bir şiirsin yenibaştanlanan bir şiir dağ kekiği nasıl emziriyorsun bu sözcükleri hiçbir şiir senin dudaklarında sonlanmaz sürgün sürgün içinde biten nedir kulak memelerinde Zeliha cesaretidir şarkıların korkak aşkları utandırır dağ kekiği dedim sere serpe tül perde kınalı rüzgar bedir tepeler orada sözcükler bitmiştir dilimde lalım bundan sonra! (h.h.)
Kategori: Hepsi
8 Mart
Turgut Uyar’dan Farsçaya çevirdiğim bir şiir
üstü kalsın
cemal süreya’dan Farsçaya çevirdiğim bir şiir daha!
Üstü kalsın
Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım. Ama, ayrıca, aldığın şu hayat Fena değildir… Üstü kalsın…
بفرما باقیش بمونه
دارم می میرم خدا
این هم اتفاق افتاد
هر مرگی زودرس است
می دونم خدا
ولی، به هر حال، این زندگی را که می گیری
پُر بدک هم نیست
بفرما باقیش بمونه
Cemal Süreya’dan çevirdiğim bir şiir:
FOTOĞRAF
Durakta üç kişi Adam kadın ve çocuk Adamın elleri ceplerinde Kadın çocuğun elini tutmuş Adam hüzünlü Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü Kadın güzel Güzel anılar gibi güzel Çocuk Güzel anılar gibi hüzünlü Hüzünlü şarkılar gibi güzel
عکس
سه نفر در ایستگاه
مرد زن و بچه
دستهای مرد توی جيبش
زن دست بچه را گرفته است
مرد غمگين است
همچون ترانه های غمگين غمگين
زن زيباست
همچون خاطرات زيبا زيبا
بچه
همچون خاطرات زيبا غمگين
همچون ترانه های غمگين زيبا
عجیب بنزییر ها
بوُ او کور دیلسییز کوچه لردیر آمما مغرور
سنی ناغیللاریمدا گتیرمیشدیم بورا سنی شعرلریمده گؤره سن گؤردون
هئیهات منیم دلی آتالاریمدان کی اینسانا یازماغی اؤرگه تدیلر و یانماغی
اونلار بیلمه دیلر کی تبریزلیلرـ بو بوغولموش تورکلرـ
تاریخی بیر اووچ ئوزه رلیک کیمی اووچلارینداکی کؤزده داشییاجاقلار
Okumaya devam et “عجیب بنزییر ها”
Sivas Katliamını Untuma
aynaya güldüğünde
Aynaya güldüğünde sen serin sözcükler serpiliyor aynaya
Bıçaklar düşüyor çocukların ellerinden
Yırtık dizlere vuran ıslak minik avuçlardan zarlar düşüyor
Ne tiner ne jilet ne beyaz mendil
Sen gülünce karlı tepeler kızıl zambak doğuruyor
Her yandan güneş doğuyor
Sen gülünce aynalara rüzgâr hep yeşil esiyor
Aynanın öte yanında kayboluyor tanklar
Kayboluyor hardal bombaları
Sen gülünce aynalara serin sözcükler yayılıyor içime
Çocukların eli silgi kokuyor
Ve taze ekmek
Ve mavi fiyonklu etekler oynuyor sokaklarda
Aynanın öte yanında kapalı kapılar yok artık
Aynanın öte yanında sınır yok mahkeme yok zindan yok
Sen gülünce aynalara bırak hep yanında durayım
Bir ömür harcadım bu gülüşleri seyretmeye
Bir ömür düştüm kalktım bu gülüşleri yazmaya
Sen gülünce aynalara biliyor musun
Kedim yavruluyor
Köpeğim kapı koluna sıçrıyor
Aynanın öte yanında sermaye yok kâr yok işten atılmalar da yok
Ah bir bilsen babalar nasıl koşarak gidiyor evlerine sen gülünce
Başları dimdik yürekleri gümbür gümbür
ve sigara kokan parmakları kapı koluna utanmadan uzanıyor
Sen gülünce anneleri bir görsen
Aaah saçlarına öyle yakışıyor ki taktıkları her toka
Aynaların öte yanında yalan yok
Aynaların öte yanında silah yok jandarma yok
Aynaların öte yanında ben dost sen düşman yok
Hep aynı dine inanan ve inanmayan insanlar
Hep aynı dili konuşan ve konuşmayan insanlar
Sen gülünce
Bir bilsen nasıl da kol kola dans ediyor her biri kendi ritminde
Ninelerin dişsiz ağızlarından gülünç bir fıkrayı dinler gibi
Ben senin bu gülüşünü aynada görmek için bu denli idam edildim
Bu denli kurşunlandım
Bu denli toplu mezarlara atıldım
Aaaaah senin bu gülüşlerin var ya!
son mektup
Sirus karanlık hücresinde, Rana’ya son mektubunu içinde yazıyordu:
Kimse benden haber alamayacak. Bunu da sana söyleyeceğim. Sana karşı hiçbir sır saklamadım. Dün gece uyumadım. Düşündüm hep. Düşündüklerimi de söyleyeceğim. Çünkü bu benim ilk gülüşümdür; o benim ilk gülüşümdü. Bebeğin annesine, oyuncaklarına gülüşü değildi. İlk gülüşüm, döl yatağından kopan, yeniden doğuşu için, döl yatağına geri dönecek olan bebeğin gülüşüydü; senin, dönüp dolaşıp koynuma dönüşün gibi… Çünkü bizim acılarımız, sonlanan yaşamların güzelliğine olan hayıflanmamızdandı. Onları bize kara aynalarda gösterdiler. Ama ben nereye baktıysam seni gördüm. Aynalarım senin gözlerinle doluydu, senin sesinle ve gülüşlerinle. Bunu da sana söyledim. Seni gördükten sonra bitimsiz bir aydınlıkta yaşadım. Sen pırıl pırıl bir güneştin; sımsıcak apaydın. Görmeyi bağışladın bana, duymayı. Renkleri bağışladın bana. Senin sevdan beni ölene kadar telaşlara sürükledi. Şimdi bile telaş içindeyim; seni yitirmenin telaşı. Ama bir şey daha var: ben ayrıcaklıyım. Bu ayrıcalığı sen sevginle bağışladın bana. Şimdi telaş içindeyim; ama içim rahat. Çünkü sana acının macerasını anlatmıyorum. Sana keşfetmenin hikayesini anımsatıyorum sadece. Okumaya devam et “son mektup”
eşek günlerimdi!
Bir tanecik Sirus’um! O, yaşama sanatıydı sevgilim! Senin ve benim olan. Yarın yokmuş işte bir tanem! İçinde bulunduğum ‘bugün’ yoktu… O günler, sabahtan akşama kadar yaptığım hiçbir şey yoktu. O akşam, Ağa Abdullah’ın evinin üst katında, yere oturup dizlerimi kucakladığında yalan söylemiyordun biliyordum; ama sana da, kendime şaştığım kadar şaşıyordum. Cebinden küçük bir kutu çıkardın ve dizlerimden öperek, ‘Al bir tanem!’ dedin. Bir hediye kutusuydu. Öfkemi unutmuştum yine. Ben kime öfke duyuyordum sevgilim? Kutuyu açtım. İçindeki, zarif pırlantalarla süslü bir yüzüktü. Ben daha bir şey söylemeden, ‘Seni ilk gördüğüm günün yıl dönümü!’ dedin. Başını kollarımın arasına aldım ve göğsüme bastırdım. Bir de ağladım galiba. Benim o eşek günlerimdi. Sevdalı… Okumaya devam et “eşek günlerimdi!”




