Dün akşam bir arkadaşla Muhsin Namcu’nun (Mohsen Namjoo) sardunyalar’da yayımladığım Sitem adlı şarkısı hakkında konuşurken söz o şarkının 7. dakikasından sonra gelen bölümdeki “şaraphane nerdedir?” sözleri üzerine yoğunlaştı. Mevlana’nın “göster evi ben bilmem” şiirine benzettim. Sarhoş yol kaybeder. Şaraphane nerdedir soran ya sarhoştur ya da seri hoş olarak şaraphane aramakta! Bunlar evin yolunu kaybederler. Ne güzel. Mevlana bakışıyla “Ev” kavramı üzerinde belki bir gün düşündüklerimi yazarım ancak şimdi aşktan sarhoş olan ve evi kaybeden Mevlana’nın o şiiri:
tenime yonca ekmişim bende bir inek var dürtüden ve gamzeden bir şey anlamaz kendi sıska satırlarında otlar ve yalnızlığını hacamat eder nicedir incindiğimi unutmam için bilmediklerimi yazmamı söylemiştin yazdıklarımı yırtmamı bir süredir anlamıyorum ve zamanımdan bir parça melankoliyim yoncaları düşündüğümde sıska yanıma uğrar ateş iğne yap gırtlağıma ben böğürüyorum sağlık ocağı tepeme yıkılıyor sen tanıdık olmayan hücrelerimden kan alıyorsun ben yabancılara bile gülümsüyorum yardım et! ben kuşkulu bir binada yaşamaktayım bazen her gün yaşamımın zilini çalar yaşlı kadınlara kefil olayım diye şimdi yıllardır bir kadın benim çay bardaklarımda çözer aptallığını hacamata ve yanlış yolların daracıklığına uğrar iyi bir gündür nicedir incindiğimi unutmuşum bazen evimin zili çalmaz artık!
(Ç: h.h., Dolunayda Kızıl Tef Çalan Kadınlar’dan… yakında yayımlanıyor!)
yağmur ve buğdaysın sen buğday ve yağmursun susuzluk senden şarkılar yapar insan seninle kanar ve ben evine gelince senin tütsünün kokusuyla yıkarsın ellerimi gözlerimi yıkarsın lambamı ışığınla ve kalbimi denizinle yıkarsın sana kavuşurum taze ekmek ve şarkı kokan kavime.
yağmur ve buğdaysın sen yağmur ve buğdaysın… buğday yağmurusun!
senden başka sevgilim! sayısız erkek sevdim sayısız omuzda ağladım öpücüklerimi ve gülüşlerimi çok dudakla paylaştım sayısız erkek, hepsinin adı aynı hepsinin yüzü aynı benzer hançerelerle sadece kalbime bıraktıkları yaraların yeri farklıdır!
can ve cihan dün gece neredeydin?, can ve cihan dün gece neredeydin?, yo yanlışım kalbimizdeydin,
ah ki ben nasıldım dün gece , ah ki ben nasıldım dün gece
ah ki sen dün gece kiminleydin, ah ki sen dün gece kiminleydin
kıskanırım keşke hırka olaydım, çünkü hırkanın bağrındaydın
kıskanırım keşke hırka olaydım, çünkü hırkanın bağrındaydın
korkarım sana sormaya, korkarım sana sormaya, “zavallı bensiz neredeydin?”
aynasın, rengin birinin yansısıdır, aynasın, rengin birinin yansısıdır,
sen tüm renklerden ayrıktın, sen tüm renklerden ayrıktın,
iyi yüzünün rengi tanıktır, iyi yüzünün rengi tanıktır
Tanrı lütfunun haremindeydin
Gazelin tümü:
can ve cihan dün gece neredeydin? / yo yanlışım kalbimizdeydin dün hicrinden cefa gördüm / sen ki vefa sultanıydın ah ki ben nasıldım dün gece / ah ki sen dün gece kiminleydin kıskanırım keşke hırka olaydım / çünkü hırkanın bağrındaydın korkarım sana sormaya / “zavallı bensiz neredeydin?” yeğni tinim, kaçışı anında sen / Saba rüzgarından daha hızlıydın sensiz acı ve bela beni sardı / ola ki sen bela olaydın iyi yüzünün rengi tanıktır / Tanrı lütfunun haremindeydin rengin var, dünya renginden arın / sen ölümsüz rengindeydin aynasın, rengin birinin yansısıdır / sen tüm renklerden ayrıktın
şiir: mevlana
ç: h.h.
can ve cehan duş koca budéi? / ni qaletem der délé ma budéi
duş zé hécré to cefa didéem / éy ké to soltané vefa budéi
ah ké men duş çé san budéem / ah ké to duş ké ra budéi
reşk berem kaş qeba budemi / çonké der ağuşé qeba budéi
zehré nedarem ké béguyem tora / “bimené biçaré koca budéi?”
yaré sobok ruh bé veqte goriz / tizter ez badé seba budéi
bito mera renc-o bela bend kerd / baş ké bende bela budéi
rengé roxé xubé to axér govast / der heremé lotfé xoda bud”i
reng to dari ké zé rené cehan / paki-o hemrengé beqa budéi
ayénéi rengé to eksé kesist / to zé hemé reng coda budéi
Azade Ahklaki: Bir Tanığın Rivayetiyle adlı kişisel sergisinde
“Bir Tanığın Rivayetiyle” bir fotoğraf serisinin adıdır. Yakın dönem İran tarihindeki 17 trajik ölümü canlandıran 17 fotoğraftan oluşan bir seri. Bu düşüncenin sahibi ve fotoğrafları canlandırma düşüncesini hayata geçiren sanatçı Azade Ahlaki’dir. Azade der ki: “Bugünlerde idealizm birçoğunun alay konusu olmuştur. İnsanlar, büyük ve ulaşılması zor hedefleri olan kimselerle alay ediyorlar. Ancak benim için, savaşan ve ideaları uğuruna canlarından olanlar çok saygın kişilerdir. Hedefim takdir ettiğim bu insanların anılarını canlandırmaktı.” “Bir Tanığın Rivayetiyle” son dönem İran fotoğrafçılık alanındaki en muhteşem projelerden sayılır. Bu projenin hayata geçmesi –ki geniş araştırmaları da içermekte- 3 sene sürmüştür. Azade Ahlaki’ye bu projede birçok insan yardımcı olmuştur, bu arada ve özellikle Sasan Tavakkoli Farsani (Fotoğrafçı ve sahne müdürü) ve Jila Mehrcui’den (kostüm) söz etmek gerek.
bakışların gelince
ben sende sersemlerim
bakışların gelince
şuraya yapışır
her yerde
tenime
alnıma ve saçıma
kulak arkalarıma ve
boynuma
yapışır burada havaya
pencereye
aynaya
kapıya
duvardaki saate
ve bakışlarımın ibreleriyle döner
döner
sersemletir
selam analarımızın anasının büyükannesinin anası
ben kızının kızının kızlarıyım
İranlıyım ve Horasandanım
ama Havvacan benim yurdum çok tuhaf ve garip bir yerdir
senin kızlarını doğuran kadınlar burada
kendilerini tekrarladıkları için ağıt yakıyorlar
ve oğulların sırtlarının sırtı sıcak kalsın diye bizden hep erkek çocuk istiyorlar
ama ben senin hatalarından başlanırım ağzından ellerinden ve dişlerinden
senin elma ağacının kızıllığının vesvesesinden başlanırım
ve senin yasaklanmışlığın benim yeniden doğuşum olmakta