seven kimdir ve sevgili kimdir?

Tebrizli Şems’in Makalatı’ndan:

Kendini elde ettinse hoş yürü! Başka birini bulursan, kolunu onun boynuna dola ve şayet başka birini bulmazsan, kolunu kendi boynuna dola! Bir sufinin her sabah koluna bir nevale koyduğu ve o nevaleye baktığı gibi, “Ey nevale, şayet başka bir şey bulursam, kurtulmuşsun demektir, değilse elimdesin!” dediği gibi.

Şeyh’i asık görürsen, ona katıl ve onda uzaklaş tatlı olman için –ki senin yetişmen o buluttadır. Üzüm ve meyve o bulutta yetişir.

İyi adam var ki ilmi yoktur. İyi bir adam der ki, “Tevekkül eyledim,” ilim yok ki bilsin tevekkülün mevzii nedir.

Değil mi ki, uymak odur ki buyurdu, “Devenin dizlerini bağla ve tevekkül eyle!” Yani ki Resul’de tevekkül yoktu ve bu denli cihatta çalışıp çabalardı? Arif değildi? Âlim değildi? İyi insan değildi?

Bu kadar âlem perdeler ve hicaplardır, insanın çepeçevresinde asılı: Arş onun kılıfı, Kürsü onun kılıfı, yedi gök onun kılıfı, yerküre onun kılıfı, onun kalıbı onun kılıfı, hayvani ruhu onun kılıfı, kutsal ruhu da, kılıf kılıf içinde, hicap hicap içinde, marifetin olduğu yere kadar.

Ve bu arif de sevgiliye kılıftır, hiçtir. Çünkü sevgilidir, arif onun yanında hakirdir.

Falanca şeyh çiledeydi. Bu düşünceye dalmıştı ki, “Arif ve seven kimdir ve sevgili kimdir?” Kendini geniş bir çölde buldu giden – su ve çamur çölü değil-, diğer yandan, şeyhi gördü geliyor. Ona varınca, sordu, “Sevgili kimdir ve seven kimdir?”

“Seven odur diğer yandan gelmekte ve sevgili o ki bu yandan gitmekte,” dedi.

Ve gördü ki mehtap indi ve onun musallasına oturdu, kapıyı açık bıraktı ki girsin: Şeyh geldi ve o köşeye oturdu.

Ona bir hal malum oldu. Onlar götürüyorlardı ki “Bu onun vaat edilmiş halidir –ki bu şahıs çile dışında haldeydi, çilede nasıl olsun?- Bir coşku, bir vecit zahir olmuş, her defasında zahir olduğu gibi.”

Şeyh bu hal nedir bilirdi, gülümsüyordu.

(Fasça aslında çeviren: h.h.)

‫مزار شمس تبریزی‬‎ ile ilgili görsel sonucu
Tebrizli Şems’in mezarı, İran, Azerbaycan, Hoy

İlgili resim

İlgili resim

 

soru vesvesesi

Rıza Berhani’den bir şiir

hikmet göğüslü şair Meftun Emini’ye

bir at durur alaca yapraklar ardında yanında pencerenin
elif sırtı kavistir         güzellik boy posunun büyüsü      altında: Sen
güz renkli güneşli gökten          düş ve dilek      birlikte yağar
bu andaç mı?                sevda andacı?              bu nedir?
haykırışlarım benim kendime doğru döner yaprak saraylarından ve boğazından fırtına mevsiminin

Okumaya devam et “soru vesvesesi”

ceninlerim benim birer birer ölüyorlar

Şima Timar

Şima Timar, (1973-2003)

Üç şiir:

1-

yanlış bir cumarteside
yanlış bir yerde
yanlış bir adla
dünyaya geldim
biri beni kaybetmişti sanki
bulunma
telaşının acısındaydım
ve kesik aralıklar
aralık ayında onca karın arasında
ve bu bulunmanın tuhaf olasılığı
gri boyanıyordu
adım benim değildi
belki birisi gözlerimin rengiyle çağırıyordu beni

2-

Okumaya devam et “ceninlerim benim birer birer ölüyorlar”

toprağımızdan kerpiç yapmaya kararlıdır…

 
Humayun Şeceriyan’ın,  ödül aldığı bir törende okuduğu Şirazlı Hafız’ın gazelinin bir beytini paylaşıyorum. Aşağıda, çevirinin tamamını aktardım.

Gönlünü şarap ile inşa et ki bu virane dünya /
Bizim toprağımızdan kerpiç yapmaya kararlıdır

Şimdi bağlardan cennet esintisi gelir

Ben, iç açan şarap ve huri misali yar yanımdadır

 

Bugün nasıl saltanattan dem vurur dilenciler

Çadırım bulut gölgesidir işret yerim çimenlikler

 

Çimen bahardan hikayeler okur şimdi

Akil değil o ki nakit olanı veresiye cennete verir

 

Gönlünü şarap ile inşa et ki bu virane dünya

Bizim toprağımızdan kerpiç yapmaya kararlıdır

 

Düşmandan vefa bekleme ışık vermez

Ateş tapınağından yakarsan tapınak mumunu

 

Siyah yazılarla melamet eyleme beni

Kim bilir ki kader kimlere neler yazmış

 

Hafız’ın cenazesinden esirgeme adımlarını

Gerçi günaha boğulmuştur ancak cennete gider o

 

Farsçadan çeviren: haşim hüsrevşahi

 

bir şair tanıtıyorum…

Nahid Arcuni (Nahid Arjooni)

‫ناهید عرجونی‬‎ ile ilgili görsel sonucu
İran’ın Sanandac şehrinde doğdu, orada yaşamakta

1
gelmelisin
gelmelisin
yaralarını da getirmelisin kendini hiç iyi hissetmeyen bu şiire
arkadaşlarının sesini de getirmelisin
kahraman olmaları şart değil
inlemelerinin sesini getir
yalvarışlarının
boyunlarının kırılması sonrasındaki itirafların sesini
kırık dişleri de getir
kenarı kırık kaseleri
yol yol çizgili elbiseleri
kızıl koridorları
hiç önemli değil birisi görürse kötü olur diye
ya da kötü olur duyunca
bu şiir bön kalamaz
rahat uyuyamaz
ve dünyanın
insanlar için
emniyetli yer olduğuna
inanamaz!

2
beyaz bayrak
gömleğini koynuma almışım
bu benim beyaz bayrağımdır
dünyanın eşit olmayan savaşlarına
karşı

Okumaya devam et “bir şair tanıtıyorum…”

Feryadıma yetiş saki!

İran Kürt Dervişlerinden Mastur grubunun (Baba Yadigar Dergahı) bir icrası… şiirler Farsçadır. Çevirisini altta veriyorum! İyi dinlemeler!

Hicrinde ağladım durdum feryadıma yetiş saki
Böyle sarhoş gezer dururum soluğum kesildi saki
Ver şarabı soluklanayım perişan haldeyim saki
Bu boş kadehten doluyum
Feryadıma yetiş saki, Feryadıma yetiş saki
Benim o biçare, deli, rüsvaların rüsvası
Akil değilim, kâmil değilim benim o şeydaların şeydası
Benim aşağı sensin yukarı, benim kul sensin Mevla
Bu vadide, bu çölde benim Mecnun sensin Leyla
Benim Mecnun sensin Leyla
Hicrinde ağladım durdum feryadıma yetiş saki
Feryadıma yetiş saki
Bu dertte ve bu hicranda o dilberden başka istemem
Kevser badesinden başka ilaç istemem
Sakiden ve kadehten başka tabip bilmem
Feryadıma yetiş saki, feryadıma yetiş saki
Perişan halde benim tutsak bu zindanda
Yanan kalbimden çığlık atarım dertle gözyaşıyla doluyum
Kafir değilim küfür söylemem
Feryadıma yetiş saki
Uyanıklıktan ve sarhoşluktan Tanrıyı görürüm her an
Feryadıma yetiş saki
Gel ey saki ki can üzgün ve yalnızdır
Medet eyle cansız canıma
Senden başka yol bilmem
Ki ben devranın Mecnun’uyum
Feryadıma, feryadıma yetiş saki

(Farsçadan çeviri: h.h.)

evim bulutludur!

Daha önce Kamkaranların söylediği bestede alt yazı olarak verdiğim Nima Yuşic’in “Evim bulutludur” adlı şiiri bir bütün olarak yeniden veriyorum…

“Evim bulutludur” çağdaş Farsça şiirin teorik temelini atan ve ciddi örneklerini veren Nima Yuşic’in (11 Kasım 1897, Yuş, Mazenderan, İran- 3 Ocak 1960, Şemiran, Tahran, İran) musikisi, dize bölünmeleri, imgeleri ve içerik zenginliği açısından önemli şiirlerinden biridir.

Onun 120’nci doğum günü nedeniyle çevirerek yayınlamak istedim.

Evim bulutludur
Baştan başa dünya da onunla bulutludur…

Uçurumun zirvesinde
Dağılmış, harap ve sarhoş rüzgâr
Dönüp durur
Baştan başa dünya da onunla paramparça
Ve benim hislerim de onunla harap!

Aaaay neyzen!
Sen ki neyinin sesi alıp götürmüş seni yoldan uzaklara
Neredesin?

Evim bulutludur fakat
Bulutun yağası tutmuştur!

Elimden uçup giden aydınlık günlerimi düşlerim
Güneşe karşı durmuş
Seyrederim sere serpe denizi
Ve bütün dünya harap ve darmadağındır rüzgardan

Ve yolda,
Durmadan neyine üfleyen neyzen
Bulut kaplı bu dünyada
Önünde gideceği yolu…

Sardunyalar

“Evim bulutludur” çağdaş Farsça şiirin teorik temelini atan ve ciddi örneklerini veren Nima Yuşic’in (11 Kasım 1897, Yuş, Mazenderan, İran- 3 Ocak 1960, Şemiran, Tahran, İran) musikisi, dize bölünmeleri, imgeleri ve içerik zenginliği açısından önemli şiirlerinden biridir.

Onun 120’nci doğum günü nedeniyle çevirerek yayınlamak istedim.

View original post