince, Hintçe, Japonca, Farsça, İzlandaca, Rusça, Filipince, İbranice, Tamilce, Bengalce, İrlandaca, Ermenice, Endonezce, Malayca, Katalanca. İngilizce, Sırpça ve Bulgarca dillerinden Makedonca’ya ve Makedonca’dan İngilizceye birçok edebi eseri çevirmiştir. Şiirler yazar tarafından Makedonca’dan İngilizceye çevrilmiştir.

Dikey Sevgi

Kurma adımlı oyuncak bebek!

koridorda parıldayan uykulu ayak izleri

ve CO2 ile dolu döşemeli duvarlar

benim tanıklarımdır

senin dokunduğunda ağlayan

oyuncağın olmak istemedim

avuçlarıma ipler dikmeni istemedim

midenle benimle konuşmanı istemedim

ne de sırtımda basamaklar kurmanı

Ama hiçbir şey söylemedim

başımı öne eğdiğimde

senin düşüncelerinin yanında

Ev Karadır filminde Furuğ’un seslendirdikleri

در هاويه كيست كه تو را حمد مي‌گويد اي خداوند؟ در هاويه كيست؟
نام تو را اي متعال خواهم سراييد
نام تو را با عود ده تار خواهم سراييد
زيرا كه به شكلي مهيب و عجيب ساخته شده‌ام
استخوان هايم از تو پنهان نبود وقتي كه در نهان به وجود مي‌آمدم
و در اسفل زمين نقش بندي مي گشتم
در دفتر تو همگي اعضاي من نوشته شده  
و چشمان تو اي متعال جنين مرا ديده است
چشمان تو جنين مرا ديده است

گفتم كاش مرا بال ها مثل كبوتر مي‌بود
تا پرواز كرده راحتي مي يافتم
هر آيينه به جايي دور مي‌رفتم
و در صحرا مأوي مي‌گزيدم
مي شتافتم به پناهگاهي از باد تند و طوفان شديد
زيرا كه در زمين مشقت و شرارت ديده ام

دنيا به بطالت آبستن شده و ظلم را زاييده است
از روح تو به کجا بگریزم و از حضور تو کجا بروم
اگر بال های باد سحر را بگیرم و در اقصای دریا ساکن شوم
در آنجا نیز سنگینی دست تو بر من است
مرا باده سرگردانی نوشانده ای
چه مهیب است کارهای تو
چه مهیب است کارهای تو
هنگامي كه خاموش بودم
جانم پوسيده مي‌شد از نعره‌اي كه تمامي روز مي‌زدم

به ياد آور كه زندگي من باد است
مانند مرغ سقای صحرا و بوم خرابه ها گردیده ام
و چون گنجشگ بر پشت بام ، منفرد نشسته ام
مثل آب ریخته شده ام و مثل آنانی که از قدیم مرده اند
و بر مژگانم سایه ی موت است
بر مژگانم سایه ی موت است

مرا ترک کن مرا ترک کن
زیرا روزهایم نفسی است
مرا ترک کن پیش از آنکه به جایی روم که از آن برگشتن نیست
به سرزمین تاریکی غلیظ
آه، ای خداوند، جان فاخته ی خود را به جانور وحشی مسپار
به یاد آور که زندگی من باد است
و ایام بطالت را نصیب من کرده ای
و در گرداگردم آواز شادمانی و صدای آسیاب و روشنایی چراغ نابود شده است

خوشا به حال دروگرانی که اکنون کشت را جمع می کنند و دستهای ایشان
سنبله ها را می چیند

بیایید به آواز کسی که در بیابان بیراه می خواند گوش دهید
آواز کسی که آه می کشد و دستهای خود را دراز کرده می گوید: وای بر من
زیرا که جان من به سبب جراحاتم در من بیهوش شده است

و تو ای فراموش شده ی روزها
که خویشتن را به قرمز ملبس می سازی
و به زیور های زر می آرایی، و چشمان خود  را به سرمه جلا می دهی،
به یاد آور که خود را عبث زیبایی داده ای
به سبب آوازی در بیابان بیراه
و یارانت که تو را خوار شمرده اند
وای بر ما، زیرا که روز رو به زوال نهاده است و سایه های عصر دراز می شوند
و هستی ما چون قفسی که پر از پرندگان باشد
از ناله های اسارت لبریز است
و در میان ما کسی نیست که بداند
که تا به کی خواهد بود
موسم حصاد گذشت و تابستان تمام شد
و ما نجات نیافتیم
مانند فاخته برای انصاف می نالیم و نیست
انتظار نور میکشیم و اینک، ظلمت است
و تو ای نهر سرشار که نفس مهر تو را می راند
به سوی ما بیا
به سوی ما بیا

I’m a river and I flow – أنا نهر أتدفق

I’m a river and I flow away

I’ll keep your shadow, weeping willow

I’ll leave you my voice …

 *

I’m a river and I flow away

Steal wings and come with me, bluebird

The weeping willow follows us in this song

 *

I’m a river and I flow away

when the starry darkness descends

I’ll tell my story to the weeping willow and the bluebird

 *

I’m a river and I flow away

I release the fish of my bosom into the sees

my voice lingers behind with the weeping willow and the bluebird…

أنا نهر أتدفق

أنا نهر، أتدفق

أحتفظ بظلك، أيتها الصفصافة الباكية

وأترك صوتي معك

*

أنا نهر، أتدفق

حلق معي، أيها العصفور الأزرق

تراقبنا الصفصافة الباكية في هذه الأغنية

*

أنا نهر، أتدفق

وحين يحل الظلام المرصع بالنجوم

سأحكي قصتي لصفصافة والعصفور الأزرق

*

أنا نهر، أتدفق

أطلقُ السمك من حضني إلى البحر

تاركا صوتي خلفي

مع الصفصافة والطائر الأزرق

Beyaz Mintan

Kalbinle ruhunla geldin bana

Düşsel arınlığın basit beyaz mintanı içinde

Işıklı sağanağıydın senin eski patika yolu boyunca

Ayaklarının yeşimi, biricikliğin kızıl rayihası

*

Senin sevimli uzun incelen parmakların okşadı

Güneşin öptüğü nazik yuvarlak yanakları

 Masmavi rüzgârı doldurdun saçlarına

Ve hava dağlarını odama estirdin

*

Seni duydum ses ve sözcükler olarak:

Senin ruhunu soludum her nefesimde

Esinim benim aydınlık dizelerimi ördü senin beyaz giysine

Küçücük yapraklar dışarıda hazla titreşirken

*

Gün boyu keyifle geçirdik birlikte

Bana bonkörce kucak dolusu mutluluk verdin

Senin lekesiz bahara benzer mintanın yumuşacık salınımı

Ruhumuzu gönderdi cennetsi yuvalarına

sağır mı oldun Hatçe?

Kabe ve puthane… Klasiklerden üç örnek.

Kuşkusuzluk sokağında Kâbe ve putlar evi birdir

Siyah saçların telesi ile yüz taneli tespih birdir

Her zaman güzellik cilvesi gerçi başka yüzdendir

Cümle sen yüzlere tek yürek ol can ki canan birdir

Meyi ve kadehi sakinin yüzünün yansısı bil

Bilesin ki mey ve saki ve bu kadehler birdir

Kabe’nin yolunda bana seslendi biri meyhaneden

Nereye ey Hace nereye tüm evler birdir

Saçlarında ben deli yalnız darda değilim

Bu zincir halkasında deliler de bilgeler birdir

Hangi kapıyı çalsam ev sahibi sensin sen

Hangi ışığa gitsem orda yuva sensin sen

Meyhanede manastırda canan da sensin sen

Kabe’den put evinden maksadım sensin sen

Aşıklara fark etmez Kâbe ya ki put evi

Bu cananın görünmesidir o canın halveti

Sevinçliyim mezarım harem sokağınadır

Kirpik gibi tek yoludur Kabe’den put evine

O kimdir ki gönüllere saldırır

Yüz istek şehrini Türk dek yağmalar

İkbal minberde sırrı dillendirdi

Ham söz çıkıverdi meyhane halvetinden

Minyatür: Mahmud Ferşçiyan

Bir Törenin Ardından…

Ankara Tabip Odası’nın girişimi ile 22 Mart 2024 Cuma günü, hizmetlerinin 40, 50 ve 60 yılını dolduran hekimlere özel Hizmet Plaketi töreni düzenlendi. Aylar öncesinden haberimiz vardı. İlk günden itibaren tuhaf bir heyecan kaplamıştı içimi. Törene birkaç gün kala ne yazık ki iki sınıf arkadaşımızı daha kaybettik, çok acı duyduk.

Şimdi törenin üzerinden dört gün geçiyor. Düşünüp durdum ne yazsam, nasıl yazsam? Kolay mı?

Karadeniz Ereğli’den geliyordum. Eşimle. O da Ankara Üniversitesi mezunu. Ankara’ya yaklaşınca kar lapa lapa yağmaya başladı. Aynı duyguya kapıldık. Eski Ankara’nın karlı kış aylarını özlemişiz meğer. Öğrencilik yıllarımızda kış günleri dolmuş bulamadığımızda ev arkadaşlarımızla Ayrancı’dan Kızılay’a, Sıhhiye’ye yürürdük.

Bir yıldız kaydı, bir dahi göçtü!

Dünyaya vasatlık egemen olmuştur; Vasat düşünceler, vasat hükümetler, vasat sanat, vasat edebiyat, vasat inanışlar… Garip denecek ölçekte kirletilen dünyanın bu hali doğal diye yansıtılan günümüzdeki toplumlara sıradanlık, tekdüzelik, düzeysizlik, düşünceden yoksunluk dayatılmıştır. Estetikten ve doğanın yansıması olan yaşamın farklı biçim, renk ve gönderilerinden oluşan algılardan, anlamlardan ve devinimlerden yoksunluk toplumlara pompalanmaktadır. İnsanoğlu, onun temel özelliklerinden biri olan doğayla iç içelikli yaratıcılıktan da uzaklaştırmış, yabancılaştırmıştır. Devletler yanında savaşlar, soykırımlar sıradan organize, sistematik ve planlı bir eylem olmuştur. İnsanları toplu halde aç ve susuz bırakıp öldürmek birilerinin hakkı diye tanınmıştır. Bu insanlıktan uzaklaşıp yabancılaşan dünyada, insanlar böcekten öte bir şey olarak görülmemekte bu devletler ve o devletlere egemen sermaye nezdinde. Ve insanlar bu tsunami dalgalarına benzer baskının altında boğulmamak için kafalarını bir anlığına çıkarıp derin nefes almaya çalışmaktalar. İşte böyle bir kirletilmiş, sıradanlaşmış, kokuşmuş düzen içinde güzellikten söz etmek delilik sayılır. Şiirden, resimden, müzikten kısacası insanı insan yapan sanattan söz etmek delilik sayılır. Dahi sanatçılar bu nedenle deliler kafilesindendir ve büyük bir dâhinin kaybı ise herhangi bir kayıp değil.