Soğuk mevsimin başlangıcı: Furuğ ve Puran

ve bu benim

yalnız bir kadın

soğuk bir mevsimin eşiğinde,

başlangıcında yeryüzünün kirlenmiş varlığını anlamanın

ve gökyüzünün yalın ve hüzünlü umutsuzluğunun

ve bu beton ellerin güçsüzlüğünün…

zaman geçti

zaman geçti ve saat dört kez çaldı

saat dört kez çaldı

bugün aralık ayının yirmi biridir[1]

ben mevsimlerin gizini biliyorum

ve anların sözlerini anlıyorum

kurtarıcı mezarda uyumuştur

ve toprak, ağırlayan toprak,

dinginliğe bir işarettir.

zaman geçti ve saat dört kez çaldı

sokakta rüzgar esiyor

sokakta rüzgar esiyor

ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum

cılız, kansız saplarıyla goncaları,

ve bu veremli yorgun zamanı

ve bir adam ıslak ağaçların yanından geçiyor

damarlarının mavi urganı

ölü yılanlar gibi boynunun iki yanından

yukarı süzülmüş

ve allak bullak şakaklarında o kanlı heceyi

yineliyor

– selam

– selam

ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum.

Furuğ’un kehanetlerinden söz ederken onun İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına adlı şiirinden de bir çıkarım yapmıştım.[2] Burada giriş bölümünü aldığım bu şiirde Furuğ kış aylarının, soğuk mevsimin başlangıcında olduğunu anlatıyor ve ardından zamanın geçtiğini ve saatin dört kez çaldığını bildiriyor. Adından söz ettiğim kitapta da değindiğim gibi Furuğ kaza geçirdiği gün saat 4 gibi stüdyoya dönmek için annesinden ayrılmış. Furuğ bu önemli şiirinin sonunda o “genç ellerin” nasıl karın altında toprağa verildiğini anlatarak “belki de gerçek o iki genç eldi, o iki genç el / durmadan yağan karın altında gömülmüş olan” diyor. Ve gerçek şu ki Furuğ’un ablası şair, araştırmacı yazar Puran da bir kış günü (30 Ocak 1932) gözlerini bu dünyaya açmış ve yine bir kış günü (29 Aralık 2016) bu hayata gözlerini yummuştur. Furuğ ondan iki sene sonra yine bir kış günü (5 ocak 1935) dünyaya gelmiş ve karlı soğuk bir kış günü (13 Şubat 1967) yaşamını yitirmiştir.[3]

selam sana ey yalnızlığın garipliği,

odayı sana bırakıyorum

kara bulutlar her zaman çünkü

arınmanın yeni ayetlerinin peygamberleridir

ve bir mumun şahadetinde

apaydın bir giz var onu

o sonuncu ve o en uzun yalaz iyi biliyor

inanalım

soğuk mevsimin başlangıcına inanalım

düş bahçelerinin yıkıntılarına inanalım

işsiz devrik oraklara

ve tutsak tanelere.

bak nasıl da kar yağıyor…

belki de gerçek o iki genç eldi, o iki genç el

durmadan yağan karın altında gömülmüş olan

ve bir dahaki yıl, bahar

pencerenin arkasındaki gökyüzüyle seviştiğinde

ve teninde fışkırdığında

uçarı yeşil saplı fıskiyeler,

çiçek açacak olan o iki genç el

sevgili, ey biricik sevgili

inanalım soğuk mevsimin başlangıcına.[4]

Yukarıda sunduğum klipte Furuğ “İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına” adlı şiirini okumakta. (h.h.)


[1] 21 Aralık sonbaharın bitimi ve kış aylarının başlangıç tarihidir. 21 Aralık gecesi ise yılın en uzun ve en karanlık gecesi olan Çille Gecesi ya da Yelda Gecesi’dir.

[2] Önce Ben Öleceğim, Çeviri ve Derleme, Haşim Hüsrevşahi, Totem Yayınları, 2019

[3] Furuğ’un kocası Şapur (27 Mayıs 1923- 6 Ağustos 1999) ve yaşamı derbederlik ve sefaletle geçen oğlu Kamyar Şapur (19 Haziran 1952 – 16 Temmuz 2018) kış aylarının soğukluğunda Furuğ’a ortak olmamışlar. Bir söyleşide Kamyar’a anne sevgisi sorulunca, tüm içtenliği ve duyduğu acıyla, “Mezar taşı insana anne olmaz ki!” diye yanıtlamıştır.

[4] Yaralarım Aşktandır, Çeviri Haşim Hüsrevşahi, 7. Baslı Totem Yayınları, 2018

sarhoşların gözünden utansın…

Yüreği kan olanların halini kim dillendirir yine

Testinin kanının hesabını felekten kim sorar yine

Mey içenlerin gözünden utansın

Şayet sarhoş nergis biter de açarsa yine

Şarap testisinde oturan Eflatun’dan başka

Hikmetin sırrını yine kim söyler bize

Kim ki lale gibi kadeh dolaştıran olsa

Bu cefadan yüzünü kanla yıkar yine

Kalbim bir gonca gibi açmaz şayet

Bir kadeh dudağından öpmezse yine

O kadar çengi perdede söyledi sözü

Kes saçlarını ki ağlayıp inlemesin yine

Hafız testi Beytü’l Haramı çevresinde

Ölmezse çevresinde başla döner yine

Okumaya devam et “sarhoşların gözünden utansın…”

Seher Kuşu

Seher Kuşu. Şiir: M. Taki Bahar (Melikişşüera Bahar), Müzik: Morteza Neydavud, Söyleyenler: Homayun Şeceryan (İran), Abir Nehme (Lübanan)

Acımı tazele

Ateş püsküren ahınla bu kefesi

Kır, alt üst et

Ey kanatları bağlı bülbül kafes köşesinden kalk

İnsanoğlunun özgürlüğünün şarkısını söyle

Bu toprak yığını yeryüzüne bir solukla

Ateş düşür, alev eyle!

Zalimin zulmü, avcının cevri

Yuvamı dağıttı

Ey Tanrı, ey felek, ey tabiat

Bizim karanlık gecemizi seher eyle! 

(Ç: h.h.)

görürsem seni…

Geçenlerde Mohsen Namcu’nun icrasıyla çok bilinen bir şarkıyı dinledim. Bu şarkıyı yıllar önce Feridun Foruği ve Mohammed Reza Şeceryan da icra etmişler. Mohsen’ın icrası kendine özgü.
Şiirlerine gelince. Şairi tartışmalıdır. Kimine göre Tahire Gorretülayn’a aittir. Ancak birçok araştırma bunun böyle olmadığını göstermekte ve Tahire İsfahani, Tahir Kaşani ve Mohammed Bager Sohbet Lari ve İkbal Lauri’nin de adları verilmektedir.
Şarkı sözlerini çevirmemin nedeni ise Youtube’da alakasız çeviriler olmasından dolayıdır. Şiirin özelliği tekrarlanan sözcükler ve dizelerin kulağa hoş gelen ritmidir.

 

Gözüm düşer de görürsem seni yüz yüze karşı karşıya / anlatırım üzücümü sana nükte nükte, ince ince
Gördükten sonra seni saba gibi düştüm yola / ev ev, kapı kapı, cadde cadde, sokak sokak
Gönül kanı firakında akar iki gözümden / Dicle Dicle, deniz deniz, çeşme çeşme, ark ark
Küçücük ağzının çevresi amber hatlı yüzün / gonca gonca, çiçek çiçek, lale lale, koku koku
Kaşın, gözün, benin senin gönül kuşun avlamıştır / istek istek, yürek yürek, sevgi sevgi, huy ve huy
Senin sevgini hazin yürek örmüş gönül kumaşına / iplik iplik, sap sap, çözgü çözgü, tel ve tel
Tahire kendi kalbinde, aradı görmedi senden başka / Sayfa sayfa, kat kat, perde perde, iç ve iç

dinleyesim tuttu…

Güldürmeyen, ağlatmayan
Sinsi bir ok, öldürmeyen
Çaresi yok bu yaranın
Kimde kalır kabukları

Aldın beni, nefesimi
Yersiz mülksüz sahip gibi
Aslı sende sureti yok
Yamacına indir beni

Şimdi gövdende büyüyen bu
Arsız, kimsesiz, topraksız çiçek
Yüreğinde kor, sürgün göğsüne
Bunu bana yapmazdın çiçek

Söz & Müzik: Cihan Mürtezaoğlu
Yönetmen: İmre Haydaroğlu
Kayıt: Selim Aydın
Mix: Dinçer Demirci
Mastering: Eray Polat

Feryadıma yetiş saki!

İran Kürt Dervişlerinden Mastur grubunun (Baba Yadigar Dergahı) bir icrası… şiirler Farsçadır. Çevirisini altta veriyorum! İyi dinlemeler!

Hicrinde ağladım durdum feryadıma yetiş saki
Böyle sarhoş gezer dururum soluğum kesildi saki
Ver şarabı soluklanayım perişan haldeyim saki
Bu boş kadehten doluyum
Feryadıma yetiş saki, Feryadıma yetiş saki
Benim o biçare, deli, rüsvaların rüsvası
Akil değilim, kâmil değilim benim o şeydaların şeydası
Benim aşağı sensin yukarı, benim kul sensin Mevla
Bu vadide, bu çölde benim Mecnun sensin Leyla
Benim Mecnun sensin Leyla
Hicrinde ağladım durdum feryadıma yetiş saki
Feryadıma yetiş saki
Bu dertte ve bu hicranda o dilberden başka istemem
Kevser badesinden başka ilaç istemem
Sakiden ve kadehten başka tabip bilmem
Feryadıma yetiş saki, feryadıma yetiş saki
Perişan halde benim tutsak bu zindanda
Yanan kalbimden çığlık atarım dertle gözyaşıyla doluyum
Kafir değilim küfür söylemem
Feryadıma yetiş saki
Uyanıklıktan ve sarhoşluktan Tanrıyı görürüm her an
Feryadıma yetiş saki
Gel ey saki ki can üzgün ve yalnızdır
Medet eyle cansız canıma
Senden başka yol bilmem
Ki ben devranın Mecnun’uyum
Feryadıma, feryadıma yetiş saki

(Farsçadan çeviri: h.h.)

Karanlık bir dönemin şarkısıdır!

Bir kez daha dinlemek ve okumak istedim… sizlerin de…

Sardunyalar

Karanlık bir dönemin şarkısıdır dineleyeceğiniz! Daha önce yayımlamıştım! Bu akşam birkaç kez daha dinledim… Siz de dinleyin… bir kez daha! Ne çok acılar çekmiş bu insanlar özgürlüğün o tatlı meltemi gezinsin diye yanaklarında… ne acılar çekmiş bu insanlar karanlığın devleri toprağa gömülsün ve insanca yaşamın güneşi doğsun diye evlere, sokaklara… “Nereye böyle aceleyle?” Sordu çalı rüzara!! “Tanrı için sana ve dostluğumuza yemin ederim, Şayet bu vahşet çölünden, Geçersen sağlıkla, Ilgımlara ve yağmura, Bizim selamımızı götür!”
Ölümden ve Karanlık zorbalıktan medet umanlara inat Güneş doğacak! Hiçbir karanlık sonsuza kadar sürmemiştir zira!

Şiir: Şefii Kedkeni, Beste: Ruhengiz Mirzai, İcra: Ruhengiz, Aranjman: Kambiz Roşen revan çeviri: haşim hüsrevşahi

Söyle yağmura
Yağsın bu gece
Yıkasın yüzünden
Bu bağ sokaklarının tozunu
Duruluğunda
Seher arasın diye
Sınırsızlarda
Bizim buradalığımızı
Dönüş yolunu bilmediğimiz
Kıyıların arayışında…
Sen ve ben uyanık
Görmede yitik
Ayışığından ve uykudan daha hafif
Işık deltasında akan biz
Rüzgarın dudaklarında bir şarkıyız

View original post 228 kelime daha

Bir şiirimden bir icra…

Furkan Özkan’a teşekkürlerimle:

Ankara hep leylak eser mayıslarda
beyaz leylaklar, mor leylaklar…
senin saçların tırnakların dudakların
bir de şarkıların vardı rüyalarıma girerken
gömleğinde saklı ak şebboylar

 
demem o ki insan kendi cenazesini de örtebilir
yeter ki mayıs gelsin ve yaprakların eksik olmasın
yeter ki senin şaşırtan şiirlerin okunsun
ve insan oturup hayal kursun
yoksa mayısta çok denizler gezmiş bu şehirde çok ölümler
mesela mayısın ne birini unuturum ne altısını ne yedisini
 
kirpiklerinde leylakların aksi var bu günlerde
tarçın gölgesi
bugünlerde kadehimi şarap isterim
gözlerinin eskil hüznü yanında
avuçlarında ateş avuçlarında rüzgar avuçlarında yağmur
 
aynaya tutuşturduğun o kısa notu iğneledim ömrüme
kapıyı açtığımda teninin kokusuyla çarpmıştı yüzüme
demem o ki şimdi aynalarda tepetaklak bir masal kalmış ancak
sokağın başındaki çiçekçi de taşındı kasetçi de
kala kala bir gözlerim kaldı yolda
bir senin sesin, bir de işte bu hüzün
 
neyse şimdi mayıs gelmiş
güzel şeyler düşünme vaktidir
ve ben seni düşündükçe
yastığım leylak kokar
aklımda şebboylar

iyisi bir yudum daha alayım pencereden uzattığın şaraptan
saçlarının kalecik karası
gülüşlerin karabiber
gözlerin tarçın!
hele bir de yeni doğmuşsan!

(7 Mayıs 2018, h.h.)