Yanlışlıkla kendimden kaçtım

Şakayık Za’feri’den İran Kadın Ozanlar Seçkisi için çevirdiğim bir şiir:

 
kendim gibi bir aşık
küçük memeleri ve soluk teniyle
gövde üzerinde sevdalıca dönmek
karanlık ve yalnızlıkla dolu
dörtnala
gitmek
babaya karşı ayaklanmış
bu hatalı yılların analığının anası olduğunu
bilen bir annenin anılarına karşı ayaklanmış

Okumaya devam et “Yanlışlıkla kendimden kaçtım”

Suskumuzu öldürdüler

Şebnem Azer’ın İran Kadın Ozanlar Seçkisi için çevirdiğim bir şiiri:

suskumuzu öldürdüler

 
suskumuzu öldürdüler
ağızla caddeye sürüklediğimiz gövdemizi
soğuk silahımız olan elimizi
sesimizi öldürdüler

hayır!
biz hiçbir şeyi saklamadık
ne ceplerimizde
ne yumruklarımızda
sadece
bu hıncın karanlığını aydınlatan
bir ışık istiyorduk
gözyaşlarımızı
mendilinin köşesine teyelleyecek
bir el
adımızı anımsayacak bir kelam istiyorduk

Okumaya devam et “Suskumuzu öldürdüler”

sonsuz Tuba

Roya Tefti’den İran Kadın Ozanlar Seçkisi için Farsçadan çevirdiğim bir şiir:

bin dallı tubayım Tuba
biricik yol kalmış
ben senin sütünü kendimle paylaştım yalnızca
senin yuvarlak yapraklarını emerim ellerimin sumağı 
ve gözlerim göğsünde
Tuba!
erimiş karların kadınısın
her iki göğsünü koy ağzıma
aşkı paylaşıyor musun? başsızım ve uykusuz
senin o yan yatışının hazzı var ya?
koynumu saksı yapayım senin için
en yüksek dalının bibere bulaşmamış olduğunu söyle
son güneşi senin için yerim sonuna değin
bitmeyen Tuba
ve o adsız dalı koy ağzıma

Günter Grass’in şiiri!

Günter Grass’in savaş aleyhtarı ve İsrail’in hukuk tanımaz saldırganlıklarını eleştiren Ne Söylenmeli adlı şiiri, savaş çığrıtkanlarını çok kızdırmışa benziyor! Bu şiir ilk kez Süddeutsche Zeitung’da yayımlandı. Amerika, İsrail ve yandaşlarına kalırsa bir tek kendileri konuşacaklar ve bütün insanlar onların zırvalarını kabullenip peşlerinden meeeleyerek sürüklencekler.

İğnenin ucu kadar aydın olmanın vicadnını taşıyan herkes SAVAŞA HAYIR demeli…

Günter Grass

Germany’s most celebrated writer’s lyrical warning of a looming Israeli aggression against Iran triggers international row
Günter Grass’s poem What Must Be Said was first published in the Süddeutsche Zeitung.  Photograph: Graeme Robertson
Luke Harding and Harriet Sherwood

The Guardian, Thu 5 Apr 2012 23.16 BST

During his long literary career, Günter Grass has been many things. Author, playwright, sculptor and, unquestionably, Germany’s most famous living writer. There is the 1999 Nobel prize and Grass’s broader postwar role as the country’s moral conscience – albeit a claim badly undermined in 2006 when it emerged that the teenage Grass had served in the Waffen SS. But at the ripe old age of 84, Grass has triggered a furious row with a poem criticising Israel.
Entitled What Must Be Said and published on Wednesday in the Süddeutsche Zeitung, the lyric warns of a looming Israeli aggression against Iran. It argues that Germany should no longer deliver nuclear submarines to Israel that might carry “all-destroying warheads”.
Grass also takes aim at Germany’s reluctance to offend Israel – reproaching himself for “my silence” on the subject, and acknowledging that he will inevitably face accusations of antisemitism.
He muses:Why do I only speak out now/Aged and with my last drop of ink:/Israel’s nuclear power is endangering/Our already fragile world peace?” He supplies his own apocalyptic answer: it must be said because “tomorrow might be too late“. Okumaya devam et “Günter Grass’in şiiri!”

Hayyam’dan çeviridklerim!

 Bu dörtlülerin ilki orjinal farsça, sonrasında benim çevirilerimdir. Affola!

Ber mefreşe xak xoftéqan mibinem                     der ziré zemin nehoftéqan mibinem

Çendanké bé sehrayé edem minégerem              na amedeqano reftéqan mibinem

Toprak halıda çok uyuyanlar gördüm                 altında yerin ne saklananlar gördüm

Yokluk çölüne baktığımda ben heyhat                hiç gelmemiş ile gitmiş olanlar gördüm

Okumaya devam et “Hayyam’dan çeviridklerim!”

Farsçanın çağıldayan sesi

Doğuyu sarı çöl kumundan, şal ile şerbetten ibaret sananlar için anlattığı hikâyeler kabul edilemez, dili irkiltici!

Suat Duman:

Yazın okunacak kitap önerilerinde mevsimsel döngünün göz önünde bulundurulduğu apaçık. Dünyayla organik bir bağımızın olmadığını öne süremeyiz ne de olsa. Güneşi kat eden bu rota bizi yaza, kışa mecbur bırakıyor. Şunu soracağım: Yazar, eserini kaleme aldığında okurunu uyarır mı, yaz mevsiminde okunması, kumsalda şezlong, odalarda klimanın hazır tutulması diye. Hiç sanmıyorum. Hedeflenen daha ziyade, kendi eşiğine çekilmiş zihne, adamakıllı gevşemiş bedene fazlaca yük getirmeyecek önerilerle, okurun, rehavet mevsiminde de okuma eyleminden uzak kalmamasını sağlamak muhtemelen… Sadık Çubek ve Sabır Taşı için ilk uyarıyı yapalım o halde. Birçok nedenle, rehavet altında okunacak bir roman değil. Yazlık listelere bağlı bir okuma mevsimi geçirenlerdenseniz, kadim komşunun bu evrensel kalemiyle tanışmayı korkarım bir başka bahara erteleyeceksiniz. Zira dikkat, elimizdeki hiç de mevsim normallerinde seyretmeyen bir roman!
Sadık Çubek, İranlı. Farsça edebiyatın yirminci yüzyıldaki gür sesi. Yaratıcı bir edebiyat ve kuvvetli bir toplumsal muhalefet geleneğinin içinden geliyor. Doğuyu sarı çöl kumundan, şal ile şerbetten ibaret sananlar için anlattığı hikâyeler kabul edilemez, dili irkiltici!

Okumaya devam et “Farsçanın çağıldayan sesi”

bu senin çocuğun olabilirdi

Bu çocuk senin çocuğun olabilirdi, senin kardeşin… Yağmacıların, işgalcilerin utanması yok! Onlar insanları katletmeyi kendilerine iş edinmişler! Acımasızlar, gözlerini dolar bürümüş… onların tanrısı, dinleri, imanları, varlık nedenileri dolardır! Onların yüreklerini doğa sevgisi, insan sevgisi değil sermaye ve kar sevgisi doldurmuş… onların elleri diresklerine kadar çocukların ve masum, mazlum insanların kanına boğulmuş! Egemen devletlere hangi bahaneyle olursa olsun saldırmak, ya da savaşı haklı göstermek sermayenin oyununun bir parçasıdır… Savaşa hayır demek bir insanlık borcudur… fosfor ve uraniyum bombalarıyla sesimiz kesilmeden Hayır demek gerek…

Okumaya devam et “bu senin çocuğun olabilirdi”

artık yalnız değilim

benim omuzlarımda bir güvercin var senin ağzından su içer
benim omuzlarımda bir güvercin var boğazımı tazeler
benim omuzlarımda bir güvercin var ağırbaşlı ve iyi
benimle aydınlıktan söz eder
ve insandan-tüm Tanrıların Tanrıçası olan-
 
ben insanla yıldız dolu sonsuzlukta yürüyorum
(Ahmed Şamlu, bana aydınlıktan söz et, ç:h.h.)